Duygu Yaşam-Art Kritik
Görsel sanatlarda ne yazık ki, sanat mantığı yerine, piyasa mantığı diye bir şey oluştu. Resim ve heykel satışları ile bu piyasa Rönesanstan bu yana sanata önem vermiş olan ülkelerde gelişerek bugünkü, çarpık müzayede konumuna kadar geldi… Artık sanat kapitalizmin gölgesinde, para babalarının hırsları ile giderek daha da rekabet ortaya koyan bir konuma yürürken, bu arada gerçekten görsel sanat üreten yetenekler, geleceğin sanat tarihini sessizce yazıyorlar…
DUCHAMP’IN SUÇU MU…
Marcel Duchamp ile başlayan sanat anlayışı bugünlerde, görsel sanatların tanımı olarak kullanılsa bile, Duchamp’ın ortaya koyduğu obje örneklerin benzerlerini, abartarak sanat diye pompalamak ne derece doğrudur düşünmek gerek.
Duchamp pisuvarın üzerine sadece imzasını attı ve adını fountain (çeşme) koyarak sergiye gönderdi. Düşüncesi, görsel sanatlarda sanatın tuval, boya, fırça teknikleri, pentür gibi tanımlamalarla değil, sanatçının tanımı ile belirlenmesi gerektiği üzerineydi… Duchamp’ın pisuvarı sergiden reddedildi fakat onun pes etmemesiyle de tanımladığı sanat anlayışı bugünlere kadar geldi, fakat Duchamp’ın ortaya koyduğu sanat tanımının üzerine bir şey konulamadı… Sanki Duchamp, gidin çarşıdan satın aldığınız bibloları sanat diye sergileyin demiş gibi, ana fikir dikkate alınmadan moda anlayışı ile bugüne kadar abartıya gidildi ve kral çıplak diyebilecek eleştirmenler ortaya çıkınca da, sanat piyasasındaki farklılıklar tartışılmaya başlandı…
Duchamp’a göre, Sanatçı gösterdiği ustalıkla değil, fikirsel içeriği ile değerlendirilmeli ve ortaya konulan sanatın anlamı, mesajı, felsefesi sanat eserinin ön plana çıkarılmasında önemli rol oynamalıdır… Pisuvarı da görsel sanatlarda sanatçının öne süreceği fikrinin önemli olduğunu, eserinin çok da önemli olmadığını vurgulamak için seçti…
Bugün Damien Hirst, Jeff Koons gibi sanatçıların yaptıklarının Duchamp ile ne derce örtüştüğü sorgulanmalı. Çünkü bugün Ducahmp’ın ortaya koyduğu sanat anlayışı, günümüzde fabrikasyon sanata dönüşerek, sanatçının hırdavatçı dükkanından aldığı bir objeyi imzalayarak sergilemesinin de ötesine geçerek, seri üretim içeren biblocu bir zihniyete dönüşmüştür…

ASLINDA NEFES ALMAK TA BİR SANATTIR…
Görsel sanatlar adına, çöp torbası bile müzelere girerek, her şeyin sanat, herkesin de sanatçı olduğu fikri doğrulanmak istendi… Doğrudur her canlı aslında bir sanatçıdır çünkü, nefes almak da bir sanattır; kimisi sadece akciğerden alır, bazısı da hem akciğeri hem de diyaframı birlikte kullanır. İnşaatta harç karıştıran amele de sanatçıdır çünkü her inşaat işçisi kendi üslubuyla karıştırır harcı… Spor yapmak da bir sanattır, akrobasi pilotu da bir sanatçıdır çünkü göklerde müthiş görseller yaratarak, uçmanın felsefesi ışığında yerdeki izleyenlere performans sergiler… İp cambazı da bir performans sanatçısıdır, üstelik çok sağlam bir felsefesi olan… Trapezciler hatta palyaçolar da performans sanatçısıdır. Hem de ortaya bir felsefe koyarak yaparlar performanslarını… Şimdi bu örneklerin ışığında yenilik adına bir takım saçmalıklar sergileyerek sanat yaptıklarını iddia edenleri ne derece ciddiye alalım, düşünülmesi gerekir…
Salt kavramsal düşünerek sanat yapmanın eğitime ne ihtiyacı var ki… Felsefe fakültelerindeki öğrencilere görsel sanatlardan bahsedilse, kavramsal sanatın dibini bulurlar J
Aslında konuyu çok daha farklı açılardan ele alarak daha da açmak gerekiyor da, şimdilik bu kadarla kalsın belki bir yanıt gelir de o zaman daha detaylara ineriz J
SANAT PARANIN GÖRÜNTÜSÜYLE YER DEĞİŞTİRDİ…
Görsel sanatların bugünkü duruma düşmesinin ardından bir çok ünlü sanat eleştirmenleri sanat yazmaktan vazgeçerek, başka sanat dallarına geçtiler veya yazmayı bıraktılar. Çünkü görsel sanatlarda artık at izi ile it izi birbirine karıştı, gerçek sanatçılar değil, işin cambazları, algı yaratarak ün yapmak isteyenler ve sıkılmadan başkalarının yaptıklarını taklit eden sanatçılar sahneyi doldurdular…
Kapitalizmin gölgesi altında sanat yapmak bir yerde sanatın para ile yer değiştirmesine yol açtı. Borsa sistemini sanata uygulama düşüncesi, para babalarının sanata el atmasını sağladı. Çünkü müzayedelerden pazarlanan sanat eserleri, büyük rakamlara çıkartılarak, sanata yatırım yapanları fabrikalar kurmadan, fabrikalardan kazanılacak servetlere ulaştırdı. Borsada bir şirketin durumu o şirket hisselerinin yükselip alçalmasını sağlarken, sanat eserlerinin sürekli yükselişleri, bir çok borsacının da sanat piyasasına yönelmesini sağladı ve sanat bir yerde sanat olmaktan çıkarak, paranın görüntüsüyle yer değiştirdi…
Dünya müzayedelerinde maniplasyon yapılarak çok yüksek değerlere çıkarılan eserlere, örneğin Richter gibi bir sanatçı da hayret ederek, bir yerde şaşkınlığını belirtmiştir.
Ülkemizde bu müzayede konusu nasıl gidiyor diye baktığımızda, bir çok konuda olduğu gibi bunda da sadece gülerek geçebiliyoruz… Türkiye’de gerçekten iyi sanatçılar da var fakat sağlam bir sanat piyasası kurulmadan, galeriler tam anlamıyla oluşturulmadan konu müzayedeye gelince, bir çok sanatçı şansını yurt dışında denemek için çareler aramaya başladı… Bu gidişle de Türkiye’de görsel sanatlar piyasasının tam anlamıyla kurulabilmesi için belki de bir 50 yıla ihtiyaç vardır…
NFT BORSASI…
Sanattan elde edilen geliri her sahaya yaymaya çalışan işin kurnazları, kripto paralar ile birlikte NFT sistemini de devreye sokarak, dijital ortamda sanatın borsasını yarattılar…
Bugün kavramsal olarak tanımladığımız sanat aynen Duchamp’ın teorilerini içermekte fakat, yine de toplumlar, görsel sanatlarda duvara asılan resimlerin ötesine çok fazla geçememekte ve poster zihniyetinden başka bir şey içermeyen resimler, biblo heykeller ve fikirden uzak sadece albenisi olan, mesaj içermeyen sözde eserler, sanat eserlerinin de bulunduğu mecrada pazarlanmaktadır.

