Maniplasyon borsada suç sayılırken, sanatçı üzerinden yapılanı ise, bugüne kadar dikkate alınmadı…
Görsel sanatlar üzerinden kurulmaya çalışılan fiyatlandırmalar, sanatın yatırımcısına bir tuzak olarak da adlandırılıyor…
Duygu Yaşam
Ülkemizde görsel sanatlar üzerinde al-sat kesimine yönelik sözde sanatsal değerlendirmenin tamamen ticari amaca yönelik bir oyundan ibaret olduğu öteden beri söylenirdi… Bu doğrultuda sanatçının emeğinin, sanatçıya zarar verecek nitelikte algı operasyonuna çevrilmeye çalışıldığı dikkatleri çekmektedir… Şöyle ki, ekonomik krizden söz edilerek bazı isim yapmış sanatçıların şaibeli eserlerinin bile, yok fiyatına satılmaya çalışıldığı, sanatçının haberi olmadan sanatçı adına değerlendirmenin keyfi bir amaçla yapıldığı ve bu şekilde bazı sanatçıların hali hazırdaki piyasa değerlerine zarar verildiği görülmektedir… Ülkemiz görsel sanatlarının dünya piyasalarında önünün açılmasına bir risk olarak görülen bu uygulamaların, bazı müzayede firmaları tarafından da uygulanması, ülkemizde sözde adından bahsedilen görsel sanatlar piyasasının nasıl çarpık bir şekilde kurulmuş olduğunu ve nasıl ehliyetsiz, sorumsuzluklara yol açtığını gözler önüne taşımaktadır…
Müzayede şirketleri sanki sanatçının değerini müzayede belirler mantığı ile, sanatçının müzayede piyasasının oluşmasını, önemli sanatçı olmaya yönelik bir araç gibi göstermeye çalışıyorlar… Bu yüzden de müzayedelerde sanat ile zanaatın bir arada karıştığı, kopya ile gerçeğin ayırt edilmeden üstelik de dengesiz bir fiyatlandırma ile satılmaya çalışıldığı görülmektedir…
Sanat eserinin bir mal olarak görüldüğü çarpık yapılanmış sanat piyasasında, sanki ikinci el bir eşya muamelesi yapılan sanat eserlerinin, güncel değerleri ve sanatsal önemi göz önüne alınmadan üstelik reklam edilerek piyasaya sunulması karşısında, sanatçıların telif haklarına da tecavüz edildiği ileri sürülmektedir. Bir görsel sanatçı sanat eserini sattığı zaman, telif hakkını da satın alana vermemişse, o satın alanın eseri satarken herhangi bir şekilde kamu oyuna reklam etmesinin, izne bağlı olması gerekmektedir… Telif hakları kanununda bu reklam etmenin, müzayede şirketlerine bir ayrıcalık olarak tanınmasının, sanatçı haklarına bir saygısızlık olduğu ve sanat eserinin her hangi bir ikinci el eşya muamelesine uğramasına yol açtığı görülmektedir…
Müzayede şirketi unvanına sahip olan bir kuruluş için ülkemizde herhangi bir kuralın uygulanmamasının da, görsel sanatlar piyasasının oluşmasını negatif açıdan etkilediği, müzayede şirketi kuracak olanların belli kurallara tabi olmasının gerektiği ileri sürülürken, bu konuda bir Fransa ve başka ülkelerin uygulamalarının da örnek olarak alınması gerektiğine değiniliyor…
Bir sanatçının eserini elde etmiş olan bir kişi, o sanatçının eserini müzayede şirketine verdiği zaman, şirketin fiyat değerlendirme yetkilileri yani exspertleri sanatçının sanatsal değerine ve piyasasının güncel durumuna bakarak bir değer tespit ederler ve müzayedeye o fiyat üzerinden alt ve üst değerler belirtilerek konular ve bu bütün dünyadaki müzayede şirketlerinin uyguladığı bir kuraldır… Bizdeki müzayede uygulamalarında sanki kelepir bir sanat eseri varmış algısı yaratılarak, sanatçının haberi bile yokken kendi kendilerine tespit ettikleri bir fiyatı koyarak, üstelik de sanat eserinin görselini, sanatçının adını da kullanarak reklam edenler, ne sanata ne de sanatçıya bir saygı gösterdiklerinin mesajını veremiyorlar… Sanatçı ve sanat eseri pazarlayıcısı arasında oluşan bu saygısızlığın da ülkemiz sanatına zarar verdiği, sanatçıyı psikolojik açıdan rahatsız ettiği ve bunun sonucunda da sanata olan güvenin sarsıldığı bilinmektedir…
Bir sanat eserini herhangi bir reklam şirketinin reklamlarında kullanma hakkı nasıl yok sa, bir müzayede şirketinin de para kazanma amacı ile sanatçının eserini reklam ederek ticari kazanç elde etmesine de hakkı olmamalıdır. Çünkü her iki örnek de aynı amacı göstermektedir ve anayasada emsal olan benzerliklerde ayırımcılık olmayacağı da açıkça görülmektedir……
Ayrıca bir sanat eserinin ilk satıştan sonra tekrar satılması halinde, sanatçıya verilmesi gereken yüzde miktarının da, kanunda gösterildiği halde, bugüne kadar hiçbir sanatçıya verilmemiş olmasının bu piyasanın ne derece ciddiyetten uzak çalıştığını da ortaya koymaktadır…
Ayrıca bu payın verilmemesi için de bazı taktiklerin kullanılması, sanatçının bilinerek mağdur edilmesi fikrini de doğurmaktadır…
GÖRSEL SANATLARDA MANİPLASYON…
Borsada maniplasyon yapmak suçtur… Görsel sanatlar piyasasını da müzayedeler ile bir borsa şeklinde kullanmak ve bu piyasada maniplasyon yapmak nedense suça girmiyor… Satılmamış eseri satılmış gibi göstermek, eseri satışa koyanın yine kendisinin yükselterek satın alması ve böylelikle görsel sanatlar eserlerini yatırım amaçlı olarak satın alanlara karşı bir suni fiyat algısı yaratılması, aynen borsada olduğu gibi hisselerin değerlerinin suni şekilde yükseltilmesi ile eşdeğer değil midir… Sonuçta borsada para yatıranlar da yatırımcı, sanat müzayedesinde para yatıranlar da… Peki birinde suç olan algı operasyonu diğerinde neden suça girmiyor, belki de bugüne kadar dillendirilmemiş olmasından kaynaklanmasın…
Sanat piyasasında yatırımcıya karşı suni algı yaratmanın da suç sayılması için, sanatçıların odası sayılabilecek olan UPSD’nin devreye girmesi ve bu tür aksaklıkların düzeltilmesi için tüm üyeleri ile birlikte söz birliği etmesi gerekmektedir… Ayrıca müzayedelerde resmi bir denetçinin bulundurulması da bu tür aksaklıkların önüne geçilmesini sağlayabilir…
SANAT DÜNYASINDA ETİK SAYILMAYAN MANİPLASYON YATIRIMCIYA VE SANATÇIYA ZARAR VERİYOR…
Aslında dünya çapındaki sanat müzayedeleri ile sanat dünyasında bulunan irili ufaklı müzayede şirketleri, galericilerin kendi sanatçılarına teklif vererek onların fiyatlarını yükseltme amacı taşımalarına göz yumarlar. Borsa da ahlaki olmayan bu durum nedense sanat piyasasında umursanmaz ve bu durum da, sanatı etik olarak tanımlayan galeriler ile, gerçek sanatçıların zarara uğramasına yol açar…
Ülkemizde ise, bu durum daha farklıdır; bizde sanatçının değerini yükseltmek için galerilerin maniplasyon yapabilmeleri finansal açıdan pek mümkün olmadığı için bu konuyu bilinen birkaç galerinin uyguladığı şaibesi dolaşmaktadır. Zaten bu şaibelere neden olan sanat piyasasındaki isimler ve galeriler de kolayca tahmin edilebilir… Çünkü yıllardır sanat piyasamızda belli bazı isimler dışında fiyatları yükselenler olmadığı için, uygulanan maniplasyonun belli bir kontrol altında yürütüldüğü de düşünülebilir…
DÜNYA SANAT PİYASASINDA MANİPLASYON YAPILDIĞI EN BİLİNEN İSİM DAMIEN HIRST…
Bir sanat eserinin ve sanatçısının değer taşıyabilmesi için, sanatsal açıdan bir çok kriterleri geçmiş olması gerekmektedir… Fakat dünya sanat piyasasında da örneğin bir Damien Hirst gibi arkasında finans desteği olan bir çok ismin hak etmediği halde, sanat piyasasından yüksek oranlarda nemalandıkları bilinmektedir. Fakat bu tür sanatçıların gelecekte sanat tarihinde hiç de iyi anılmayacakları, sanat piyasalarındaki ahlak dışı kumara alet oldukları sürekli anılacaktır… Burada aklımıza takılan soru şu olmalıdır; yabancı sanat piyasalarında bir çok sanatçıların değerleri maniplasyon yapılarak yükseltiliyor. Peki bizim sanat piyasamızda neden birkaç ismin dışında sanatçıların eserleri kelepir fiyatına sürekli düşürülerek pazarlanmaya çalışılıyor? Bunda amaç nedir diye düşündüğümüzde ise ortaya, organize bir çalışma yürütüldüğü iddiası çıkıyor… İşte bu iddianın üzerine giderek, ahlaki, etik ve dürüst bir sanat piyasasının oluşabilmesi için, devletin, sanat ağırlıklı sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve sanatta uygulanan maniplasyon yüzünden mağdur olan galerilerin bu konuya karşı duyarlı olmaları ve gerekenin yapılması açısından adım atmaları gerekmektedir… Çünkü ülkemiz dışındaki ülkelerde sanatçının değeri organize bir şekilde düşürülmeye çalışılmaz. Müzayedecilerin bu konuya karşı arz talep seçeneği ile yanıt verdiklerini düşündüğümüzde ise, sanatçının galerilerde satılan eserlerinin fiyatlarının altında müzayedelerde satılmaya çalışılmasının, sanatçının piyasasının düşürülmesine yol açtığı ve galeri müessesesinin de aynı oranda zarara uğradığı görülmektedir… Bu konuda konuşpan bazı sanatçılar şunu söylemekteler, “ Galeride eserimizin satış fiyatı bellidir. Müzayedeler eserlerin fiyatını neden kendi düşüncelerine göre koyauyorlar. Sonuçta müzayedeye eser verenler eseri daha önce ne kadara aldıklarını söylüyorlar fakat müzayedeler fiyatı biz koyarız ısrarı ile, sanatçının fiyatını kelepir düzeyine çekerek müzayedede öyle pazarlıyorlar. Bu durumda ise, sanatçının eserini daha önce farklı fiyata almış olan yatırımcı, kendisini galerinin kazıklamış olduğu düşüncesine kapılabilir ki aslında bu doğru değildir. Kendisini düşük değerde satmaya zorlayan müzayededir ve bu çarpık, etik olmayan duruma bir son verilmelidir.”
SANAT ESERİNİN VE SANATÇISININ GERÇEK DEĞERLENDİRİLMESİ…
Görsel sanatlar dünyasında milyonlarca sanatçı kendi üretimlerini paylaşırken, bazı sanatçıların aradan sıyrıldıklarını ve sanat tarihine mal olacak çalışmalar içinde olduklarını görüyoruz. Bunu belirleyen nedenlerin başında, sanatçının kendine özgü bir dünya oluşturmuş olması ve görsel sanatlar dünyasına bir yenilik sunması olarak görülüyor… Sanatçı yaptığı yeniliği sunarken, kendi felsefesini ve topluma vereceği veya vermek istedi mesajını veya mesajlarını da çalışmalarına ekler ve gerektiğinde ise, yaptığı çalışmaların okumasını, yani neler ifade etmek istedğini yazılı olarak yapabilir… Öyle içimden geldiği gibi yaptım, tesadüfü yarattım veya mobilyanın rengine göre tasarladım demek başka, felsefesi ve mesajı ve de ortaya koyduğu imajı ile sunmak daha başkadır… İçinden geldiği gibi yapmak, tesadüfü yaratmak veya mobilyanın rengine göre tasarlamak da bir sanattır fakat bu sanat, dilimizde zanaat olarak söylenen bir konumdadır ve gerçek sanatsal yaratıdan farklıdır… Yani duvar ustası düşünün, müthiş bir ustalıkla duvar örebilir fakat o usta, o duvarın nasıl örülmesi gerektiğinin planını yapan mimarın belirlediği şekilde bir ustalık göstermektedir ve sadece ustadır… Görsel sanatlarda da, artık günümüzde fotoğrafın, videonun teknolojik olarak uç boyutlara ulaşması ile sanat, felsefe ve mesajlarını da içine alarak sanatçıyı aynen bir mimar ve mühendis gibi yeni bir olgu yaratmaya itmiştir. Artık sanatçı fotoğraf gibi resim yapıyor diye sanatçı sayılmıyor… Sanatçı beynini, yeteneğini, kullanarak felsefesini kurabildiği ve toplum ile iletişimini sağlayabildiği mesajı veya mesajları ile bir bütün oluyor… Diğer, sadece fotoğraf gibi el, fırça veya kalem ustalığı ile resim yapanlar ise sanatın zanaatkar kısmını oluşturuyorlar ve onlar da kendi kulvarlarında sanat yapıyorlardır ve talepte görürler…
DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR…
Görsel sanatlar piyasasında bugüne kadar yaptıkları uygulamalar ile sanat dünyasına sanatsal açıdan güven vermemiş olan sözde bazı sanat pazarlayıcıları ki bunlara bazı müzayede şirketleri de dahildir, bundan sonra bir sanatçı ve sanatı üzerinde değerlendirme yapacakları zaman daha dikkatli olmalıdırlar…
Örneğin eserini satacağı sanatçıyı tanımıyorsa ve sanatçı yaşıyorsa, sanatçıya ulaşarak bilgi almalıdır. Çünkü sanatçıya saygı göstermeden sanatçı üzerinde kazanç elde etmeye çalışanlar günün birinde, kendilerinin de zor durumda kalacağını bilmelidir…
Öncelikle bir sanat müzayede şirketinin, sanatsal açıdan değerlendirme yapacağı bir kurulu olmalıdır ki, güven elde edebilsin… Örneğin sanatçı sanat dünyasında yer almış bir çok yabancı literatüre girmiş, dünya görsel sanatlarında ilkleri var ve 50 yıla yakındır sanat yapıyor ve siz bu sanatçının üstelik de şaibeli bazı eserlerini olmadık bir fiyat ile müzayedeye koyuyorsunuz… Bu durumda sizin ciddi bir sanat pazarlayıcısı olduğunuza kim inanır. Veya inanıyorlardıysa da bundan sonra ve bu tür yayınlardan sonra kim inanır… Yahu sanatçı yabancı bir ülkenin en önemli bir sanat müzesinde yer alabiliyor, hakkında bir çok yayın yapılmış fakat bizim ülkemizin çarpık sanat piyasasındaki bazı sözde sanat satıcıları için bunun bir değeri yok… Çünkü sanatçının değerini tartışacak, gündeme getirecek bir kaygıları da yok çünkü sadece ceplerine atacakları paraya bakıyorlar… Bu durumda ülkenin görsel sanatlar dünyasında önü açılabilir mi? Ve bugüne kadar yapılan onlarca bienal ve sanat fuarları ile sanat dünyasına ülkemizden bir star sunamama nedeni de bu ilgisizlik ve kaygısızlıktır…
Sanatı pazarlamaya soyunmuş olanlar önce sanatçının değerine ve yaptıklarının dünya sanatında ne kadar değerli olduğuna odaklanmalıdırlar… Sanattan para kazanmaya soyunmuş olanlar sanatçıya gereken değeri verip saygıyı göstermeseler kurşunu kendi ayaklarına sıkmış olurlar ki bu da sanat piyasasının gelişmeden yok olmasına yol açar… Bugün sadece üç beş sanatçıyı pazarlayıp diğer sanatçıları uvertür olarak kullanma amacı güdenler şunu iyi bilmelidirler ki, ülkemizde bilinçli koleksiyonerlerin sayısı hiç de az değil ve onlar sanatçıya gereken değeri vererek koleksiyonlarını yarınlara hazırlıyorlar… Ortada sorun yaratanlar ve sanata saygının yitirilmesi için bilerek veya bilmeyerek alet olanlar ile gerçek koleksiyoncuların ilgisi yoktur, onlar sadece al-satçı kesim ile eskici pazarı gibi bir sanat piyasası yaratmışlardır ve bu piyasa da kendi kendini yok etmeye namzettir…
Sanatı pazarlayan bazıları önce kendilerine bir baksınlar sonra da üzerinden kazanç elde etmek için pazarlamaya çalıştıkları sanatçıya, o zaman göreceklerdir ki, sanat ta sanatçı da kullanılacak bir meta değil, özenilecek bir değerdir…
(Gelecek yazımızı bekleyin: TÜRKİYEDE Kİ SANAT MÜZELERİ GERÇEĞİ…)

