BURCU PERÇİN “Yeniye Yükseliş” SERGİSİYLE MERKÜR’DE.

Duygu Yaşam(Art Kritik)

(“Burcu Perçin,  protest eserleri ile tarihsel geçmişi ve doğa katliamını sorgularken,

çağdaş sanatçının üstlenmiş olduğu sorumluluğa da gönderme yapıyor…”)

Burcu Perçin’in Merkür  Galerideki ‘’Yeniye Yükseliş’’ sergisi, sanatçının son dönem çalışmalarını bir dizi farklılıklar ile izleyicinin ilgisine sunuyor.

Ülkemizde çağdaş sanata gönül vermiş olan sanatçıların yapması gereken ne ise Burcu Perçin sanatçı sorumluluğu ve duyarlığı ile onu ortaya koyuyor; geçmişten günümüze Anadolu’da yer almış olan uygarlıklardan kalan sanat eserlerinin,  uzun yıllar korumasız kalarak zarara uğramaları, ülkemizin doğasal zenginliklerine vurulan darbeler, kötü niyetlerin yok ettiği ormanlarımız ve bugün 84 milyon olan nüfusumuza ait olan zenginlikleri n, sorumsuzca yok edilmesi ve bütün bunların hepsi,  Burcu Perçin’in odaklandığı gerçeklerin, sanatçının kendi felsefesi ve mesajları ile açtığı pencereden açıkça gözleniyor…

Burcu Perçin’in bu sergisinde, sergiyi bütünleyen duvar heykelleri de ilgi çekti.

Burcu Perçin’in yeni sergisiyle vurgulamak istediği  bir önemli mesaj da, tarihsel dönemlerden geçmiş coğrafyamızda bugüne gelene kadar geçirmiş olduğumuz kültürel  katmanların, bugünkü yaşamımızı kurgulamakta önemli rol oynadığıdır. Sanatçı bunu  şöyle açıklıyor;

“Bu sergiyi oluştururken şu an dünyada içinde bulunduğumuz düzeni oldukça sorguladım. Bütün yaşadığımız realitenin bugüne gelene kadar aslında pek çok aşamadan geçtiğini bilmenin önemli olduğunu fark ettim. Antik dünyayı ele alırken okuduğum kaynaklar, arkeolojik veriler, mitler vs. hepsi aslında geçmişten gelen bize nasıl yaşamamız gerektiğini dikte eden bir sistem içerisinde yaşadığımızı gösteriyor. Bu anlamda baktığımızda geçmiş yaşamları, olayları ne kadar iyi anlarsak, bugünü anlamak ve daha iyi bir gelecek kurmak mümkün olabilir. Bu sergide antikiteyi referans alarak bir anlamda geçmiş yaşamların günümüze ışık tutacağının da mesajını vermek istedim”

Türkiye’de çağdaş sanat piyasasında  genç sanatçılara sunulan olanakları düşündüğümüzde, ortaya çok özgün ve dünya sanat piyasasına sunabileceğimiz, şok edici çalışmaların çıkacağını tahmin ederken, ne yazık ki yetersiz sanat eğitimi ve sayıları giderek çoğalan sanat fakültelerinde uluslararası sanat kalitesinde eğitim verilememesinin sonucu olarak, bu konuda fazla bir ilerleme kaydetmediğimizi görüyoruz…

İşte çağdaş sanat piyasamız bu durumda seyrederken, Burcu Perçin gibi, sayıları az da olsa bazı genç yeteneklerin ortaya koydukları özgün ve de bizim coğrafyamızı vurgulayan çalışmalar, sanatçının aynı zamanda bir araştırmacı olarak ta görevini üstlendiğine işaret ediyor…

Perçin’in resimleri, geçmişte tahrip edilen tarihi değerler ile, yok edilmeye çalışılan doğamıza verilmiş olan zararları, bir çığlık olarak değil, bu zararları vermiş olanlar her kimse onlara, yalın, sakin ve gizemli görselleri ile, protest duruşunu sergiliyor…  Sanatçının bu protest bakışı ilk anda  resimlerini okumak isteyenlere aynı etkiyi vermeyebilir fakat, çağdaş sanatı okuyabilen  deneyimliler, o güzel çalışmaların aslında çınlayan bir çığlığın sessiz resimleri olduğunu kavrayacaktır…

İşte Burcu Perçin’in aynı zamanda tarihsel ve doğasal değerlere duyarlı, aktivist bir çevreci olmasının sanatına yansıması … 

Burcu Perçin ile ilgili kısaca şunu söyleyebiliriz, 1979 doğumlu sanatçı, ülkemizde kuşağının bir numaralı özgün temsilcisidir…

Ziyaret saatleri:25 Aralık 2021 – 05 Mart 202

2Salı’dan Cumartesi’ye 10:00 – 19:00 arasında MERKUR’de

SALT’IN GÖRSEL SANATLARIMIZDAKİ ÖNEMİ NEREDE?

Art4Critic(Sanatın Eleştirisi)

“Toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratarak değişime katkı sunan Garanti BBVA, SALT’ın kurucusu ve daimî destekçisidir.”

Güzel bir amacı ortaya koyan slogan…

Peki bugüne kadar Salt hangi yaraya merhem olmuştur bu konuda? Farkındalık yaratarak neyi kotarmıştır? Oysa sanat ile ortaya koyulan farkındalıklar, mutlaka bir çözümü veya sonucu da ortaya koymalıdır ki etkili olabilsin… Belki diyeceksinizdir ki, Salt görsel sanatlar içerisinde yer alan bir amaçtır ve ortaya koyacağı sonuç ise, Salt’ı gezen belki birkaç yüz kişinin, ‘kral çıplak’ demesine fırsat bırakılmadan yapılan bir sunumdur ve insanlar gezer, bakar ve Salt’ta bir çağdaş sanat olayı gördüklerine inandırılır ve giderler…

Şimdi sanata kazandırılan nedir burada? Fikir mi? Fikir ise, bir fikri çok daha başka yollar ile çok daha etkili vererek, sonuç alabilmek de mümkündür… O zaman bu sanatsal(!) uğraşının amacı ne ola ki…İnsanları boşu boşuna oyalamak mı? Yoksa  etkinliği hazırlatan, sponsor olan kurumlara, isimlere sanat adına rant kazandırabilmek mi…  Ve de henüz ülkemizdeki görsel sanatlar yağlıboya ve tuvalin ötesine pek geçmemişken, (Toplumun nüfusuna vurduğumuz zaman bu konu önem kazanır. Acaba ülkemizde toplumun yüzde kaçı kavramsal diye yutturulan  bazı saçmalıklar ile ilgilidir… Bence yüzde 0,oooooooo1 i bile değil…)

Salt denilince sadece sanat piyasasında Vasıf Kortun ismi akla gelir… Bazılarına göre de Ali Akay ve o gruptaki bazı isimler…  Bir de Mamut vardır ki, sürekli genç sanat kesimini Batı temalı kavramsal sanata yönlendirmedir amaç… Peki neden genç sanatçılarımızdan, üzerinde bulundukları coğrafyadan yola çıkarak, kavramsal nitelikli bir şeyler ortaya koymaları istenmez? Neden hep Batı’nın eteğine yapışmaları körüklenir…  

Bugün dünya çapında  tanınan İran asıllı sürgündeki sanatçı Shirin Neshat, kavramsal sanatı kendi coğrafyasındaki kadınların sesi olarak kullandı ve sanatçı olarak yaptığı eylemlerle, İran kadınına yeni özgürlükler kazandırdı… Bugün Salt sergilerinde ki kavramsal işler arasında ses getirecek, eylem ortaya koyabilen ve sanatçının sesini yığınlara duyuran bir etkinlik göremedik…

Avrupa Birliğinden veya Avrupa’nın ülkemizde sanatı destekleyen fonlarından birinden gelen iki milyon dolarlık yardımdan haberimiz oldu fakat, kime yaradı o paralar veya Garanti BBAV’nin sponsorluğu kimlere yarıyor ve ülkemizde sanata ne kazandırıyor birisi çıkıp açıklasın da anlayalım…

Nedense son yıllarda genç sanatçılara yardımcı olalım diye ortaya çıkan kuruluşlar veya sanatsal gruplar, genç sanatçıların kendi  kültürümüz,  coğrafyamız ve insanlarımızın gerçekleri açısından kavramsal olarak eser ortaya koymalarına önem vermediler. Batı’dan alınan kavramsal sanat örnekleri ile sözde çağdaş sanatımızı ortaya koymaya çalışanların ne derece  başarılı oldukları, görsel sanatlarımızda dünya platformunun neresinde olduğumuz gerçeği ile ortaya çıkmaktadır… Kavramsal olarak sanat yapmak, sanatta sadece bir değişik olanı, yeniyi, sanat açısından yeni olarak görülebilecek bir saçmalığı ortaya koyarken, sanatçının içinde bulunduğu toplumdan da yola çıkarak bir sorunun çözüme kavuşması gerektiği vurgulamasını da yapması gerekir… Bir amaç taşımayan ve kavramsal sanat olarak sunulmaya çalışılan her neyse, havada kalır ve bir zemini olmaz… Sanat için sanat yapmak ise amaç, bu amacı da kavramsal olarak ele almak kadar bir saçmalık ta olmaz…

Salt’ta Nur Koçak sergisi… Yücel Dönmez’in 1970 li yıllardaki bir projesinin fotoğraflarını kartpostallardan büyüttürerek sergisinde izinsiz kullanan sanatçı, aslında ülkemizde sanat alanında meydana gelen bir sorumsuzluğu da vurgulamış oldu…

Bugüne kadar gerek sanat tarihçi, sanat yazarı, küratör, galerici, müze yöneticisi veya sanatın bir başka sözcüsü anlamında ortada gözüken bazılarının,   Fazla bir şey yapmadan popüler kültürün peşinde, kendilerine rant elde etme amacıyla  koştuklarını görüyoruz… Ve ne yazıktır ki bu bahsettiğimiz insanlar bir şekilde  sanatı kurgulayan merkezlerin köşe taşlarına yerleşmiş, işlerine geldiği gibi koşturmaktalar…

Shirin Neshat örneğini ortaya koyan bir kavramsal sanatçı neden çıkaramadık? Veya  bu açıdan çaba harcayan sanatçılarımızı neden görmezden geldik? Bunun yanıtını nasıl verebilirler ki, sosyetik çabalarla, popülizm kaygıları ile sözde sanatı kovalayanların  gerçek sanatın ülkemizde nasıl olması gerektiği ile ilgili ne kaygıları olabilir ki… O zaman, gözüken şu ki, sanat piyasamızda bugüne kadar gelmiş olan uygulamalar değiştirilmedikçe, bizden bir sanatçının veya sanatımızın dünya çağdaş sanat platformunda yer alabilmesi ancak hayal olur…

Yücel Dönmez’in Kapitalizm serisinden bir kavramsal çalışması (1997 Gallery2000Chicago koleksiyonu).

Bakıyorum da ülkemizde maniplasyonla algı yaratılan bazı isimler ve eserleri fiyat açısından balon gibi şişirilen bazılarının,  aslında bir Batılı veya başka sanatçıdan kopya çektikleri veya  o sanatçıya ait olan fikir, görsel ve mesajlar ile  ortaya çıkmak istedikleri gündeme geldikçe, şaşırmadan edemiyoruz…

İstanbul Modern’de yer alan sanatçıların Türkiye’nin en önemli sanatçıları oldukları ile ilgili gerçek olmayan iddialar ise, aslında ülkemiz görsel sanatlarına vurulmuş olan bir darbedir ve bu müzede mutlaka, özgün sanatımız için ayrı bir bölüm ve özgün olmayan, kopya sayılan sanat için de ayrı bir bölüm oluşturulması, müzenin uluslararası tanıtma amacını belki biraz kurtarmış olur. Yoksa bugün tanımlandığı gibi, İstanbul Modern bir çağdaş sanat öüzesi değil, normal bir galeri gibi algılanır ve sadece insanların vakit geçirmek için uğrayacakları bir mekan olmanın ötesine geçemez…

MARİA HELENA VİEİRA DA SİLVA VE CANAN TOLON…

art4crıtıc

Maria Helena Vieira da Silva (13 June 1908 – 6 March 1992) Portekiz asıllı sanatçı aynı zamanda Fransa vatandaşı olarak, 1992 yılında Paris’de yaşamını kaybetti.

Maria’nın çalışmalarını bir izleyicimiz Canan Tolon’a ne kadar benzerlik gösteriyor diye göndermiş ve “acaba Canan Tolon bu sanatçıyla çalışmış mı” diye de soruyor. Biz çalışıp çalışmadığını bilmiyoruz fakat, Canan Tolon’un, İstanbul Modern tarafından sergisinin yapılmış olmasını, sanatında özgünlüğüne bağlıyoruz. Öyle ya özgün olmayan bir sanatçıyı göklere çıkararak, İstanbul Modern gibi bir müze sergisini açmaz. En azından böyle düşünmemiz gerekir.

Bu konu ile birlikte aklımıza şu gelebiliyor; yani bizden bir sanatçının dünya çapında özgün eserler ürettiğini, göğsümüzü kabartarak ne zaman uluslararası alanda yaymaya çalışacağız? Yok mu böyle bir sanatçı?

Bir sanat adamı arkadaşımız sürekli şunu söylüyor, “Uluslararası piyasaya sunabileceğimiz bir sanatçımızın ülkemizde desteklendiğini görsem, dişimi kıracağım” haksız da değil… Bugüne kadar kimleri biennallerde desteklediyse, ülkemizin çok saygın sanat kurumları, öyle ses getirecek bir sonuç elde edemedi. Contemporary fuarlar açıyoruz, galerilerimiz sadece birbirleriyle rekabet halinde gözüküyorlar. Çağdaş bir fuarda çıfıt çarşisı gibi dizilirse eserler, sadece satış amacı güdüldüğü ortaya çıkar. Oysa, temsil edilen ve uluslararası piyasalara sunulabilecek sanatçılarımız varsa onları özel olarak sunmak gerekir ki, istenilen sonuç elde edilebilsin…

Maria Helena Vieira da Silva

Maria Helena Vieira da Silva 

İstanbul Sanat Vakfı ve diğer bir çok sanat kuruluşları, müzeler, galeriler ve devletin sanat kurumları, sanatla tatmin olmayı bırakıp, sanatla dünyaya ün salmanın peşine düşmelidirler… Bunu yapabilmek için de aynen Avusturalya ve bir çok başka ülkelerin yaptığı gibi, ümit veren sanatçıların dünya sanat merkezi sayılan yerlerde örneğin, New York, Paris, Londra, Berlin gibi kentlerde atölye çalışmaları yaparak, o merkezlerin sanat piyasası ile tanışmaları sağlanmalıdır ki, çağdaş sanat anlamında ner3ede olduğumuz ortaya çıkabilsin… Bu yapılırken de ülkemizde yaygın olan torpilliler konusu rafa kaldırılmalı ve yabancı uzmanlarca da onaylanan sanatçılara destek sağlanmalıdır…

Canan Tolon

Canan Tolon


Maria Helena Vieira da Silva çalışmalarından örnekler;

CANAN TOLON ESERLERİNDEN ÖRNEKLER ^