SALT’IN GÖRSEL SANATLARIMIZDAKİ ÖNEMİ NEREDE?

Art4Critic(Sanatın Eleştirisi)

“Toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratarak değişime katkı sunan Garanti BBVA, SALT’ın kurucusu ve daimî destekçisidir.”

Güzel bir amacı ortaya koyan slogan…

Peki bugüne kadar Salt hangi yaraya merhem olmuştur bu konuda? Farkındalık yaratarak neyi kotarmıştır? Oysa sanat ile ortaya koyulan farkındalıklar, mutlaka bir çözümü veya sonucu da ortaya koymalıdır ki etkili olabilsin… Belki diyeceksinizdir ki, Salt görsel sanatlar içerisinde yer alan bir amaçtır ve ortaya koyacağı sonuç ise, Salt’ı gezen belki birkaç yüz kişinin, ‘kral çıplak’ demesine fırsat bırakılmadan yapılan bir sunumdur ve insanlar gezer, bakar ve Salt’ta bir çağdaş sanat olayı gördüklerine inandırılır ve giderler…

Şimdi sanata kazandırılan nedir burada? Fikir mi? Fikir ise, bir fikri çok daha başka yollar ile çok daha etkili vererek, sonuç alabilmek de mümkündür… O zaman bu sanatsal(!) uğraşının amacı ne ola ki…İnsanları boşu boşuna oyalamak mı? Yoksa  etkinliği hazırlatan, sponsor olan kurumlara, isimlere sanat adına rant kazandırabilmek mi…  Ve de henüz ülkemizdeki görsel sanatlar yağlıboya ve tuvalin ötesine pek geçmemişken, (Toplumun nüfusuna vurduğumuz zaman bu konu önem kazanır. Acaba ülkemizde toplumun yüzde kaçı kavramsal diye yutturulan  bazı saçmalıklar ile ilgilidir… Bence yüzde 0,oooooooo1 i bile değil…)

Salt denilince sadece sanat piyasasında Vasıf Kortun ismi akla gelir… Bazılarına göre de Ali Akay ve o gruptaki bazı isimler…  Bir de Mamut vardır ki, sürekli genç sanat kesimini Batı temalı kavramsal sanata yönlendirmedir amaç… Peki neden genç sanatçılarımızdan, üzerinde bulundukları coğrafyadan yola çıkarak, kavramsal nitelikli bir şeyler ortaya koymaları istenmez? Neden hep Batı’nın eteğine yapışmaları körüklenir…  

Bugün dünya çapında  tanınan İran asıllı sürgündeki sanatçı Shirin Neshat, kavramsal sanatı kendi coğrafyasındaki kadınların sesi olarak kullandı ve sanatçı olarak yaptığı eylemlerle, İran kadınına yeni özgürlükler kazandırdı… Bugün Salt sergilerinde ki kavramsal işler arasında ses getirecek, eylem ortaya koyabilen ve sanatçının sesini yığınlara duyuran bir etkinlik göremedik…

Avrupa Birliğinden veya Avrupa’nın ülkemizde sanatı destekleyen fonlarından birinden gelen iki milyon dolarlık yardımdan haberimiz oldu fakat, kime yaradı o paralar veya Garanti BBAV’nin sponsorluğu kimlere yarıyor ve ülkemizde sanata ne kazandırıyor birisi çıkıp açıklasın da anlayalım…

Nedense son yıllarda genç sanatçılara yardımcı olalım diye ortaya çıkan kuruluşlar veya sanatsal gruplar, genç sanatçıların kendi  kültürümüz,  coğrafyamız ve insanlarımızın gerçekleri açısından kavramsal olarak eser ortaya koymalarına önem vermediler. Batı’dan alınan kavramsal sanat örnekleri ile sözde çağdaş sanatımızı ortaya koymaya çalışanların ne derece  başarılı oldukları, görsel sanatlarımızda dünya platformunun neresinde olduğumuz gerçeği ile ortaya çıkmaktadır… Kavramsal olarak sanat yapmak, sanatta sadece bir değişik olanı, yeniyi, sanat açısından yeni olarak görülebilecek bir saçmalığı ortaya koyarken, sanatçının içinde bulunduğu toplumdan da yola çıkarak bir sorunun çözüme kavuşması gerektiği vurgulamasını da yapması gerekir… Bir amaç taşımayan ve kavramsal sanat olarak sunulmaya çalışılan her neyse, havada kalır ve bir zemini olmaz… Sanat için sanat yapmak ise amaç, bu amacı da kavramsal olarak ele almak kadar bir saçmalık ta olmaz…

Salt’ta Nur Koçak sergisi… Yücel Dönmez’in 1970 li yıllardaki bir projesinin fotoğraflarını kartpostallardan büyüttürerek sergisinde izinsiz kullanan sanatçı, aslında ülkemizde sanat alanında meydana gelen bir sorumsuzluğu da vurgulamış oldu…

Bugüne kadar gerek sanat tarihçi, sanat yazarı, küratör, galerici, müze yöneticisi veya sanatın bir başka sözcüsü anlamında ortada gözüken bazılarının,   Fazla bir şey yapmadan popüler kültürün peşinde, kendilerine rant elde etme amacıyla  koştuklarını görüyoruz… Ve ne yazıktır ki bu bahsettiğimiz insanlar bir şekilde  sanatı kurgulayan merkezlerin köşe taşlarına yerleşmiş, işlerine geldiği gibi koşturmaktalar…

Shirin Neshat örneğini ortaya koyan bir kavramsal sanatçı neden çıkaramadık? Veya  bu açıdan çaba harcayan sanatçılarımızı neden görmezden geldik? Bunun yanıtını nasıl verebilirler ki, sosyetik çabalarla, popülizm kaygıları ile sözde sanatı kovalayanların  gerçek sanatın ülkemizde nasıl olması gerektiği ile ilgili ne kaygıları olabilir ki… O zaman, gözüken şu ki, sanat piyasamızda bugüne kadar gelmiş olan uygulamalar değiştirilmedikçe, bizden bir sanatçının veya sanatımızın dünya çağdaş sanat platformunda yer alabilmesi ancak hayal olur…

Yücel Dönmez’in Kapitalizm serisinden bir kavramsal çalışması (1997 Gallery2000Chicago koleksiyonu).

Bakıyorum da ülkemizde maniplasyonla algı yaratılan bazı isimler ve eserleri fiyat açısından balon gibi şişirilen bazılarının,  aslında bir Batılı veya başka sanatçıdan kopya çektikleri veya  o sanatçıya ait olan fikir, görsel ve mesajlar ile  ortaya çıkmak istedikleri gündeme geldikçe, şaşırmadan edemiyoruz…

İstanbul Modern’de yer alan sanatçıların Türkiye’nin en önemli sanatçıları oldukları ile ilgili gerçek olmayan iddialar ise, aslında ülkemiz görsel sanatlarına vurulmuş olan bir darbedir ve bu müzede mutlaka, özgün sanatımız için ayrı bir bölüm ve özgün olmayan, kopya sayılan sanat için de ayrı bir bölüm oluşturulması, müzenin uluslararası tanıtma amacını belki biraz kurtarmış olur. Yoksa bugün tanımlandığı gibi, İstanbul Modern bir çağdaş sanat öüzesi değil, normal bir galeri gibi algılanır ve sadece insanların vakit geçirmek için uğrayacakları bir mekan olmanın ötesine geçemez…

Yorum bırakın