MİHRİBAN MİRAP’IN GÖRSEL ROMANLARI…

Duygu Yaşam (Art Kritik)

Görsel bir sanatçı ne yaparsa yapsın, yarattığı eserlerinde mutlaka bir hikayesi vardır ve o hikayeyi hisseder ve eserin karşısındaki izleyenlere de hissettirir…

Mirap’ın figürsel çalışmaları, çocuklar ve bireyler ile yaşam döngüsünün  romanlarını ortaya koyarken, aynı zamanda izleyenlere de kendi geçmişlerini veya bulundukları zaman içerisindeki önemlerini hatırlatır…

Sanatçının eski çerçeveler içindeki yaşlı insan portreleri kimilerince ölümü de hatırlatan çalışmalar gibi değerlendirilirken, aslında Mihriban Mirap’ın bu portre çalışmalarının her biri, içeriğinde yüzlerce sayfalık  öyküleri barındıran birer görsel romanlar olarak karşımızda duruyor. O portrelerin ait olduğu kişilikleri sorgulamaya kalksak, kim bilir nasıl ilginç  olayları saptayabileceğiz. Bu yüzden, belirli kişilikler üzerinden yapılan görsel çalışmalar aynı zamanda, birer hayat öykülerinin görsel özeti olarak yarınlara kalıyor…

Hani kavramsal çalışmalar diye sürekli konuşuluyor ya, işte gerçek kavramsal çalışmalar da, Mihriban Mirap’ın resimleri olarak karşımızda duruyor. Çünkü Mirap’ın her çalışmasında belli bir felsefenin ortaya çıkardığı gerçekler, görsel olarak gözükürken, derinine öyküleri olan figürler olarak ta bize bir çok anı hatırlatabiliyor… Örneğin ben onun bir portre çalışmasına baktığım zaman, o kişiliğin üzerinden kendi yaşadıklarımı da sorgulamaya başlıyor ve o kişi ile yaşadıklarım arasındaki benzerlikleri tahmin etmeye çalışıyorum. İşte bu tür çalışmalara bakarken, o sanatsal çalışmanın okumasını da bu şekilde gerçekleştiriyoruz…

Mihriban Mirap’ın sanatçı duyarlığı ile yaptığı çalışmaları, sanatındaki belgesel yönünü de açığa çıkarıyor ve zaten figürlü sanat yapanların da  bir arşiv niteliğinde yaptıkları çalışmaları, birer belgesel anı olarak önem taşıyor…

MİHRİBAN MİRAP

1981 yılında İstanbul’da doğdu. 2005 yılında Yeditepe üniversitesi, Güzel Sanatlar Fakültesi, Plastik sanatlar bölümünden Mezun oldu. 2020 yılında aynı üniversitede yüksek lisans eğitimini tamamladı. Prof. Özdemir Altan, Prof. Zahit Büyükişleyen, Prof. Turan Aksoy, Pof. Gülveli Kaya atölyelerinde eğitim aldı. Çeşitli proje sergilerinde, uluslararası sergilerde ve fuarlarda çalışmaları sergilendi. Bugüne kadar 5 kişisel sergisi bulunan sanatçının yüksek lisans tez konusu ‘Endüstri Devrimi ile birlikte kent kültüründe bireyin modern yaşam algısının resim sanatına yansıması’ olup sanat çalışmalarıyla paralel bir içerik oluşturmaktadır. İstanbul’da bulunan atölyesinde çalışmalarına devam eden sanatçı aynı zamanda İstanbul Bilgi Üniversitesi ve İstanbul Oyuncak müzesinde olmak üzere sanat eğitmenliği mesleğini sürdürmektedir

TÜRK ÇAĞDAŞ SANATINDAN BAZI ÖRNEKLER HOLLANDA’DA SERGİLENECEK

Art4Critic– Özel

Türkiye’den bir grup sanatçının yer aldığı Türk Çağdaş Sanatlar sergisi, Hollanda’nın Den Haag kentinde, Pulchri Stüdyoda 3-30 Aralık 2022 tarihleri arasında yer alacak.

Den Haag kentinin resmi tanıtım sitesinde yer alan sergi ile ilgili haberde, Bahri Genç’in Rembrandt yorumu eseri, serginin tanıtım sayfasında kapak olarak kullanıldı. Hollandalı bir ressam olan Rembrandt, şimdiye kadar birçok sanatçılar tarafından yorumlandı. Bahri Genç’in kendi üslubu ile yarattığı eserinin, Hollandalı sanat uzmanları tarafından da ilgi göreceği düşünülerek, tanıtımda kullanıldığı sanılmaktadır.

Sergide yer alan 18 sanatçının her biri, kendi üslupları ile Türk çağdaş sanatından örnekler sunacaklar.

Aura adıyla açılacak olan serginin küratörü Ahmet Özel aynı zamanda sergi sanatçısı olarak ta yer almaktadır. Pandemiden önce  karar verilen bu serginin daha önce iki kez ertelendiği bilinmektedir.  

Sergide yer alan sanatçılar listesi şöyle;

 Ahmet Özel, Bahar Kocaman, Bahri Genç, Berna Erkün, Engin Beyaz, Erhan Özdilek, Feride Binicioğlu, Figen Bati, Hülya Yazizci, Kerim Kiliçarslan, Korkut Tiryaki, Mehtap Özdemir, Müfit Ïsler, Nur Özalp, Ruşen Eşref Yılmaz, Sabahat Çıkıntaş en Şeniz Aksoy.

ART CONTACKT 2022 NİN YILDIZI; MİHRİBAN YILMAZ

Duygu Yaşam– (Art Kritik)

Öteden beri İstanbul’da açılan sanat fuarlarına, acaba şok edecek  çalışmalar görebilirim mi diye giderim. Art Contact 2022  çağdaş sanat fuarını da aynı niyetle gezmek istiyordum. Açılış gününde Facebook sayfalarında paylaşılan fotoğraflarda, ilginç  bazı çalışmalar gözüme çarptı ve mutlaka fuarda o gördüğüm işlerin sanatçısını sorgulamayı kafama koydum.

Sanatçının adı Mihriban Yılmaz. Ordu doğumlu şu sıralarda Gazi Üniversitesinde doktora eğitimi yapıyor. Atölyesi Samsun’da, Ankara-Samsun hattında seyahat ederken, bir yandan da yeni kurgulayacağı resimleri için, gözlemler yapıyor…

Sanatçının sürekli arayış içinde olması gerektiğine inanan Mihriban, ilk dönemlerinde  yarattığı figürsel resimlerini, felsefi bir anlayış ile deforme etmeye başlıyor… Aslında yaptığı, yaşamın içindeki bilinmezliklerin, gizemlerin ve saklanması gereken duyguların parçalanışı gibi.

Resimlerini, yaşamın sürdürüldüğü mekanların derinlikleri ile bütünleştirerek, ışıltılı renk çalışmasıyla sanki tülden bir perde çekiyor anlatımına. Yarattığı göz alıcı perdenin arkasındakilerin algılanmasını izleyiciye bırakıyor ve onun resimlerine baktığınızda sanki yaşayan bir serüvenin heyecanını da duyabiliyorsunuz.  

Sosyal medyada paylaşılan fotoğraflardan, sanki çalışmalar, Adrian Ghenie’den esinlenilşmiş gibi geldi. Fakat resimlerin karşısına geçtiğim zaman gördüğüm oldukça şaşırtıcı oldu. Çünkü Adrian Ghenie’de Mihriban Yılmaz’ın resimlerini görse, o da benim gibi heyecanlanır ve tebrik ederdi sanatçıyı.

Sanatçımızın çalışmalarından anladığım bir başka detay da, Mihriban’ın gözlemlediği şeyleri hafızasında yoğurarak, tuvale dökmeden önce dengesini kurduğu gerçeği. Çünkü onun yüzeyde yarattığı ahenk ve derinliği elde edebilmek, ancak iyi bir konsantrasyon gerektirir ki, bu da Mihriban’ın, sanatına tavizsiz bir şekilde odaklanmış olduğunu gösteriyor.

Mihriban Yılmaz resimlerinde bugün geldiği yere, uzun bir maratondan sonra ulaşıyor ve ilk dönemlerindeki deformasyon çalışmalarından sonra, kendi, renkçi üç boyutunu kurarak, sanatını sağlam bir felsefe üzerine oturtuyor…

Art Contackt 2022 fuarının sürpriz sanatçısı olarak tanımladığımız Mihriban Yılmaz, şimdiden sanatıyla, uluslararası bir başarıyı ortaya koymuş durumda…

Mihriban Yılmaz’ın ilk dönem ve son dönem resimlerinden bir seçki;

RENKLERİN HARMONİSİ: YÜCEL DÖNMEZ

https://apollart.com/art-review/renklerin-harmonisi-yucel-donmez/

Çağdaş Türk sanatının önemli isimlerinden, adını sanat tarihi literatüründe göreceğimiz az sayıda özgün örnek sayabiliriz. Bunun sebebi çağdaş sanatın piyasalaşması olabileceği gibi sanatçıların kendi tekniğini ya da imza niteliğindeki üslubunu bulamayışı da olabilir. Bu durumların aksine Yücel Dönmez yıllarca çizgisini bozmadan ve istikrarla sanatını ilerleten ve geliştiren sanatçılarımız arasındadır. Dönmez’in radikal, eleştirel ve alışılagelmişin dışında olarak nitelediğimiz sanatı, pek çok güncel ismi etkisi altına almış ve esin kaynağı haline gelmiştir.

Başak Hürer- Art Historian

YÜCEL DÖNMEZ KİMDİR?

Yenikapı-Aksaray Metro Bağlantısı, Metal Üzeri Özel Baskı

Kars doğumlu sanatçı, Devlet Tatbiki Güzel Sanatlar Yüksek Okulunu birincilikle kazanır ve akademik sanat eğitimi de bu şekilde başlar. Giriş sınavı olarak kendilerinden bir pazar alanı resmetmeleri istendiğinde Dönmez, çağdaş bir yaklaşımla perspektifi gören gözün hizasına alır, resmi ise tuvalden taşırır, dolayısıyla tuvalde yarım bir beden ve bunun ilerisinde görülen ayaklar betimlenir. Eğitiminin başlangıcı da sanat hayatı gibi özgün bir eser girişiminin kendisine birincilik getirmesinden meydana gelir. Erzurum’da, arkadaşlarının evlerinde tanıştığı resim sanatını akademide üst boyutlara ulaştırır ve gelecek vaat eden bir sanatçı olarak kendini aramaya başlar. Dönmez ’in idealist tutumu, kendisini ya yepyeni bir sanat oluşturma ya da hiç sanat yapmama kararına yönlendirir. Bu noktada neyse ki sanatçımız ilk seçenek yönünde ilerler ve Türk sanatına imzasını atar.

KAR İLE RENKLER BİRBİRİNE KAVUŞABİLİR Mİ?

Karlar rengârenk bir gökkuşağı gibi olsa nasıl olurdu, hep merak ederdim. Fakat merakımı bir noktaya kadar yitirmemi sağlayan bir çalışma ile karşılaştım; Yücel Dönmez 1968 yılında Erzurum Palandöken kayak merkezi dağlarını sanatının renkleriyle buluşturmuş. Bunun sonucunda rengârenk bir görsel şölen ortaya koymuş. Ve bizim bundan haberimiz bile yokmuş! O yıllarda dünyada kar üzerine resim yapma fikri bile insanın aklına gelmeyecek bir şey. Ancak sanatçımız bu fikri bulup gerçekleştirmiş. 1975 yılında ise önemli bir sponsorun desteği ile resmi olarak Uludağ kayak merkezinde kar resim etkinliğini gerçekleştirmiştir. Fuji Film İstanbul sponsorluğunda, Uludağ’da, 15 bin metre karelik Kar Resmi projesini gerçekleştiren sanatçının bizlere ilettiği mesaj ise “Atatürk yaşasaydı bugün Türkiye’ye mesajı ne olurdu” şeklindedir.

Sanatçı, sanatını kar ile buluşturmayı uzun yıllar devam ettirmiştir. 1993 yılında Chicago Grand Park’ta iki kar resmi daha yapar. Arthur Cornell sanatçı için “Yücel Dönmez‘in kavramsal sanat anlayışının yanı sıra özne konularındaki güzelliği fark etmesi de bir sanatçı olarak makyajındadır,” sözlerini kullanmıştır.

Chicago Sanat Enstitüsü ve Yücel Dönmez’in Kar Tabloları 1000 metrekare- Michigan Avenue & Monroe 1993

O kış yağan karı tuval olarak kullanan Dönmez, geleneksel Türk sanatının temel taşlarından birini oluşturan ebru sanatını, çağdaş sanata uyarlayarak zamanının ötesinde bir çalışma ortaya çıkarmıştır.

Başka bir kar sanatçısı olan Simon Beck ile Yücel Dönmez’in renkleri bir araya gelse nasıl güzel bir sanat ortaya çıkardı merak etmekten kendimi alamıyorum…

Simon Beck’in kar sanatı

Yücel Dönmez, aynı zamanda Türkiye’nin ilk Land Art (Arazi sanatı) sanatçısıdır. 1974 yılında Kaçkar dağlarında 11 kaya heykel çalışmasını bir vadide sergileyerek Doğa Düzenlemesini yaratmıştır. Sanatçı bu çalışmasının ardından yaptığı etkinlikte, 90lı yıllarda dünya sanatında başlayan Enstalasyon sanatının adını da ilk defa kullanmıştır.

Yücel Dönmez’in Türkiye’deki Kaçkar Dağları ile ilgili kavramsal çalışmalarından biri. Dağdaki buz gölünden 3400 metre yüksekliğindeki kelebeklerin barış mesajı.

AMERİKA’DA BİR TÜRK SANATÇI

Sanatçı 1973 yılında yedi ay sürecek olan bir Chicago seyahati gerçekleştirir. Sanat piyasasını incelemek için bir yolculuğa koyulmuştur. 1974 yılında Chicago Sanat Fuarı’nda bir stantta resim ve heykellerini sergiler. Dönmez o yılların ardından, 1980 yılında, Kuzgun Acar’ın tavsiyesiyle Chicago’ya taşınır. Hayatının bunu izleyen 29 yılını burada geçirir. Türk asıllı sanatçı, yurtdışında pek çok önemli işe imza atar. 1987 yılında The Art Institute of Chicago’da düzenlenen bir sergide sanatçının eserleri sergilenir.

Amerika’da bir Türk sanatçı olarak kontrollü akıtma tekniğini geliştirir. Kendisinin geliştirmiş olduğu bu tekniği çalıştaylar düzenleyerek çok sayıda insana öğretir. Daha sonralarda öğretmiş olduğu bu akımı çok sayıda insan deneyecektir. Damien Hirst’ün geliştirmiş olduğu kontrolsüz akıtma tekniğinin aksine sanatçı akıtma tekniğini kontrol edebilmeyi geliştirecektir. Bu tekniği geliştirmesinin en büyük nedeni ise sanatçının sanat görüşüdür. Çünkü Yücel Dönmez, sanatın rastlantısal bir edinim olmadığını tam aksine bilinçli bir eylem olduğunu savunmaktadır.

Yücel Dönmez, Amerika’da Who is Who in American Art, Biographical Encyclopedia of American Painters, Sculptors & Engravers of the U.S yayınları ve onlarca başka yayınlarda yer almıştır.

 YENİ BİR MALZEME, YENİ BİR ÜSLUP: Yücel Dönmez’in Duvar Heykelleri

Figure 1: Koleksiyoner Evinden

Çağdaş sanatın bir getirisi olarak artık heykellerin materyalleri ve formları da değişmiştir. Amorf formlar, tıpkı soyut bir tablo gibi duvarları sanatla buluşturmaktadır. Yücel Dönmez de çağdaş heykel yorumunu Eva(poliüretan) ve Metal gibi malzemeler kullanarak geliştirmiştir. Özellikle Eva malzemesine değinmek istiyorum. Bu malzeme oldukça hafif ve şekil vermesi kolay bir malzemedir. Sanatçımız vermek istediği formu çıplak vidalarla sabitlemektedir. Malzemenin üzerini ise kendine has imzası ve canlı renkleriyle tamamlamaktadır.

Figure 2: 40x32x23 cm, poliüretan üz. akriilik, paslanmaz çelik, vida

BİR DESEN BİR İMZA

 Özgün bir sanatçının imza atmasına gerek yoktur. Çünkü önemli olan eserin üzerine atılan isim değil eserin özgünlüğüdür. Bir desen bir imza olabilir. Nitekim Yücel Dönmez’in desenini görüp bunun kendisine ait bir eser olduğunu anlamamak mümkün değildir. Dönmez’in orijinal tekniği her ne kadar pek çok sanatçıya esin kaynağı olmuş ve kopyalanmaya çalışılmış olsa da tekniğin altında yatan inceliklerden dolayı kimse tarafından aynı desen resmedilememiştir. Bunun sonucunda söz konusu desen Dönmez’in imzası haline gelmiş, kendine özgü üslubunu pekiştirmiştir.

Dönmez (2022) Flower Garden

Bu teknik geleneksel Türk sanatının çağdaş sanata sentezinden başka bir şey değildir. Dönmez’e göre, bir resmi yalnızca bir metin anlaşılır kılmamalıdır. Bir sanatsever, esere baktığında sanatçının düşüncelerini algılayabilmelidir. Bu doğrultuda da sanatçı amacına ulaşmış oluyor. Çünkü sanatçının eserlerini inceleyen birisi geleneksel Türk sanatının Ebru motifinin çağdaş sanata uyarlamasını her zaman görür. Sanatçının eserleri her ne kadar Avrupai ve çağdaş olsa da içerisinde anılarının bir parçası olan gelenekselliği hissettirir.

YÜCEL DÖNMEZ ÜZERİNE YAZILAN ESERLER

Yücel Dönmez’in eserleri, Türk sanat tarihi literatürüne geçmiş ve önemli isimler tarafından kitaba çevrilmiştir. Mehmet Ergüven ve Altan A. Marçelli bir araya gelerek Ressam ve Heykeltraş Yücel Dönmez eserini yayına hazırlalar. Eser, yılmadan, usanmadan, zorluklara göğüs gererek sanatını icra edip başarıya koşan sanatçının hikâyesini anlatmayı amaçlamıştır. Kitapta Dönmez, Prof. Dr. İsmail Tunalı’nın tabiriyle, Türkiye’nin yegâne çağdaş milli sanatçısı olarak nitelendirilmektedir. Kitabın başlıca hedefi, sanatçının eserlerinin mümkün olduğunca fazla insanın hayatına dokunmasını sağlamaktır. Kitapta Yücel Dönmez’in imzasını taşıyan yüzden fazla esere yer verilmiştir. Dönmez’in Batı sanat camiası tarafından “Optic Art” olarak nitelendirilen ve Osmanlı ebru sanatıyla ilişkilendirilen tekniğini, söz konusu eserler üzerinden de rahatlıkla inceleyebilirsiniz.

Sanatçı üzerine yazılan en güncel eser ise belki de aralarında en önemlisidir. Dönmez’in erken dönemlerinde gördüğümüz akıtma tekniğinin beğeneni çoktur. Nitekim çok yakın tarihte Türkiye’ye gelen ünlü İspanyol yazar Nilo Casares de bu tekniği görmüş ve çok etkilenmiştir. Bu nedenle sanatçının eserlerini yorumladığı “The Artist, The Expert and The Collector” isimli önemli bir kitap yayınlamıştır. Çağdaş sanatın özgün ismi olarak nitelendirdiği Dönmez için “Kuantum Optik Sanatın Temsilcisi” atfında bulunmuştur. Dönmezin sanatını kategorize ederken Casares şu ifadelerde bulunur:

“Araştırmamın bu noktasında diyebilirim ki benim kanaatimce, Yücel Dönmez’in tüm işlerini hem dijital hem de arazi sanatı ekstremlerinde, Kuantum Optik Sanatının gerçek ve özel bir temsili niteliğinde kategorik olarak karakterize etmiş bulunuyorum. Bu da kuşkusuz takip etmesi zor bir okul başlatmış oluyor çünkü söz konusu okul, günümüzde eşine nadir rastlanan barok dehayı gerektiriyor.”

Sanatçı Yücel Dönmez günümüzde halen aktif olarak eserlerini üretmektedir.


Kaynakça

Casares, N. (2022) El artista, el experto y el coleccionista. Altan A. Marçelli (ed.). Istanbul.

Creps, B. (2002). Biographical encyclopedia of American Painters, Sculptors & Engravers of the U.S: Colonial to 2002. Dealer’s Choice Books.

Ergüven, M. (2016) Yücel Dönmez. Altan A. Marçelli (ed.). A4 Ofset: İstanbul.

Falk, P. H. (1985). Who was who in American art. Sound View Press.

BÜŞRA ÖZKARDAŞ’IN ÖZGÜN PORTRELERİ

Duygu Yaşam-(Art Kritik)

Büşra Özkardaş genç görsel sanatçılar arasında geleceğe ümit veren yeteneklerden. 1995 İstanbul doğumlu sanatçı, Yücel Dönmez atölyesinde iki yılı aşkın bir zamandır hem eğitim alıyor hem de sanatçı asistanlığı yapıyor. Daha önceleri doğasal doku resimleri yapan Büşra, yeni bir üslup ortaya koyan portre çalışmalarıyla ilgi çekmeyi başardı.

Büşra Özkardaş

2018 yılında Uludağ Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesinde lisans eğitimini tamamladıktan sonra, Yıldız Teknik Üniversitesinde Sosyoloji Master programına başladı. Sanat eğitimi olarak temel sanat eğitimini Dönmez atölyesinde alan Büşra Özkardaş’ın gelecek hedefi, sanat tasarımı alanında da eğitim alarak, yurt dışında da sanat açısından şans aramak olacak…

Büşra Özkardaş’ın portrelerine baktığınız zaman, genç sanatçının çağdaş portre çalışmalarını geleneksel sanatımızdan, süsleme sanatının çağdaş sentezi ile buluşturduğunu ve kendine özgü bir süsleme tarzı ile sunmuş olduğunu görüyorsunuz…

Çalışmalarındaki çok renklilik ve renk uyumlarındaki kontraslar, genç sanatçının çağdaş sanatı yeterince kavramış olduğuna ve ayrıca mesajlar içeren kavramsal bir doku da oluşturduğuna tanık oluyoruz….

Ülkemiz Z kuşağının mizahçı bir karektere sahip olduğuna değinen Özkardaş, başımıza bir felaket gibi gelebilen sorunlara karşı bile Z kuşağının konulara mizahçı bir üslup ile yaklaştığını ve portrelerindeki tiplemelerin de bu gerçekleri vurguladığına değiniyor… Aslında sanatçının bu saptaması çok ilginç çünkü bizim ülkemizdeki Z kuşağı gibi, başka ülkelerde sorun şeklindeki olaylara mizah ile yaklaşan bir başka milletin yeni kuşağı yok gibi… İşte bu yüzden de zaten ülkemizde sorunlar ayyuka da çıksa sesleri çıkabilecek genç kuşağın, işi mizaha vurarak, kaderine razı olması da Z kuşağımızın bir başka özelliği olarak, sanatçının da çalışmalarına aksetmiş…

BURCU PERÇİN “Yeniye Yükseliş” SERGİSİYLE MERKÜR’DE.

Duygu Yaşam(Art Kritik)

(“Burcu Perçin,  protest eserleri ile tarihsel geçmişi ve doğa katliamını sorgularken,

çağdaş sanatçının üstlenmiş olduğu sorumluluğa da gönderme yapıyor…”)

Burcu Perçin’in Merkür  Galerideki ‘’Yeniye Yükseliş’’ sergisi, sanatçının son dönem çalışmalarını bir dizi farklılıklar ile izleyicinin ilgisine sunuyor.

Ülkemizde çağdaş sanata gönül vermiş olan sanatçıların yapması gereken ne ise Burcu Perçin sanatçı sorumluluğu ve duyarlığı ile onu ortaya koyuyor; geçmişten günümüze Anadolu’da yer almış olan uygarlıklardan kalan sanat eserlerinin,  uzun yıllar korumasız kalarak zarara uğramaları, ülkemizin doğasal zenginliklerine vurulan darbeler, kötü niyetlerin yok ettiği ormanlarımız ve bugün 84 milyon olan nüfusumuza ait olan zenginlikleri n, sorumsuzca yok edilmesi ve bütün bunların hepsi,  Burcu Perçin’in odaklandığı gerçeklerin, sanatçının kendi felsefesi ve mesajları ile açtığı pencereden açıkça gözleniyor…

Burcu Perçin’in bu sergisinde, sergiyi bütünleyen duvar heykelleri de ilgi çekti.

Burcu Perçin’in yeni sergisiyle vurgulamak istediği  bir önemli mesaj da, tarihsel dönemlerden geçmiş coğrafyamızda bugüne gelene kadar geçirmiş olduğumuz kültürel  katmanların, bugünkü yaşamımızı kurgulamakta önemli rol oynadığıdır. Sanatçı bunu  şöyle açıklıyor;

“Bu sergiyi oluştururken şu an dünyada içinde bulunduğumuz düzeni oldukça sorguladım. Bütün yaşadığımız realitenin bugüne gelene kadar aslında pek çok aşamadan geçtiğini bilmenin önemli olduğunu fark ettim. Antik dünyayı ele alırken okuduğum kaynaklar, arkeolojik veriler, mitler vs. hepsi aslında geçmişten gelen bize nasıl yaşamamız gerektiğini dikte eden bir sistem içerisinde yaşadığımızı gösteriyor. Bu anlamda baktığımızda geçmiş yaşamları, olayları ne kadar iyi anlarsak, bugünü anlamak ve daha iyi bir gelecek kurmak mümkün olabilir. Bu sergide antikiteyi referans alarak bir anlamda geçmiş yaşamların günümüze ışık tutacağının da mesajını vermek istedim”

Türkiye’de çağdaş sanat piyasasında  genç sanatçılara sunulan olanakları düşündüğümüzde, ortaya çok özgün ve dünya sanat piyasasına sunabileceğimiz, şok edici çalışmaların çıkacağını tahmin ederken, ne yazık ki yetersiz sanat eğitimi ve sayıları giderek çoğalan sanat fakültelerinde uluslararası sanat kalitesinde eğitim verilememesinin sonucu olarak, bu konuda fazla bir ilerleme kaydetmediğimizi görüyoruz…

İşte çağdaş sanat piyasamız bu durumda seyrederken, Burcu Perçin gibi, sayıları az da olsa bazı genç yeteneklerin ortaya koydukları özgün ve de bizim coğrafyamızı vurgulayan çalışmalar, sanatçının aynı zamanda bir araştırmacı olarak ta görevini üstlendiğine işaret ediyor…

Perçin’in resimleri, geçmişte tahrip edilen tarihi değerler ile, yok edilmeye çalışılan doğamıza verilmiş olan zararları, bir çığlık olarak değil, bu zararları vermiş olanlar her kimse onlara, yalın, sakin ve gizemli görselleri ile, protest duruşunu sergiliyor…  Sanatçının bu protest bakışı ilk anda  resimlerini okumak isteyenlere aynı etkiyi vermeyebilir fakat, çağdaş sanatı okuyabilen  deneyimliler, o güzel çalışmaların aslında çınlayan bir çığlığın sessiz resimleri olduğunu kavrayacaktır…

İşte Burcu Perçin’in aynı zamanda tarihsel ve doğasal değerlere duyarlı, aktivist bir çevreci olmasının sanatına yansıması … 

Burcu Perçin ile ilgili kısaca şunu söyleyebiliriz, 1979 doğumlu sanatçı, ülkemizde kuşağının bir numaralı özgün temsilcisidir…

Ziyaret saatleri:25 Aralık 2021 – 05 Mart 202

2Salı’dan Cumartesi’ye 10:00 – 19:00 arasında MERKUR’de

SALT’IN GÖRSEL SANATLARIMIZDAKİ ÖNEMİ NEREDE?

Art4Critic(Sanatın Eleştirisi)

“Toplumsal cinsiyet eşitliği için farkındalık yaratarak değişime katkı sunan Garanti BBVA, SALT’ın kurucusu ve daimî destekçisidir.”

Güzel bir amacı ortaya koyan slogan…

Peki bugüne kadar Salt hangi yaraya merhem olmuştur bu konuda? Farkındalık yaratarak neyi kotarmıştır? Oysa sanat ile ortaya koyulan farkındalıklar, mutlaka bir çözümü veya sonucu da ortaya koymalıdır ki etkili olabilsin… Belki diyeceksinizdir ki, Salt görsel sanatlar içerisinde yer alan bir amaçtır ve ortaya koyacağı sonuç ise, Salt’ı gezen belki birkaç yüz kişinin, ‘kral çıplak’ demesine fırsat bırakılmadan yapılan bir sunumdur ve insanlar gezer, bakar ve Salt’ta bir çağdaş sanat olayı gördüklerine inandırılır ve giderler…

Şimdi sanata kazandırılan nedir burada? Fikir mi? Fikir ise, bir fikri çok daha başka yollar ile çok daha etkili vererek, sonuç alabilmek de mümkündür… O zaman bu sanatsal(!) uğraşının amacı ne ola ki…İnsanları boşu boşuna oyalamak mı? Yoksa  etkinliği hazırlatan, sponsor olan kurumlara, isimlere sanat adına rant kazandırabilmek mi…  Ve de henüz ülkemizdeki görsel sanatlar yağlıboya ve tuvalin ötesine pek geçmemişken, (Toplumun nüfusuna vurduğumuz zaman bu konu önem kazanır. Acaba ülkemizde toplumun yüzde kaçı kavramsal diye yutturulan  bazı saçmalıklar ile ilgilidir… Bence yüzde 0,oooooooo1 i bile değil…)

Salt denilince sadece sanat piyasasında Vasıf Kortun ismi akla gelir… Bazılarına göre de Ali Akay ve o gruptaki bazı isimler…  Bir de Mamut vardır ki, sürekli genç sanat kesimini Batı temalı kavramsal sanata yönlendirmedir amaç… Peki neden genç sanatçılarımızdan, üzerinde bulundukları coğrafyadan yola çıkarak, kavramsal nitelikli bir şeyler ortaya koymaları istenmez? Neden hep Batı’nın eteğine yapışmaları körüklenir…  

Bugün dünya çapında  tanınan İran asıllı sürgündeki sanatçı Shirin Neshat, kavramsal sanatı kendi coğrafyasındaki kadınların sesi olarak kullandı ve sanatçı olarak yaptığı eylemlerle, İran kadınına yeni özgürlükler kazandırdı… Bugün Salt sergilerinde ki kavramsal işler arasında ses getirecek, eylem ortaya koyabilen ve sanatçının sesini yığınlara duyuran bir etkinlik göremedik…

Avrupa Birliğinden veya Avrupa’nın ülkemizde sanatı destekleyen fonlarından birinden gelen iki milyon dolarlık yardımdan haberimiz oldu fakat, kime yaradı o paralar veya Garanti BBAV’nin sponsorluğu kimlere yarıyor ve ülkemizde sanata ne kazandırıyor birisi çıkıp açıklasın da anlayalım…

Nedense son yıllarda genç sanatçılara yardımcı olalım diye ortaya çıkan kuruluşlar veya sanatsal gruplar, genç sanatçıların kendi  kültürümüz,  coğrafyamız ve insanlarımızın gerçekleri açısından kavramsal olarak eser ortaya koymalarına önem vermediler. Batı’dan alınan kavramsal sanat örnekleri ile sözde çağdaş sanatımızı ortaya koymaya çalışanların ne derece  başarılı oldukları, görsel sanatlarımızda dünya platformunun neresinde olduğumuz gerçeği ile ortaya çıkmaktadır… Kavramsal olarak sanat yapmak, sanatta sadece bir değişik olanı, yeniyi, sanat açısından yeni olarak görülebilecek bir saçmalığı ortaya koyarken, sanatçının içinde bulunduğu toplumdan da yola çıkarak bir sorunun çözüme kavuşması gerektiği vurgulamasını da yapması gerekir… Bir amaç taşımayan ve kavramsal sanat olarak sunulmaya çalışılan her neyse, havada kalır ve bir zemini olmaz… Sanat için sanat yapmak ise amaç, bu amacı da kavramsal olarak ele almak kadar bir saçmalık ta olmaz…

Salt’ta Nur Koçak sergisi… Yücel Dönmez’in 1970 li yıllardaki bir projesinin fotoğraflarını kartpostallardan büyüttürerek sergisinde izinsiz kullanan sanatçı, aslında ülkemizde sanat alanında meydana gelen bir sorumsuzluğu da vurgulamış oldu…

Bugüne kadar gerek sanat tarihçi, sanat yazarı, küratör, galerici, müze yöneticisi veya sanatın bir başka sözcüsü anlamında ortada gözüken bazılarının,   Fazla bir şey yapmadan popüler kültürün peşinde, kendilerine rant elde etme amacıyla  koştuklarını görüyoruz… Ve ne yazıktır ki bu bahsettiğimiz insanlar bir şekilde  sanatı kurgulayan merkezlerin köşe taşlarına yerleşmiş, işlerine geldiği gibi koşturmaktalar…

Shirin Neshat örneğini ortaya koyan bir kavramsal sanatçı neden çıkaramadık? Veya  bu açıdan çaba harcayan sanatçılarımızı neden görmezden geldik? Bunun yanıtını nasıl verebilirler ki, sosyetik çabalarla, popülizm kaygıları ile sözde sanatı kovalayanların  gerçek sanatın ülkemizde nasıl olması gerektiği ile ilgili ne kaygıları olabilir ki… O zaman, gözüken şu ki, sanat piyasamızda bugüne kadar gelmiş olan uygulamalar değiştirilmedikçe, bizden bir sanatçının veya sanatımızın dünya çağdaş sanat platformunda yer alabilmesi ancak hayal olur…

Yücel Dönmez’in Kapitalizm serisinden bir kavramsal çalışması (1997 Gallery2000Chicago koleksiyonu).

Bakıyorum da ülkemizde maniplasyonla algı yaratılan bazı isimler ve eserleri fiyat açısından balon gibi şişirilen bazılarının,  aslında bir Batılı veya başka sanatçıdan kopya çektikleri veya  o sanatçıya ait olan fikir, görsel ve mesajlar ile  ortaya çıkmak istedikleri gündeme geldikçe, şaşırmadan edemiyoruz…

İstanbul Modern’de yer alan sanatçıların Türkiye’nin en önemli sanatçıları oldukları ile ilgili gerçek olmayan iddialar ise, aslında ülkemiz görsel sanatlarına vurulmuş olan bir darbedir ve bu müzede mutlaka, özgün sanatımız için ayrı bir bölüm ve özgün olmayan, kopya sayılan sanat için de ayrı bir bölüm oluşturulması, müzenin uluslararası tanıtma amacını belki biraz kurtarmış olur. Yoksa bugün tanımlandığı gibi, İstanbul Modern bir çağdaş sanat öüzesi değil, normal bir galeri gibi algılanır ve sadece insanların vakit geçirmek için uğrayacakları bir mekan olmanın ötesine geçemez…

MARİA HELENA VİEİRA DA SİLVA VE CANAN TOLON…

art4crıtıc

Maria Helena Vieira da Silva (13 June 1908 – 6 March 1992) Portekiz asıllı sanatçı aynı zamanda Fransa vatandaşı olarak, 1992 yılında Paris’de yaşamını kaybetti.

Maria’nın çalışmalarını bir izleyicimiz Canan Tolon’a ne kadar benzerlik gösteriyor diye göndermiş ve “acaba Canan Tolon bu sanatçıyla çalışmış mı” diye de soruyor. Biz çalışıp çalışmadığını bilmiyoruz fakat, Canan Tolon’un, İstanbul Modern tarafından sergisinin yapılmış olmasını, sanatında özgünlüğüne bağlıyoruz. Öyle ya özgün olmayan bir sanatçıyı göklere çıkararak, İstanbul Modern gibi bir müze sergisini açmaz. En azından böyle düşünmemiz gerekir.

Bu konu ile birlikte aklımıza şu gelebiliyor; yani bizden bir sanatçının dünya çapında özgün eserler ürettiğini, göğsümüzü kabartarak ne zaman uluslararası alanda yaymaya çalışacağız? Yok mu böyle bir sanatçı?

Bir sanat adamı arkadaşımız sürekli şunu söylüyor, “Uluslararası piyasaya sunabileceğimiz bir sanatçımızın ülkemizde desteklendiğini görsem, dişimi kıracağım” haksız da değil… Bugüne kadar kimleri biennallerde desteklediyse, ülkemizin çok saygın sanat kurumları, öyle ses getirecek bir sonuç elde edemedi. Contemporary fuarlar açıyoruz, galerilerimiz sadece birbirleriyle rekabet halinde gözüküyorlar. Çağdaş bir fuarda çıfıt çarşisı gibi dizilirse eserler, sadece satış amacı güdüldüğü ortaya çıkar. Oysa, temsil edilen ve uluslararası piyasalara sunulabilecek sanatçılarımız varsa onları özel olarak sunmak gerekir ki, istenilen sonuç elde edilebilsin…

Maria Helena Vieira da Silva

Maria Helena Vieira da Silva 

İstanbul Sanat Vakfı ve diğer bir çok sanat kuruluşları, müzeler, galeriler ve devletin sanat kurumları, sanatla tatmin olmayı bırakıp, sanatla dünyaya ün salmanın peşine düşmelidirler… Bunu yapabilmek için de aynen Avusturalya ve bir çok başka ülkelerin yaptığı gibi, ümit veren sanatçıların dünya sanat merkezi sayılan yerlerde örneğin, New York, Paris, Londra, Berlin gibi kentlerde atölye çalışmaları yaparak, o merkezlerin sanat piyasası ile tanışmaları sağlanmalıdır ki, çağdaş sanat anlamında ner3ede olduğumuz ortaya çıkabilsin… Bu yapılırken de ülkemizde yaygın olan torpilliler konusu rafa kaldırılmalı ve yabancı uzmanlarca da onaylanan sanatçılara destek sağlanmalıdır…

Canan Tolon

Canan Tolon


Maria Helena Vieira da Silva çalışmalarından örnekler;

CANAN TOLON ESERLERİNDEN ÖRNEKLER ^

KAVRAMSAL SANATTA BİR GARİP DURUM…

 Vahap Avşar ve Nur Koçak, Yücel Dönmez’in 70’li yıllardaki projesini nasıl sahiplendiler…

Yücel Dönmez

Genç bir Tatbiki Güzel Sanatlar öğrencisiyken, ülkemin şanlı ordusunun Mehmetciklerinin korku saçan, savaşçı yürekler taşıdığı imajının aslında, sıla hasreti çeken, sevgili hasretiyle yanan ve vatanını korumaktan başka amaçları olmayan yürekler olduğu gerçeğini bir proje ile vurgulamak istedim…

Bugün ünlü bir doktor olan Alkan Yıldırım projemde olan modellerden biriydi ve genç bir tıp öğrencisiydi o zaman. Henüz hayatta olan bir çok arkadaşım da projede yer aldı…

Projenin amacı, Mehmetcik kavramını aile hasreti ve duygusal gurbetlik olarak ele almak ve askerimiz ile ilgili olarak anılan savaşçı imajını, biraz olsun yumuşatabilmek ti… Bir kartpostal firmasının sahibi olan hemşehrime projemi anlattım ve kartpostal olarak piyasada da bulunmasını arzu ettiğimi belirttim ve çok ilginç bulduğu için, kabul etti. Fakat, TSK dan uyarı gelince, bir müddet sonra piyasada satışını durdurdum ve dava açılmaması için, projenin fotoğraf çalışması olarak kalması kararına vardım. Proje o zaman kavramsal sanat gündemde olmadığı halde, kavramsal açıdan benim için mükemmel bir çalışma olarak kaldı. Ve toplumda kısa da olsa yarattığım imaj sanat çevresi tarafından da takdir edildi…

SANAT DERGİSİNİN KAPAĞI (Fotoğraf,Yücel Dönmez)

ART ASIA PASIFIC (UZAK DOĞU’NUN SANAT DERGİSİ) Fotoğraflar:Yücel Dönmez

Vahap Asvşar adındaki bir kavramsal sanatçı önce NewYork’ta daha sonra da Arter istanbul’da sergilediği fotoğraflarım için, Uzak Doğu sanat dergisine verdiği röportajda, kart postalların sanat olmadığını ve kendisinin sanat yaptığını iddia etmiş… Ayrıca bu üstün vasıflı(!) sanatçı, Kolekta adlı internet sitesinden de bazı kart postal fotoğraflarımı tanesi 15 bin TL den satışa çıkarmıştı ve Kolekta’yı arayarak kaldırttım…

Vahap Avşar benim fotoğraflarımı kart postallardan bir buçuk metre gibi büyüttürerek sergilemiş ve satışa sunmakta tereddüt etmemiş..

arter 7.tif

Sanatçımızın, Kolekta’da 15 bin TL den satışa sunduğu Yücel Dönmez fotoğrafı 🙂 Bu fotoğraftaki modeller, Tatbiki Güzel sanatlardan Bahir Tunca ve Yeşilçam’dan Senar Seven…

Üstelik 1972 tarihinde Tatbiki Güzel Sanatlar 3 üncü sınıf öğrencisiydim ve de kart postalların arkasında fotoğraf Yücel Dönmez yazıyordu. İnsan merak edip Google dan araştırarak, Yücel Dönmez’in kim olduğuna bakmaz mı… Aslında henüz bir sanat öğrencisiyken bu fotoğraf projesi benim kavramsal açıdan ilk projem değildi 🙂

Bu kavramsal takılanların, yol gösterici sanat uzmanları acaba kendilerine, bir başkasının telif hakkı olan yapıtının izinsiz kullanılmaması gerektiğini öğretmedi mi…

Vahap Avşar İlk sergiyi 2010 yılında New York’da bir banka galerisinde açılmış ve sanatçının yayıncıdan elde ettiğini söylediği veya yayıncının çöpleri arasından elde ettiği dokümanların üzerinde İPDAL diye ibare varmış ve onu aynen, sanki ordu o fotoğrafları iptal etmiş gibi imaj vererek sergilemiş…TSK’nın öyle bir niyeti olsaydı, o modellere giydirdiğimiz, kara, hava ve deniz kuvvetleri üniformalarını kullanmak için bana izin verilmezdi ki, üniformaları Bakırköy İnzibat Komutanlığından, o zamanın komutanı Albay Şahap Atalay’ın izni ile kullanmıştım…

http://www.sanatatak.com/view/yucel-donmezin-izinsiz-kullanilan-fotograflari-tartisma-yaratti

DAHA ÖNCE SANAT ATAK TA YER ALAN KONUYLA İLGİLİ HABERİN LİNKİ…

Kavramsal sanatta intihallere alıştık da, bir başka sanatçının yapıtlarını alıp kendi malı gibi kullanan ve üzerinden maddi ve manevi rant elde eden birine,  sanatın hangi penceresinden bakmak gerekir düşünmeliyiz…

Bugün konuştuğum bir genç sanatçı arkadaşım bana, “acaba bu tür şeyler neden hep sana rastlıyor” diye sordu ve çok güldüm… Bana rastlıyor çünkü sanat açısından yaptığım her çalışmanın temelinde önemli bir felsefesi ve mesajı var bunu da hisseden başka  birisi, sanatın etik süzgecinden gerçek bir sanatçı gibi geçmemişse, “neden benim olmasın” diyerek, içindeki şeytana yenilebiliyor… Ayrıca Türk asıllı bir sanatçı olarak belki de dünyada ilk kapsamlı dijital kolaj kişisel sergiyi açan ve kamusal alanlara dünyada ilk kez büyük ebatta dijital-kolaj orijinal çalışmalar koymuş olan sanatçıyım ve ülkemde henüz 1986 yılında okul bitirmiş bir ismi ilk dijital sanatçımız diye lanse etmeye çalıştıklarında bizim sanat piyasamızın ne kadar çok kötü niyetli insanlara sahip olduğu imajını yaratmıştım kendimde, çünkü araştırmadan işkembeden atıyorlardı sonrasında ise suskunluktu yaptıkları… Burada bu tür karşılaştığım sorunları tartışmak istemiyorum çünkü başka bir platformda değinmek istiyorum…

Nur Koçak’ın Salt Galata’daki sergisi ve Yücel Dönmez fotoğrafları 🙂

Şimdi bu olayda ilginç olan bir başka boyut; Nur Koçak gibi ülkemizde kavramsal çalışmalar açısından ün yapmış bir isim de, aynı projeme bir şekilde takılmış ve o da projemin arkasındaki felsefesini ve mesajını hissetmiş olacak ki, Salt gibi kavramsal sanatın önemli merkezinde benim kartpostal fotoğraflarımı büyütürerek C Print yaptırıp, aynen Vahap avşar gibi sergiliyor fakat iki sanatçı da birbirlerinden habersiz olarak kullanmış oluyor projemi… Bu da projemin ne kadar cazip ilgi çekmiş olduğunun bir göstergesi olarak karşımıza çıkıyor…

Olayın bir başka boyutu da, Uzak Doğu dergisi, Art Asia Pasific acaba neden telif hakkına riayet etmemiş… Çünkü dergiye sanatçı tarafından fotoğrafların Hadiye Cangökçe tarafından çekilmiş olduğu belirtilmiş olacak ki, fotoğrafların bilgisinde Hadiye Cangökçe’nin fotoğrafları çeken diye adı geçiyor…

Buradan kavramsal sanatın Türkiye’deki sözcüleri gibi anımsadığımız, Sayın Vasıf Kortun, Rene Block, Ali Akay ve diğerlerine bir çift lafım olacak; Sizler her iddianızda sadece kendi fasit çevrenizdeki tanıdığınız genç isimlerle ülkemizde kavramsal sanatı körüklemeye çalıştınız… Oysa, sizler  daha sanatın içinde değilken, Yücel Dönmez ülkemizde öğrencilik yıllarında bile, çağdaş sanatın tarihini yazdı ve siz bunları araştırmamış olduğunuz için, bugün sizin öğrencileriniz işte böyle bir sorumsuzluk örneği setrgileyebiliyorlar…

Biraz sanata ve sanatçıya saygı gerekiyor ki, ülkemizde çağdaş sanatı da bir yere oturtabilelim…

Göstermelik sergiler, algıyla şişirilmiş isimler, kopyacılığa özendirmeler, intihali sanat saymak, görsel sanatlarda sanatı değil de parayı ön planda tutmak, ülkemiz sanat kuşağını yaratmaz aksine köreltir ve parayı sanatın önüne çıkararak, dünya sanatında ön sıralara yarışma hayalimizi  geride bırakır… Bu yüzden de Afrika ülkeleri sanatçılarının bile gerisinde kalarak,  sanat istatistiklerinde son sıralara adayız…

Şunu da bilmeliyiz ki, Batı’da çağdaş sanatta yapılan maniplasyonlar oralarda tutabilir çünkü, sanatın para ilişkisini Batı yönetiyor ve üçüncü dünya ülkelerindeki sanata da ancak çok yönlü bir özgünlük penceresinden bakıyorlar… Sizi o pencerede göremedikleri zaman da, işte böyle çıkmazlara sürüklenebiliyoruz…

CONTEMPORARY İSTANBUL 2021

Duygu Yaşam- (Eleştiri)

Neslihan Süsleyici- (Haber, fotoğraflar)

Contemporary İstanbul bu yıl yeni yerinde, İstanbul tersanesinde kapılarını açtı. Haliç bölgesinde olan yeni fuar mekanında, Art Ankara’dan beri geçen zaman içinde herhangi bir değişiklik göze çarpmadı. Sanki aynı değerde işler ve aynı galeriler, sanatçılar derken, yine görsel sanatlar konusunda farklılıklara rastlamadığımız bir fuar yaşıyoruz.

Fuarda yer alan yabancı galerilerin de sanat severleri ve koleksiyoncuları şok edebilecek bir sunumlarına rastlanamıyor. Fuarda, ne yazık ki başka sanatçıların benzerlerine de rastlayarak, “Bu ne ya” demekten kendimizi alamıyoruz. Örneğin Adrian Ghenie,Joseba Eskubi ve Ohlen gibi sanatçıların benzerlerini özgün çalışmalar olarak sunan bir yabancı galeri, aynı zamanda Franz Kline benzeri bir sanatçıya da fuarda yer vererek sanki özgünmüş gibi sunuyor.

Contemporary istanbul çağdaş sanat fuarında gönül isterdi ki, dünya çapında sanatsal açıdan bilinen galeriler de yer alabilseydi. Salt ticari düşünen, dünya çapında herhangi bir sanatçıyı temsil etmeyen al satçı galerilerin katılmasıyla, ülkemiz sanatının da önünün açılacağını pek düşünemiyoruz.

Genelde genç sanatçılarla katılan yerli galerilerimizde yer alan bazı önemli genç isimler var bunları daha sonraki yazılarımızda ele alacağız. Genç sanatçılarımızın bir çoğu, ne yazık ki, sanat üretmekten çok, ürettiklerini nasıl satabilecekleri konusunda sanki eğitilmişler; okulu bitiren koltuğuna tuvalini vurduğu gibi sanatını pazarlamaya soyunuyor. Oysa, Dali ne demiş, “sanatçı 8 yılda yetişmez” ki bu doğru bir laf. Gerçek sanatçı ömrünü verir sanatına ve onun geleceği, ilk devrelerinden kendini belli eder ve belli bir deneyime eriştiği zaman da, baş yapıtlarına imza atar.

Şimdiye kadar o kadar çok sanata soyunan isim gördük ki, bugünlerde onların adlarını bile hatırlayan pek yok. Silinip gittiler. Çünkü sanat değil, sanatın getireceği paranın peşinde koştular ve yoruldukları zaman da sanatı bırakma kararı aldılar.

Sanat yolunda ısrarcı olması gerekir sanatçının, kendiyle yarışması hatta kendiyle savaşmasıdır sanatçının eser üretebilmesi…

Son yıllarda ülkemizdeki sanat fuarlarının sayısı arttıkça, sanki sanatta da bir gerileme yaşıyoruz ve bunun nedeni de, görsel sanatların paraya endekslenmesi ve algı yaratılarak şişirilen isimler üzerinden, kazanç elde edilmesi. Aklımıza gelebilecek her türlü maniplasyonun yaşandığı görsel sanatlar piyasasını doğru kurmak gerekiyor. Yoksa bir tarafta sanat fuarları, galeri sergileri derken, diğer tarafta sanki sanat piyasasında sanatın değerlendirilmesinin uzmanları(!) olarak kendilerini görmeye alışan bazı müzayede şirketleri ile ancak bir karmaşa kültürü yaşar, bir türlü işin içinden çıkamayız. O zaman, ülkemizde sanatı öncelikle paragöz sözde sanat tacirlerinden kurtarmak, gerçek sanat tacirlerini yaratmak gerekiyor ki, sanatçı sistemli bir sanat piyasasına kavuşabilsin…

Gelecek günlerde Contemporary İstanbul ile ilgili leşetirlerimizi sürdüreceğiz, bizi izlemeye devam edin lütfen!