GÖRSEL SANATLARDA DE KOONIG’IN SANATI GERÇEK SANAT, FRANK STELLA’NIN SANATI İSE,DEKORATİF SANATTIR…

[12:59, 30.05.2026]

Kavramsal sanat saçmalığı ile, görsel sanatlar bir çıkmazın içine itilmiştir…

Yucel Donmez

Çağdaş sanat, sanatçının doğaçlama çalışmaları ile ortaya koyduklarıdır…

Rönesans sonrasında görsel sanatlar giderek çeşitli kavramlar ile sanat dünyamızda yer aldı ve bugün

 sanat kavramlarına yeni oluşumlar da eklendi ve görsel sanatlar kendi konumunda çok çeşitli bir şekilde bölünmelere yol açtı. Örneğin, sanat tarihine yer alan  belli kavramların yanı sıra, land art, performans, protest, dijital sanat ve bugün de yapay zeka (AI) sanat hayatımızda yer alıyor. Çağdaş sanatı bir kesim kavramsal çalışmalar olarak kabul ediyor, bir kesim ise Jeff Koons gibi, biblo oluşumlarını çağdaş sanat olarak yorumluyor. Oysa görsel sanatlar sanatçının kendisi olarak ortaya koyabildikleridir ve bunu da sanatçı, sanat yapacağı yüzeyin veya ortamın içinde sanat yapmaya karar verdiği zaman, o anki durumuyla ilgili olarak ortaya koyar…

Yani tasarım ile önceden ne yapacağının eskizlerini yapmak, görsel sanatlarda artık gerçek sanat sayılmamalıdır…, Çünkü sanatçı tasarım aşamasına girdiği zaman, ortaya konulmuş birtakım kuralları da izlemek durumundadır. Oysa gerçek sanat yapan bir görsel sanatçı, tasarım değil doğaçlama olarak sanat yapacağı ortamda işine başlar ve o anda içinden nasıl geliyorsa bunu kendi kişisel becerisi, kendine özgü belirlediği kuralları ile deneyimlerini ve cesaretini  ortaya koyar ve burada yaptığı, taşıma su değil, o anda kendisinden sanat olarak fışkıran bir örnektir… Diğer saydıklarım, kavramlar ve bugüne kadar görsel sanatlarda  yer alan çalışmaların da  elbette değeri vardır fakat gerçek sanat açısından bakınca artık sadece tanımladığım şekilde sanat yapanın gerçek sanat yaptığı kabul edilmelidir.

Önceden planlanan ve tasarım için ön çalışmaları yapılan sanat eseri, sanat severler için bir albeni yaratmakta ve bu sayede de sanatçısına rant sağlamaktadır. Yani o üretilen eserleri alanlar, sevdikleri ve göz zevklerini okşadığı için ilgi gösterirler ve bunun da karşılığını parasal olarak ortaya koyarlar. Bu demek değildir ki, o üretilen eser görsel sanatlar açısından sanatsal değeri olan bir eserdir. O ÜRETİLENLER, USTALIK SONUCUNDA ORTAYA KONULMUŞ OLAN EL BECERİSİNİN VE GÖZ ALGISININ ORTTAYA KOYDUKLARIDIR VE DE GENEL OLARAK DEKORATİF İŞLER DİYE ADLANDIRILIR…

Bir sanatçı olarak dekoratif çalışmalara önem vererek, sanat ile yaşamanın sırrına varmış oldum. Fakat sanatsal olarak yarınlara kalacak olan eserlerimi, Ünlü

 Amerikalı sanat eleştirmeni Alan ARTNER’İN DE VURGULADIĞI GİBİ, KENDİMDEN BİRŞEYLER KATARAK SANATIMI ORTAYA KOYDUM VE DOĞAÇLAMA OLARAK YAPTIĞIMJ İŞLERİM BENİ DAHA ÇOK HEYECANLAMDIRTDI VE SANATSAL TADI ANCAK ALABİLDİM…

Görsel sanatçı, doğaçlama olarak sanat yapmaya başladığı zaman, o anki mod durumu, içsel heyecanı, kafasındaki müziği ve gözüyle hissettiklerinin uyuşması sonucu, sanatını yapmaya başlar ve yaptığı da tamamen içinden geldiği gibi kendi komplike durumunu sanatına yansıtır. De Kooning bu bahsettiğim  gerçek sanatçı çizgisini en belirgin şekilde ortaya koymuş bir sanatçıdı Francis Bacon, Kiefer, Richter, Jackson Pollock,  gibi sanatçılar da bu kategoride yer almaktadır…

Sanatçı  tasarım ve planlama ile eserini ortaya koyuyor ve yaptığı çok farklı ve bir yenilik olarak görülüyorsa, o sanatçının yaptıkları da değerlidir fakat, işin içine tasarım girdiği için, gerçek bir görsel sanatçı değildir… Örneğin, Twombly, tuvaline bir çocuğun çalışması gibi saf çizgilerle, içinden geldiği ve hissettiği, gibi eserlerini yaptı  ve önceden tasarlanmamış bir şekilde, kendisine özgü leke anlayışını, denge unsurunu ve felsefesini, mesajını samimi bir şekilde ortaya koyarak gerçek sanatçı kimliğine  erişmiş oldu…    

Bir görsel sanatçı, gerçek sanat eserleri ortaya koyduğu gibi, istediğinde tasarım yaparak ta sanat eseri üretebilir bu onun özgürlüğüdür… Fakat benim ileri sürdüğüm konu, neyin gerçek görsel sanat olduğu ile ilgilidir… Toplumlarda ve sanatı ticaret olarak algılayan kuruluşlarda sözde sanat eseri, iyi satılan olarak tanımlanıyor. Oysa albenisi olan ve suni algı yaratılarak ortaya konulan sanat eserleri büyük talep görebilir. Bu Kapitalist düzende sanatın talep yaratılan bir ürün zinciri olduğu ile ilgilidir ve bu sanata yatırım yapanlar sanatın borsaya benzer kısmında, birbirleri ile yarışırlar. Yani ortada iyi sanat ve kötü sanat diye bir tanımlama olmaz, hangi sanat çok para etti hangisi az diye adlandırılır ki bunun da gerçek sanat anlayışı ile hiçbir ilgisi yoktur…. 

  Yani kapitalist düzenin para aklama veya borsa gibi sanat eserleri üzerinde manipülasyon yapma niyetleri, görsel sanatlarda eleştirmenlik müessesesini bir tarafa bırakarak, at izi ile it izini birbirine karıştırmıştır… 

Şimdi sanat eseri satanlar şöyle diyebilirler, talep gören çalışmalar sanat eseri olarak kabul edilmelidir…  Örneğin kişinin çok parası var ve sanat koleksiyonculuğu ilgisini çekmiştir ve de zenginler dünyasında havasını da atmak hesabı ile, müzayedelerde şişirilen fiyatlara talep göstererek, kendi politikasını izliyor. O zaman o kişinin talep ettiği sanat veya sanatçılar görsel sanatlar dünyasının en iyileri mi, oluyor?

Van Gogh’u ele alalım, çünkü Van Gogh görsel sanatlarda, gerçek sanat yapan bir sanatçı olarak, sanat dünyasına damgasını vurdurttu… Keşke kendisi o damgayı yaşarken vurabilseydi ama olmadı. Çünkü o zamanlarda da var olan sanat piyasasında, işi, türlü oyunların içinde olanlar götürüyordu… Bugünde, kavramsal sanat saçmalığı ile, müzeler kuruluyor, sanat eğitimi almış olanlar arasında ikilik yaratılıyor ve sanki kavramsal çalışanlar ile tuval sanatçıları birbirlerine düşmanmış gibi algı da yaratılıyor. Bazı galeriler, kavramsal saçmalığı ile, sanki, sanatın üst kalite bir topluma hizmet etmesi gerekiyormuş gibi, bir ayırımcılığı körüklüyorlar…

Lafı açılmışken, kavramsal sanat konusunu ele alalım; şöyle günlük hayatta etrafımıza bir bakalım ve sonra da örneğin Bienal sergilerinde gördüğümüz bazı sözde sanat çalışmalarını düşünelim… Günlük yaşamımızda o kadar çok kavramsal nitelik taşıyan oluşumlar ile karşılaşıyoruz ki, bu rutin olarak gördüklerimizi bir de sergi salonlarında görmenin özelliği ne ola ki… Yani kavramsal çalışan sanatçıların ortaya koydukları sözde eserlerin verdiği mesajlar çok mu önemli oluyor ki, bu sanatçıları kavramsalcı kesim birer üstün zeka olarak görmek istiyor…Kral çıplak misali, görsel sanatlarda o kadar çok sözde yüksek algı oluşturuluyor ki, insanlar anlamadıkları sözde sanat eserleri karşısında, birer sanat eleştirmeni kesilerek, bir takım laflar etmeye çalışıyorlar ve  bu arada sanatçısı da kasıla kasıla bir havaya giriyor 😊…İsteyen kavramsal da çalışsın, performanslar yapsın fakat, görsel sanatlarda gerçek sanatı görmek isteyenler, doğaçlama olarak çalışan sanatçıları çok yakından gözlesinler çünkü sanatın gerçeğine ulaşmış olacaklardır…

GÖRSEL SANATLAR ve GERÇEK SANATÇI KAVRAMINDA “SON DAKİKA…”

BU DEĞERLENDİRMEDEN SONRA, GERÇEK SANATÇI KAVRAMI ANLAM KAZANIYOR…

Yücel Dönmez

Görsel sanatlarda bugüne kadar sanat yapmanın çeşitli kuralları dile getirildi. Fakat gerçek görsel sanatçının nasıl tanımlanacağı ile ilgili bir düşünce ortaya konulmadı. Bugün çağdaş sanat dediğimiz konunun artık geçmişteki pek çok sanat kavramı ile ilgisinin olmadığı açıkça bellidir. Çünkü görsel sanatlar dediğimiz zaman içine çok çeşitli kavramları da sokuyoruz ki aslında gerçek görsel sanatçının bu kavramlar ile çok fazla ilgisi yoktur.  

Sanatçı örneğin resmini yapıyorsa bir kompozisyon çizmez, onun kompozisyon DNA’sı kafasının içinde, o anki yaşadığı ruhsal durumu, sorunları, sevinçleri ve de düşleri ile ilgilidir… Bugüne kadar kompozisyon sanatın DNA’sıdır denilen fikir bundan sonra gerçek sanatı ve sanatçıyı tanımlama konusunda, anlamını yitirmiştir…

Müzik nasılsa gırtlaktan çıkan sesin faklı dağılımı, yankılanması ve sanatçısının ciğerleri, diyaframı ile ilgiliyse, görsel sanatçının da  ortaya koyduğu eseri, aynen müzik yapan bir yeteneğin kullanmış olduğu gibi kişisel yetenekleri ve felsefesi, fiziki ve ruh durumu ile ilgilidir…

Görsel sanatçı eğer iki çizgi çizip arasını boyayla dolduruyorsa bu sanat değil, sadece boyamaktır. Çünkü sanatçı iki çizgiyi çizdiği zaman ortasını da boyayarak bir görsellik elde edeceğini düşünür ki bu yaptığı, sanatı albenisi olan bir disipline yönlendirmesi demektir…  Nasıl ki ses sanatçısı tanrı vergisi sesiyle  bir özgünlük ve bir ruh ortaya koyuyorsa, görsel sanatçı da, sanat yapmaya başladığı zaman, o anki ruh durumu, bilgi birikiminden kaynaklanan düşleri, hissettikleri ve bir medyum gibi transa geçme durumundan kaynaklanan tüm vücuduyla, sanatını ortaya koyar.

De Kooning, Francis Bacon, Twombly, Jackson Pollock gibi sanatçılar görsel sanatların bu boyutunu yakalayabildikleri için her biri bir değerdir. Öte yandan Picasso, Dali, Chagal gibi sanatçılar yine aynı sanatçı psikolojisi içinde, daha çok bir düş ortamını dile getirebilmek adına, sanatlarını ortaya koydular. Bugün ise bakıyoruz bu saydığımız sanatçılardan yola çıkarak sanatlarını ortaya koyanlar ,yine aynı  değerlere ulaşabiliyorlar.

Öte yandan Kapitalizmin para aklama yöntemine adapte edilen sanat ile Jeff Koons gibi sanatçıları ön plana çıkartan kesim, sanat eserini değil, sanat eserine para yatıranların vermiş olduğu borsa değerlerini ön planda tutuyor ki, görsel sanatlarda bu çok yanlış bir tutumdur ve bu yüzden bugün görsel sanatlarda birçok değersiz sanat eserleri de değerliymiş gibi algı yoluyla sanat piyasasında  büyük paralar karşılığında alınıp satılıyor..

Bir sanat eserine baktığınız zaman, o sanatçının  eserini ortaya koyarken,hangi koşullarda çalışmış olduğunu hissetmeye çalışırsanız, o sanat eserinin  önemli olup olmadığını da anlayabilirsiniz. Sanatçı eserini yaratırken kim bilir hangi düşünce durumunda ve hangi hisleri taşıyarak o sanat eserini üretiyordu, bunu düşününce  konuyu algılayabilirsiniz…

Sözde sanatçım önce bir plan kuruyor kafasında ve  boyasını hazırlayıp, fırçasını tuvaline dokunarak bir albeni yaratmaya çalışıyor. Arada bir de bakarak, dengesi, leke geçişleri veya başka dengelemeleri, gözlüyor. Sonunda tamam olduğuna karar verir, artık görenlerde albeni yaratacaktır diye düşünür ve sanır ki o yaptığı bir sanat eseridir. Hayır değildir o yaptığı sadece bir tasarlanış ve bir plan dahilinde ortaya çıkarılmış ve de göz boyama açısından da planlanmış bir çalışmadır ve poster değeri olabilir de bir sanat eseri değeri, yoktur… O esere sadece birkaç gün belki keyifle bakabilirsiniz. Sonrasında  tıpkı arabesk müzik gibi bir bıkkınlık getirebilir. Oysa gerçek soyut resim, sanatçısının tüm varlığıyla ortaya çıkmıştır ve her karşısında durduğunuzda sizinle sanki konuşur ve sizi bambaşka  düşüncelere götürebilir İşte yaşayan sanat dediğimiz de budur…

50 yıldan fazladır görsel sanatlarda neyin sanat neyin sanat olmadığı konusunu irdeliyordum ve sonunda net bir fikre ulaştım ve bu yazdıklarımın yanlış olduğunu ortaya koyabilecek olan herhangi bir sanat felsefecisi, de düşünemiyorum. Çünkü sanat eseri fabrikada üretilen ve planı, krokisi, formülü belli olan bir şey değildir. Sanat eseri tamamen sanatçısının fiziki ve felsefi yapısıyla ilgili tüm vücudundan bir parçadır ve böyle olunca da değerlidir…

Görsel sanatların tüm kavramlarıyla ilgili dönemlerim oldu ve en sonunda bu yazdıklarımı doğrulayan soyut çalışmalarım ile sanatta kendime geldiğimi hissettim. Çünkü soyut çalışmalarımda ortaya koyduğum eserlerimi yaşayarak yapıyordum.

Farklı bir trans içerisinde, kafamın içinde beni düşler ortamına sokan, anlam veremediğim ve bazen de hissederek keyiflendiğim düşüncelerime daldığımda, karşımdaki sanat eserimin beni de içine aldığını ve renkli bir dünyanın içinde tek başıma dolaştığımı algılıyordum… Bu bambaşka bir duygudur ve sanatçının eseriyle kaynaşmış olduğunun işaretidir… Bu yazdıklarımın ışığında bir değerlendirme yapmak istersem, örneğin her resim ve heykel eserinin bir sanatsal değeri olmadığını fakat, bir emek değeri olduğunu ve yine de bir sanatçının elinden çıktığını hatırlayarak, sanat açısından bir değerlendirmeye gidebiliriz. Burada ortaya koyduğum fark, gerçek görsel sanat eseri ile, el becerisinin bir tutulmamasıdır ki, bu da yüksek sanat yapan ile, el sanatları yapanın karşılaştırılması gibi düşünülebilir…