AKBANK SANAT NEREDEN BİLECEK Kİ…

HASAN BÜLENT KAHRAMAN NEREDEN BİLSİN…

Duygu Yaşam

Akbank Sanat yayınlarından çıkan Hasan Bülent Kahraman’ın yazmış olduğu, Türkiye’de Çağdaş Sanat adlı kitap, Türk görsel sanatları için yok hükmünde sayılabilecek, araştırmasız, mesnetsiz bir kitap olarak kalacaktır belleklerde, eğer hatırlanabilirse…

Kitabın fihristine bakıyorsunuz, ne alaka… Yani böylesine iddialı bir ad taşıyan kitapta en azından kopyacı olarak tanınan sanatçı olmaz…

Söylemek gerekirse tam bir Hasan Bülent Kahraman stili çağdaş sanat kitabı olmuş…  Tebrikler  Hasan Bülent Kahraman…

Hasan Bülent Kahraman’ı bir de şu özelliği ile tebrik ediyoruz;

Yücel Dönmez’e kitabında yer vermemekle çok iyi etmişsin… Yahu  kalkmış bir çok ilkleri ben yaptım çağdaş sanatta diyor. Hani bir Türk asıllı sanatçının dünya görsel sanatlarında bir ilki yapabileceği inandırıcı olsa yiyeceğiz de  yok ki.

Türkiye’nin gerçek anlamda ilk çağdaş sanatçısı…

https://www.artistofthe21stcentury.com/

Yani bu Dönmez Türkiye’nin ilk çağdaş sanatçısıyım diyor da kafamız karıştı; yani 1968 yılında  dünyada kar üzerine ilk defa resim yaparak TRT de yer almak  görsel sanatlarımızda bir ilkse, elbette ki çağdaş sanatlarımızda da bir ilktir diyebiliriz…

Veya, 1974 yılında  Kaçkar dağlarının Altıparmak vadisinde yaptığı 11 kaya heykel çalışması da, Doğa Düzenlemesi adıyla sunulduğu ve Milliyet sanat Ocak 1975 sayısında Zeynep Oral imzasıyla yer aldığı için de bu etkinliğe ülkemizin ilk çağdaş sanat etkinliği denilebilir herhalde…

Çünkü ne hadsizlik ki bu sanatçının yaptığı, düzenleme sanatı (enstelasyon) aslında  dünyadaki sanat etkinlikleri içinde 90’lı yılların ortasına doğru yer aldı…

 

YIL 1974 VE BU ETKİNLİK BİZİM SANAT OTORİTELERİNE GÖRE(!) ÇAĞDAŞ SANAT DEĞİL…

Yani Yücel Dönmez’in 1974 yılında  düzenleme etkinliği yaparak dünya sanatının önüne geçmesi hadsizlik değil de nedir… Kalkmış dünyada bir ilke soyunmuş ne alaka… Üstelik, etkinliğin adına Doğa Düzenlemesi diyerek, dünyada düzenleme sanatı adıyla bir etkinliğe imza atan ilk sanatçı olmuş, ayıp etmiş valla…

https://www.contemporarystar.com/

1975 sergisinde çağdaş çalışmalar sergiledi.

Sonra Yücel Dönmez, 1975 yılında Galeri Veb’de açtığı sergisinde, fotoğraf üzerini yağlı pastel ile kaplayarak, jiletle kazımış ve boya altından çıkan görseller ile bir armoni yaratmış ve de sergiyi gezenler, ayıplamışlar yani güzel sanatlar bitirmiş birinin fotoğraf üzerinde müdahale ile sanat yapması da ne demekmiş. Alır eline fırçayı yağlı boya ile tuval üzerine çalışırsın olur sana sanat… Oysa o  tavır da Yücel Dönmez’in bir başka hadsizliği olmuş çünkü o yaptıkları daha bugünlerde yapılıyor… Sana mı kalmış sanatta  20-30 yıl sonrasına soyunmak…

http://www.yuceldonmez.com/

Kuzgun Acar Amerika’yı önerdi.

Sonra Kuzgun Acar Yücel Dönmez’e bir akıl verir, “Oğlum çık git Amerika’ya nasıl olsa gitme olanağın da var. Burada kalırsan bir gün deli diye tımarhaneye atacaklar üzüleceğiz. Kuzgun’un söylediği yarı şaka fakat ciddi bir tavsiyeydi. Dönmez o tarihlerde  Babı_Ali’de gazetelerde çalışıyor yanı sıra da sanatını yapıyordu. Yağlı boya patates baskıları ile yaptığı resimlerinden 6 adeti bugün, Chicago’da Truman Üniversitesi koleksiyonunda… Yine o tarihlerde  ille de yeni bir teknik ortaya koyacağım diye araştırmalarını geleneksel sanatlarımız üzerinde yoğunlaştıran Yücel Dönmez, geliştirdiği tekniğinin ilk örneklerini ortaya koydu. 1980 yılında Amerika’ya gittiğinde, Chicago’da ve civar  kentlerde sanat etkinliklerini sürdürdü… Bu arada  geliştirdiği tekniği iyi bir duruma gelmişti ve karşısına çıkan bir şansla, 1987 yılı Temmuz ayında The Art Institute of Chicago müzesinde mini bir sergi ve 12 gün süren performanslar yaptı. İşte burada yaptığı etkinlik ile, Yücel Dönmez dünya görsel sanatlarına yeni bir tad getirdiği için, ulusal televizyonda yer aldı ve Chicago’s Very Own ünvanını aldı (WGN national TV.).

Dönmez yine bir ayıba  yol açmış ve dünyada görsel sanatlarda bir ilki ortaya koyarak, hadsizliğini sürdürmüştü. Elbette hasan Bülent Kahraman araştırma yapmadığı için, bunları bilemez ki. O sadece Yücel Dönmez ile Kars’ın aynı mahallesinde dünyaya gelmiş bir hem şehridir başka bir şey değil ki…

Yücel Dönmez dünya görsel sanatlar platformuna getirdiği teknik ve üslubuyla Amerika’da gazetelerde yer alıp televizyon kanallarında boy gösterirken, sanırım Bülent Kahraman New York’ta öğrenim görüyordu… Ve araştırmadığı için de bir Türk asıllı sanatçının  dünya görsel sanatlarında yenilikler yaptığını, enstelasyon kavramını ilk kez etkinliğinde kullandığını nereden bilecekti ki…

Bizim çağdaş sanat seçici(!) kafalara göre bu etkinlikte çağdaş sanat değil 🙂

Art Intitute of Chicago sergisinde Yücel Dönmez’in hem Doğa Düzenlemeleri hem de Kar Resmi müzenin yayınladığı bilgilerde  önemle yer aldı ve dünyada kar üzerine resim yapan ilk sanatçı olduğu da belirtildi… İşte Hasan Bülent Kahraman herhalde, Türkiye’deki bazı sanat adamları gibi, Yücel Dönmez’i Türkiye’nin sanatçısı saymamış… Oysa Yücel Dönmez’e  Amerika’da müze sergisinde, adını değiştirmesi ve bir Amerikan ismiyle anılmasının sanatta daha  verimli olacağı  söylenirse de Dönmez kabul etmez…

https://donmezyucel.wixsite.com/modern-art-gallery/protest-art-of-donmez

İlk dijital-kolaj sanatçımız.

Yıl 1988 Yücel Dönmez santta neler olup bittiğini  günü gününe takip ettiği için, dijital sanata ve video enstelasyonlara ilgi duyar ve ilk iş olarak bilgisayar sistemini kurup Corel Draw programı ve maus ile  elektronik ortamda eserler üretmeye başlar. Bu yüzden ona Chicago’nun ilk dijitalcilerindendir de deniliyor…

2001 yılına kadar dijital kolaj resimler yapan ve  gif formatında videolar hazırlayan Dönmez, Berlin Dünya Elektronik fuarında Vestel firmasının sponsorluğu ile video enstelasyonlarını sergiler… Yine aynı yıl Ankara’da Zerdüşt galeride kişisel dijital-kolaj resim sergisi açar… İşte burada da yine hadsizlik etmiş, dünyada kişisel olarak  ilk dijital-kolaj resim sergisini açmıştır… Chicago Çağdaş Sanatlar Müzesi küratörleri, o tarihte henüz müzelerin bile dijital resim sergilerine yer vermediğini bir mektupla Yücel Dönmez’e belirterek, şaşkınlıklarını dile getirdiler.. Yani Yücel Dönmez aynı zamanda Türk asıllı bir sanatçı olarak ülkemizin de ilk dijital-kolaj sanatçısıdır, hadsizliğe bakar mısınız yine bir ilk.

Kamusal alan ilkleri.

Yahu bu Yücel Dönmez’in hadsizlikleri bir türlü bitmiyor ki, baksanıza “kamusal alana ilk orijinal dijital-kolaj sanat eserlerini Türkiye’de ben koydum” diyor… Taksim Füniküler istasyonundaki  trenin  tünele girdiği kısmın üzerine 2006 yılında 5 metrekare bir İstanbul sentezi, 2008 yılında ise, yine metronun Şişhane-Kasımpaşa girişindeki bölgeye, 22 metrekare Modern Türkiye sentezi, 15 er metre kare de Bizans, Osmanlı ve Fetih sentez çalışmalarını dijital-kolaj olarak koydu ve hala bu eserler güncelliğini korumaktadır…Şimdi diyeceksiniz ki böyle bir sanatçıya neden ülkemizde şapka çıkarılmıyor… Biz de diyoruz ki, ya şapkaları yoktur veya, kör gözüme parmak misali… Daha bitmedi, Altunizade metro istasyonunda metrobüs girişindeki 100 metrelik salonda, her biri 25 metre kare Yücel Dönmez çağdaş resim çalışmaları yer alıyor. Ve tanıtıcı levhalarda da bu sanatçının neden eserlerinin metroda o boyutta yer aldığı da belirtilmiş… Şimdi Hasan Bülent Kahraman bunları nereden bilecek ki,  onun sanat fuarında Japon ressam Tadasuka Kuwayama vari bir resmin önünde poz verdiği zamanki mutluluğunu hep hatırlıyorum…

Hasan Bülent Kahraman aslında bilebilseydi yanılmazdı da…

Öff be yoruldum yaz yaz ne oluyor… Daha yazsam sayfalarca yer tutacak ve editör yer vermeyecek yazıma… Bundan sonrasını Avrupa’da ünlü bir sanat eleştirmeninin Yücel Dönmez hakkında yazdığı kitap yayınlanınca yeniden belki yazarım, çünkü Yücel Dönmez’in hakkında Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeninin yazdığı kitap, Yücel Dönmez’e hadsizlik açısından tavan yaptıracak 🙂 J   

EDİTÖRÜN NOTU; ülkemiz görsel sanatlar platformunu oluşturan, her kesimin ayıbıdır bu. Bir Türk asıllı sanatçı dünya görsel sanatlarında  çağdaş yeniliklere imza atıyor ve  yabancı ülkelerde onun bu yaptıkları önem görüyor fakat ülkemizde, ülkemizin çağdaş sanatının anlatıldığı kitapta es geçiliyor. Neden mi derseniz tamamen kıskançlıktan diyebiliriz. Çünkü Yücel Dönemz Amerika’da  dünya çapında da bilinen sanat literatürlerinde yer aldı, Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeni, Yüzyılımızın optik sanatta özgün temsilcisi olarak yorumladı, eserleri ülkemizdeki bazı sorumsuzluklar nedeniyle çalındı, dolandırıldı ve sanatçımız Amerika’ya dönene kadar ülkemdeki gerçek sanat koleksiyonlarına bıraktığım eserlerim benim kazancım olacaktır diyerek, ülkesine daha çok eser bırakmak için çaba harcadı… Yücel Dönmez sanat yoluna çıktığında amacının dünya sanat tarihine kalmak olduğunu vurguladı ve bugüne kadar hep concept işler yaparak, görsel sanatlara yeni tadlar getirmeye çalıştı ve biz bunu hakkıyla başardığını da görüyoruz… Akbank gibi bir müessese sanata yatırım yapıyorsa, ülkeye kalıcı yarar sağlamayacak uğraşılar yerine, Yücel Dönmez gibi sanatçılarımızı dünyaya sunmaya çaba gösterse, inanıyoruz ki, Türkiye’den de dünya sanat tarihine damgasını vuaracak sanatçı çıkacaktır.  

Kelepir Devrim Erbil mi? Sahtecilik mi?

ArtKritik- (Özel)

Görsel sanatlar piyasasında süregelen sahtekarlık, çalıntı eser toplamak, dolandırılan sanatçıların eserleri üzerinden kazanç elde etmek, müzelerden çalıntı eser pazarlamak, sahte eserler ürettirmek derken, Letgo’da sanat eserleri satıcılarını da görmeye başladık. Devrim Erbil’in 50 B,in TL ye satılan boyda bir tablosu Letgo da 4500 TL satışa çıkarıldı. Üstelik telif hakları yasasına göre, Letgo satış platformunda profesyonel sanatçının izni olmadan, eserinin görseli ile satışa konulmaması gerekiyor… Aslında bu durum tüm müzayedeler için de böyle olmalı fakat ne hikmetse sonradan müzayedecilerin baskısı ile kanundaki bu durum müzayedeler hariç tutularak değiştirilmiş deniliyor… Eğer böyleyse, kanun yapıcılar sanatçılara karşı telif haklarını gözardı ederek, hukuksal bir yanlışı onaylamışlardır diye düşünüyoruz

Bu konu yalnız Devrim Erbil ile de ilgili değil, çeşitli sanatçıların zaman zaman eserlerinin bu ikinci el sitesinden satışa çıkarıldığı biliniyor… Yani sanatçı sanki mutfak malzemesi üretiyor da ikinci el piyasası bit pazarı mantığıyla pazarlanabiliyor… Bu mantığı bazı müzayede firmaları da yapmakta olup onlar ile ilgili de hukuki bir araştırmanın sürdüğünü buradan belirtebiliriz… Çünkü ortada bir kariyer meselesi vardır ve sanatçının kariyeri bulunduğu ülkenin de sanat açısından prestijidir., Bu prestiji üç kuruş kazanmak uğruna bit pazarı mantığı ile ayaklar altına alarak sanatçıya zarar vermek, kimsenin hakkı ve haddi değildir… Hele de sanatçıya eserlerine sahip çıksaydın lafını kullanarak ne mene bir müzayedeci ve galerici olduğunu ortaya koyan şahsiyet ise, (İsmi bizde saklı şimdilik.) bu lafıyla, sanki ‘ben ucuz bulduğum her sanat eserini sorgulamadan satın alırım, isterse çalınmış olsun beni ilgilendirmiyor’ demek istiyor ve çalıntı bir malı almanın da satmanın da suç olduğundan haberi yok galiba…

Letgo duyarlı bir firmadır ve sanatçının müracaatı ile bu tür satışlara izin vermeyecektir ve bununla ilgili geçmişten emsal bir konu olduğunu da biliyoruz…

Şimdi inanıyoruz ki Devrim Erbil’de konunun üzerine gidecek ve gereken yapılacaktır.

SANATÇI HER İSTEDİĞİ GÖRSELİ İZİN ALMADAN KULLANABİLİR Mİ?

NUR KOÇAK VE VAHAP AVŞAR’IN YÜCEL DÖNMEZ’İN FOTOĞRAFLARINI İZİNSİZ KULLANMALARI GÖRSEL SANATLAR PİYASASINI KARIŞTIRDI.

Art4Critic

Görsel sanatlarda kavramsal takılacağız diye bazı sanatçılar sorumluluklarını aşan  uygulamalara girerek, hem sanatın etik kurallarını çiğnemiş oluyorlar, hem de bir başka sanatçının üzüntüsüne yol açabiliyorlar.

Konu Yücel Dönmez ile ilgili; Dönmez’in 19070’li yıllarda çektiği fotoğraflarının, ülkemizin iki bilinen sanatçısı tarafından, sorumsuzca, izinsiz olarak kullanılması geç de olsa ortaya çıktı ve şimdi bu duruma ne yanıt verilecek merak konusu olmaya başladı.

16 cı İstanbul Bienalinde Nur Koçak sergisi ve sergide kullanılan Yücel Dönmez fotoğrafları. 2011 yılında Vahap Avşar tarafından New York’da Charles Bank Galleryde açılan sergide kullanılan aynı  seriden fotoğraflar.

Telif hakkı Yücel Dönmez’de olan ve zamanında And kartpostal firması tarafından basılmış kartpostalların, Nur Koçak ve Vahap Avşar adında  kavramsal sanatta bilinen iki isim tarafından  izinsiz olarak kullanılması ve satışa sunulması görsel sanatlar konusunda bazı sanatçıların ne derece dikkatsiz olduklarını da ortaya koymaktadır.

Düşünün bir kere, siz fotoğrafta  bulunan mankenleri bir araya getiriyorsunuz, mekanı  saptıyor ve fotoğrafları çekiyorsunuz. Amacınız o yılların sevgi, aşk üzerine duygularını yansıtabilmek. Projeniz tamamlanıyor ve aynı zamanda kartpostal firmasına da, sadece kartpostal yapmaları için izin veriyorsunuz ve yıllar sonra sizin fotoğraflarınız büyük ebatlarda sergilenmiş, satışa sunulmuş halde çıkıyor. Hem de bienal gibi önemli bir etkinlikte, Salt gibi önemli bir kuruluşun sergisinde ve başka bir sanatçı tarafından da aynı fotoğraflar New York’da ki bir banka galerisi sergisinde.

16 İstanbul Bienalinde Nur Koçak sergisi (Tüm fotoğraflar Yücel Dönmez’e ait)

Araştırmaya devam ettikçe iyice şaşırıyorsunuz çünkü, Bahir Tunca ve Senar Seven’in iki sevgiliyi yansıtan çekimi, Kolekta güncel sanat eserleri  satış sitesinden 39 bin TL’ye satışa konulmuş. Üstelik fotoğrafın üzerinde  tek bir müdahale bile yapılmadan. Zaten Nur Koçak sergisindeki fotoğraflarda da  önemli bir müdahale yok sadece  bazılarının etrafına kalp şeklinde çizgi atılmış veya kalp şeklinde kesilmiş fotoğraf. Nur Koçak bildiğimiz, sevdiğimiz bir sanatçı fakat böyle bir hatayı yapması nasıl kabul edilir bilemem. Üstelik fotoğraflardan biri Artam dergisinde yer almış ve altında, ‘Sanatçının izniyle’ ibaresi var. Yani sanatçı izin almamış fakat izin vermese kullanılamıyor.

Vahap Avşar’ın 32.900 TL ye bir sitede satışa koyduğu fotoğraf

Kartpostallardaki mankenler 70’li yıllarda tıp öğrencisi olan ve bugün önemli bir cerrah olan A.Y ve o zamanlar tatbiki Güzel sanatlardan Yücel Dönmez’in arkadaşı Bahir Tunca ve Yeşilçam oyuncularından Senar Seven. Bugün fotoğraflarda olan kişiler hayatta ve onlarda  bu duruma şaşırdıklarını belirtiyorlar.

Yücel Dönmez’in bugün görsel sanatlarda önemli bir isim olması da konuyu çok ilginç bir hale getiriyor.  Bakalım bu  durum nasıl sonuçlanacak bekleyip göreceğiz.

Nur Koçak’ın geçtiğimiz yıl Salt sergisinden
Vahap Avşar’ın New York sergisinden.
Nur Koçak’ın kapsamlı sergisinden.
Nur Koçak’ın bienaldeki “Mutluluk resimleriniz” köşesi.
Vahap Avşar’ın New York banka galerisi sergisinden.

VAHŞETİN ŞAŞIRTICI DENGESİ VE SEVVAL BAŞALAN…

Yücel Dönmez

İnsanların yaşadıklarıyla, duygu ve düşüncelerini de geliştirdiğini düşünürsek, gerçek sanatçı da  bu yapının daha da farklı boyutta  oluşabildiği gerçeği karşımıza çıkıyor… Örneğin normal bir yapıdaki insanda yaşadıkları onu toplumdaki genel davranış biçimlerine sürüklediği zaman, bu durum gerçek bir sanatçı da çok farklı bir şekilde belirebiliyor ve sanatçının şaşırtıcı ve farklı yönü de burada belli oluyor…   

Medyada  sürekli kadın cinayetleri, sonu acılarla biten zorbalıklar veya toplumda güven sarsıcı  sonuçlar doğuran dolandırıcılıklara karşı  toplumun normal davranışı genelde intikam almak şeklinde gelişirken, bu durum gerçek bir sanatçı da dışavurumcu sanatsal davranışa dönüşebiliyor ve sanatçı yarattığı eser veya düşüncesi ile  olaylara karşı kendi rahatlamasını sağlayacak, normal bir düşünce yapısı ortaya koyabiliyor…  

Genç bir sanatçı olan Sevval Başalan da işte bu yüksek sanat bilincine sahip, gerçek bir sanatçı hüviyeti  ile, yaşanan olayları, belki de kendi yaşadıklarını, bilinç süzgecinden geçirerek, sanatçı kişiliği ile, yarattığı eserlerine yansıtıyor…

Onun  seramikten ürettiği eserlerini itici, iğrenç ve gereksiz olarak düşünebilirsiniz, zaten sanatçının amacı da izleyenleri bu kulvara çekmektir; vahşeti, en katı biçimde sunabilmek…

Sevval gençliği ve güzelliğinin yanı sıra, hobi olarak boks sporuyla da uğraşıyor ve onu bu spor dalına iten hevesin aslında içinde yer alan  güçlü olma, yapılan haksızlıklara güçlü olarak karşılık verme iç güdüsünden kaynaklandığını düşünebiliriz… Belki Sevval sanatçı bir kişiliğe sahip olmasaydı yaşam onu,  kendisine karşı yapılan haksızlıklara karşı daha yırtıcı bir hale getirebilir ve  sonucu seramik  heykellere yansımayacak biçimde,  yırtıcı bir gerçeğe itebilirdi…

Aslında genç bir sanatçının sanatının ilk evresinde, böylesine güçlü bir sanatsal iddiayla yolunu çizmesi, onun görsel sanatlara bakış açısını da ortaya koyuyor ve inanıyorum ki, Sevval Başalan giderek sanatsal yolunu olması gereken bir zemine oturtup, yaşamın dengesizlikleri içinde kendi özgün dengesini kuracaktır…

Sanatçının  KATARSİS adını verdiği sergisi Bedri Baykam küratörlüğünde, Taksim Piramid Sanat Galerisinde sürmektedir. 1 Aralık 2020 tarihine kadar izleyebilirsiniz.

Kavramsal sanat ve Türkiye

This image has an empty alt attribute; its file name is zafer-karakus.jpg
Zafer Karakuş

Kavramsal Sanat 20. Yüzyılın en değerli sanatçısı ve kuramcısı Amerika’da Pop sanatı ve kavramsal sanat akımlarının temellerinin atılması konusunda en önemli sanatçılardan biri hiç kuşkusuz Marcel Duchamp’tır.Eğer şu anda bienallerde “anlamsız” bulduğumuz, anlamlar yüklemeye çalıştığımız eserler sergileniyorsa, bilin ki bu Marcel Duchamp sayesindedir. Geleneksel resim ölmüş, onun yerine nesne sanat eseri olmuştur. Bir pisuarı yerleştirip onu çeşme yapmıştır. Bu 20. yüzyılın en etkili eseri kabul edilmiştir.1960’lı yıllarda kavramsal sanat akımı ortaya çıkmıştır. Eleştirel bir yaklaşımla kendisini, çevresini ve yaşamı sürekli sorgulayan, geleneksel sanatın sınırlarını aşarak sanatın boyutlarını değiştirme çabasında olan kavramsal sanatçıların görüşleri çağdaş düşünceyle temellenmiş ve bütünleşmiştir.Düşüncenin yapıttaki üstünlüğüne olan inanç Marcl Duchamp’ta öteden beri var olan bir görüştür. Yapıtlarıyla kavramlar ve analizler öneren bu sanatçılar seyirciyi bunları anlamaya, çözmeye, kendi düşüncesiyle tamamlamaya çağırılar. Kavramsal bir iş, bir program öneririler. Özünde biçimsel yetkinliği arayan alışılagelmiş sanatın yerine, bir anlamda, yeni bir yaşam biçimi olarak da düşünülebilir. Kavramsal sanat, geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan ve genişleten avant- garde (öncü) bir akımdır.Kavramsal sanat üreten kişi için o eserin beğenilmesi, estetik bir değeri olması önemli değildir. O yapıtın akla seslenmesi, bir şey anlatıyor olması ve bir fikrin, bir düşüncenin izleyici tarafından yakalanması amaçlanmaktadır. Diğer sanat eserleri gibi saklanamaz, o anda bakılır ve tüketilir. Sadece o yapıtın fikri nedir? İzleyici onu araştırır, bulmaya çalışır.Kavram sanatı, fikir sanatı olarak da geçer. Sanatçılar, bir resim veya heykel yapmak yerine fikirlerine uygun malzemeleri ile ifade etme amacı güderler. Klasik anlamda resim veya heykel tarzı nesneler, ticari olduklarından sanatsal yaratı ve beğeninin dışında tutulur. Sanatçılar seyredilmek ve beğenilmek üzere bir yapıt meydana getirmezler, bu yapıtlar alınıp satılmaz.Bir bienalde sanatçının çöp yığını oluşturarak yaptığı kavramsal eserin, temizlikçiler tarafından süpürüldüğünü ve bunun üzerine sanatçının tazminat davası açtığını biliyoruz. Sanatçı burada çevre kirlenmesini vurgulamıştır .Sanatçı Yücel Dönmez’in Taksim-Kabataş metro füniküler Taksim istasyonunda bulunan kalıcı enstalasyon çalışması bir vitrin ile metroyu kullananların izlenimine sunuldu. 4.5 metre çapındaki makaraları fonksiyonel-kinetik sanata çeviren Dönmez, belki de bu anlamda dünyada bir ilki gerçekleştirerek, fonksiyonel bir makineyi kavramsal imajlı sanata çevirmiş oldu. Onun bu çabası kavramsal sanatın Türkiye’de düzeye geldiğini vurgulayan çarpıcı bir örnektir.

Yücel Dönmez’in Taksim Füniküler istasyonundaki makara çalışması.

MÜBERRA BÜLBÜL İMZA GÜNÜ 12 EYLÜL’DE SİRKECİ’DE.

SANATÇI “SİLÜET” ADLI ŞİİR KİTABINI TANEVİ KÜLTÜR AVLUSUNDA İMZALAYACAK.

Görsel sanatlarda çok yönlülüğü ile tanınan Ressam, akademisyen, yazar Müberra Bülbül, bu defa hayranları karşısına şair yönü ile çıkıyor.

Silüet adlı şiir kitabını 2020 Ocak ayında yayımlayan Müberra Bülbül, Korona nedeniyle okuyucuya ancak ulaştırabilecek. 12 Eylül 2020 saat 17:00 de Tan Evi Kültür Avlusunda Müberra Bülbül şiirleriyle buluşmaya ne dersiniz… Davetlisiniz.

SANATIN KARİYERİ NELER GEREKTİRİYOR?

“sanat tarihçi fakat gerçek sanatı görmeyecek kadar kör. Sanat eleştirmeni, yazarı fakat kör taklidi yapıyor. Galerici o da hırsından kör numarasına yatabiliyor çünkü ayırımdan, ayırımcılıktan yana koşuyor,”

Meslekler, kariyerler vardır farklı davranışlar gerektirir. Örneğin bir polisin rüşvet alması mesleğinde yüz karasıdır. Aynı zamanda bir doktorun ettiği yemini hiçe sayarak tıp alanında herhangi bir yanlışa göz yumması da yüz karası olarak yorumlanır ve bunun hukuka göre de cezası vardır.

Bu konuda sayısız örnekler vermek mümkündür. Fakat konumuz sanat olduğu için burada örneğin görsel sanatlar alanındaki kariyer sahiplerinin görevlerini nasıl kullanabileceklerini masaya yatıracağım; bir galerici sanatçıyla anlaşabildiği şekilde bir yüze ile çalışabilir. Fakat günümüzde sanatçıya ver parayı sana sergi yapalım ve senin tanıtımına soyunalım diyen galericilerin sayısı oldukça fazladır fakat bu galericilerin para gücüyle temsil ettikleri sanatçıların sanat tarihine kalabilmeleri olanak dışıdır. Çünkü eğer ki bir sanatçı gerçekten sanat tarihine kalıcı işler yapıyor ve yeniliklere imza atıyorsa, o sanatçıdan gerçek bir galeri para talep etmez ve sponsoru olur ki o sanatçıyla çıkacağı yolda yükselsin.

Küratör sergi düzenleyicisidir. Bir sergiyi her boyutu ile dizayn eder ve  karşılığında mutlaka emeğinin karşılığını almalıdır. Sanat eleştirmeni de öyle.  Yazdığı yayından karşılığını almalıdır. Eğer ki bir sanat eleştirmeni yazacağı sanatçıdan para talep edebiliyorsa bu affedilir bir şey  değildir. Çünkü o yazdığı yazı tarafsız olamaz. Ülkemizde ise bu konu farklı algılanıyor; sanat eleştirmeni yazdığı yayından veya gazeteden para alamıyormuş bu yüzden de  ya galericiden veya sanatçıdan para talep etmeliymiş. İşte hata burada yapılmış oluyor, sanat eleştirmeni parayla yazı yazıyorsa onun yazdığı eleştiri tarafsız olmadığı için de değersizdir. Çünkü para karşılığı gerçek eleştiri yapılamaz.   O zaman sanat eleştirmenliğine soyunan kişi bu işten para kazanamıyorsa, eleştiri değil sanatçıyı övdüğü için para aldığını da ifade etmelidir.

Aslında görsel sanatlar alanında ülkemiz diğer ülkelere göre karmaşık bir farklılık sergilemektedir bunun da nedeni, sanat piyasasında görsel sanatları derinine bilen ve güncel değerlendirebilen dürüst kişilerin sayısının çok, çok, çok az olmasıdır.

Konumuz sanat tarihçisini yorumlamak olunca da ülkemizden eşi olmayan farklılıklar gözetliyoruz; örneğin  ünlü bir sanat tarihçimiz diye adı duyulmuş. Fakat irdelediğinizde 5 bin TL den aşağı sanatçı için yazı yazmıyor. Diğer taraftan da öteden beri tuval resmi bitti bitiyor diye de yaygarasını eksik etmiyor. O zaman günümüzde olan sanatı değerlendir denildiğinde, bir sanat tarihçi olarak görmezden geliyor ve yazı yazması için de para talep ediyor. Sanki görsel sanatçı ülkemizde çok büyük paralar kazanıyor ve garibim o paradan hisse almanın peşinde. Hadi oradan sen sanat tarihçi isen ve de çalıştığın kurumdan maaş alıyorsan veya emekli isen, sanat tarihçiliğinin etik kurallarına saygılı olup, ayırım yapmadan ve yapılan ayırımlara göz yummadan mesleğinin, kariyerinin gerektirdiğini ortaya koyarsın.

Ülkemizde, gerçek sanat eleştirmeni yok, samimi olarak araştırarak yazan gerçek sanat yazarı da yok denecek kadar az (Olsaydı bugüne kadar ortaya koydukları eylemlerinden bilirdik) , gerçek küratörler var. Az da olsa gerçek galericiler var. Gerçek müzayede şirketleri de çok,çok,çok az. Elbette bunlar olmayınca  veya çok az olunca da gerçek sanatçının ortaya çıkarılması da gelecek perdeye kalıyor ki, o tiyatro perdesi de görsel sanatlarımızda hiç açılmayacak gibi. Çünkü sanat tarihçi, fakat gerçek sanatı görmeyecek kadar kör. Sanat eleştirmeni, yazarı fakat kör taklidi yapıyor. Galerici o da hırsından kör numarasına yatabiliyor çünkü ayırımdan, ayırımcılıktan yana koşuyor, dur diyen de yok. Çünkü ticaretteki serbest piyasa fikrini sanata taşımış, “istediğime önem veririm istediğime vermem. Ben görsel sanatlar piyasasında  kazanacağım parayı sanatçıdan önce görürüm, bana ne sanatta önümüzün açılması.” gibi düşünebiliyor.

Birisi bu eleştiriden sonra ortaya çıkıp, ülkemizdeki sanat piyasasında işlerin dürüstçe yürüdüğünü iddia edebilir mi? Buyurun burada yanıt hakkı da doğdu, varsa söyleyeceğiniz, noktasına virgülüne dokunmadan yer vereceğiz.

BERNARD BUFFED BASKISI YABANCI GALERİDE 2600 EURO, BİZDE MÜZAYEDE DE 2700 TL

Art4Kritik

Türkiye’nin  prestij müzayede firması Antik A.Ş’nin yeni müzayedesinde (4-10 Haziran 2020) gördüğümüz bir gerçeği dile getirmek istedik. Artık ülkemizde sanat koleksiyonu yapan kesim, müzayedelere eser vermekten kaçınıyor. Çünkü konulan başlangıç fiyatları, sanatçının gerçek fiyatını yansıtmadığı gibi, elindeki bir eseri satmak isteyen sanat koleksiyoncusuna da sanki, sen  pahalı almışsın der gibi, sanat eserini sanatçının gerçek piyasasının çok altında müzayedeye koyarak, piyasaya da o sanatçı hakkında yanlış imaj vermiş oluyorlar…

Şu anda süre giden online müzayede de gördüğümüz, artık görsel sanatlar müzayede piyasasının gerilemiş olduğu gerçeğini gösteriyor. Daha  farklı bir politika güdülmediği taktirde, ülkemizde sanat yatırımcılığının giderek anlamını yitirebileceğini düşünüyoruz. Çünkü gerçek ekspertiz yapılmıyor ve bu konuda piyasa oluşturabilecek uzmanlar yok. Çok az sayıda bazı sanatçı isimlerin desteklenerek piyasaları yükseltilirken, bir zamanlar büyük paralara pazarlanan bazı isimlerin ise bugün piyasaları, eski fiyatlarının  neredeyse dört katı altında satılıyor. Bu durumda sanat yatırımını düşünen ve bu konuda araştırma yapan insanlar, güven kaybı yaşadıkları için piyasadan çekiliyorlar.

Antik A.Ş’nin yeni online müzayedesinde ekspertiz sorunu yaşayan  bir yabancı örnek de bulduk; Bernard Buffed dünyada bilinen bir sanatçı ve bu sanatçının Balık adlı bir baskısı pazarlanıyor ve şu andaki fiyatı 2700 TL. Oysa aynı baskının yabancı bir sitedeki fiyatı ise 2600 Euro olarak görülüyor.  Bu örnek gösteriyor ki, Bernard Buffed’in  müzayede piyasası yok, yani müzayedede değer etmeyen bir sanatçı(!). Oysa 1999 yılında 71 yaşındayken intihar eden bu ressamın, milyon dolarların üzerinde satışları var ve piyasası giderek yükseliyor.

Bizim müzayedelere ve sanata yatırım gözüyle bakanlara tavsiyemiz şudur, önce iyice araştırın ve elma ile armudu aynı kefede görmeyi bırakın ve sanatın hakkını vermeye bakın ki, gelecekte alkışlanın yoksa bu gidişle geçmişteki gibi yanılgılar yaşayabilirsiniz.

  

Antik A.Ş müzayedesinde yer alan Bernard Buffed’in Tabaktaki Balık baskısı, sanatçının orijinal imzasını ve 1953 tarihini taşıyor. Yabancı bir  galeride 2600 Euro ya satılan baskı, bizdeki müzayede de 2700 TL şu anda. Bunda bir ekspertiz hatası olduğu da aşikar.

GÖRSEL SANATLAR SORUNLAR ÜZERİNE TARTIŞMA YARATACAK GÖRÜŞLER…

 Art4Critic

Rönesans sanatı çok gerilerde kaldı ve Rönesans’tan beri de dünya çok değişti… Görsel sanatların bugün geldiği noktaya bakarsak,  dün konuşulan ve yazılanların da modası ve günü geçmiş değerlendirmeler olduğu göze çarpmaktadır…

Sanatta tasarım bana göre geçmişte  sanat açısından önemli kılınıyordu fakat şimdilerde,  eserin ortaya çıkarılması için düzenlenecek olan tasarım eskizi, dekoratif bir çalışmaya hazırlıktan başka bir şey değildir…

Görsel sanatların içinde yıllarca yoğrulmadan ortaya konulacak olanın gerçekten sanat mı yoksa tasarlanarak ortaya konulan bir dekoratif unsur mu olduğuna karar veremiyorsun…

Okuldan yeni mezun olmuş öğrencilere baktığımızda, çoğunluğunun sanatın geçmiş dönemlerine bakarak bir şeyler ortaya koymaya çalıştığını, sanatın ne olduğunun ve neler yapmanın sanat olabileceğinin, pek farkında olmadıklarını görüyoruz…

Oysa sanatçı yaşadığı duygularının, hissettiklerinin sanatına nasıl yansıyabileceğinin farkında olabilendir…

MEKANİK YORUM

İki kontör çizgi çizerek içini boyamakla sanat yaptığını zanneden sanatçı adayı şunu bilmelidir ki, yaptığı gerçek bir sanat değil, günümüze göre göz boyamaktan öteye gitmeyen bir çabadır… Genelde bu değerlendirme sadece ülkemiz sanatçı adayları için değil tüm dünyada bugün sanat alanında çaba gösteren sanatçı adaylarını da kapsamaktadır…

Bakıyorsunuz  dünyanın en önde gelen müzayede firmaları kataloglarında  çok genç sanatçıların eserlerine büyük rakamlar yükleyerek sanata yatırım yapmayı amaç edinen para babalarına satmayı amaç ediyorlar… Sanata yatırım yaptığını zanneden  koleksiyoner veya sanat yatırımcısı, aslında gerçek sanatın ne olduğunu pek yorumlayamadığı için, önüne ne konulursa ona inanarak parayı bastırıyor… Satışı yapan firma da  önemli bir sanatçı yakaladığı  inancına giriyor ve bakıyorsunuz  henüz piyasaya sunulan bir isim, büyük rakamlarda satışlar elde edebiliyor… Ta ki  satın alanların hevesi geçene kadar… Sonra o eserler alıp satanların eline geçiyor ve bakıyorsunuz sanat piyasamız(!) bu sanat tacirleri ile yapılandırılmaya çalışılıyor…

Dijital YORUM

 

Peki bu satılanların önemli olduklarına kimler karar veriyor? Birtakım okullardan mezun olarak kendilerine otoriter  unvanlar verenler mi? Yoksa ticari amaçtan öteye gitmeden sanat yayıncılığı yapan  dergilerde yazanlar mı? Elbette bu  saydığımız çevrelerden  sanatı dört dörtlük yorumlayabilen ve günümüze indirgeyen isimler de bulunmaktadır fakat bu isimlerin  yüzde kaçı dikkate alınmaktadır, bilinmez…

Dünya sanat tarihinin içinde bulunduğumuz yılların çok sonrasında yazılabildiğine dikkat çekersek, bugün şişirilen ve büyük paralar ettiği iddia edilen ve büyük paralara eserleri satılan sanatçıların, gelecekte  çok önemli olmadıkları da vurgulanabilir. Çünkü dünya eskisi gibi  değil artık.. Her geçen gün çok yeni bir boyuttan bakılıyor sanata ve insan yaşamına…

Örneğin tıp alanını ele aldığımızda, nasıl ki kuduz aşısını bulan Louis Pasteur ile bir pratisyen doktor bir tutulamıyorsa, sanatta da, bilinen tekrarları ortaya koyan biri ile Van Gogh gibi sanata  yön vermiş olan sanatçı bir tutulamaz. Çünkü Van Gogh ortaya koyduğu sanatsal çalışmaları ile çağdaş resim anlayışının yaratılmasını sağlamıştır…

İşte günümüz dünyasında bu değişimler daha süratli bir şekilde oluşmaktadır. Nasıl ki dünün katılaşmış resim kurallarını Van Gogh yıkarak yeni bir  çağdaş sanat anlayışının doğmasına öncülük etmişse, günümüzde de  dikkate alınacak olan sanatçı ve sanatı çok iyi irdelenmeli, bir takım zenginlerin  çok para vererek aldıkları sanat değil, gerçekten sanatsal değere ulaşabilmiş olan sanat araştırılmalıdır… Yüksek sanat ile sanatın  birbirine karıştırıldığı günümüzde, profesyonel ile profesyonel olmayan sanatçılar nasıl ki birbirinden ayrılıyorsa, gerçek sanat yapan sanatçılar ile sanatını paraya çevirebilmek için türlü oyunlara giren profesyonel sanatçılar da birbirine karıştırılmamalıdır… Çünkü sanatı salt para amaçlı düşünen birinin gerçek bir sanat ortaya koyabileceği de düşünülemez… Çünkü sanatı satın alanlar, sanatçıyı da mal üreten biri gibi görmekten geri durmazlar… Sanatı satın alarak kazanç amaçlı ticaret yapanlar ile, sanatı irdeleyerek yüksek sanatı belirleyip alan koleksiyonerler bir değildir… Birisi  aldığı sanat eserini albenisi olmasına bakarak satın alırken, gerçek koleksiyoner  farklı bulduğu sanata odaklanarak, edindiği koleksiyonu ile  her gün ayrı bir mutluluk yaşamaktadır… Ülkemizde burjuva kesimi olmamasına rağmen  gerçek sanat sever koleksiyonerlerin sayısı hiç de az değildir… Bu koleksiyonerler  saptadıkları sanatı edinerek yarınların sanat tarihine bir hizmet amaçlamış olmaktadırlar. Bu koleksiyonerlerin  edinmiş oldukları sanat eserlerini kendilerinden kolay  satın alamazsınız. Çünkü gerçek koleksiyıoner inanarak edinmiş olduğu sanat eserine bir yerde aşık olmuştur ve aşkını üç beş kuruş uğruna elden çıkarmaz… İşte bu yüzden ülkemizde bulunan müzayede firmalarının müzayedelere çıkardıkları sanat eserleri arasında,yüksek sanatı içeren işleri pek göremezsiniz… Çünkü gerçek koleksiyoner sanatı alınıp satılan bir mal gibi değil, sahiplenilen bir eser gibi görür ve sahip çıkar…

Ülkemizde görsel sanatlar konusunda  dünya sanat platformuna çıkacak bir sanatçımız olmadığına inananlara şunu demek gerek, sahip çıkıldı da mı sanatçılarımıza ki  o platforma giremediler… Hiç mi yok yani 83 milyonluk ülkemizde  üstün sanat yapan veya yapabilecek bir yetenek… Yani  bugün Batı’dan sunulan isimlerin hepsi mi üstün yetenek? Bence  sanat açısından masaya yatırıldığında dünya sanatına bir katkıda bulunmamış olan fakat Batı tarafından şişirilerek sanata mal edilmeye çalışılan bir çok gereksiz yetenek yüzünden, gerçekten sanatta değer olabilecek  isimler  karanlıkta kalıyor…

Bugün karanlıkta bırakılmaya çalışılan sanatçılar, geçmişteki  bir çok sanatçılar gibi sonradan keşfedildiklerinde hiç mi utanmayacak  ülkemizin sözde sanat piyasası… Bence bir başka sorunumuz da, körler ve sağırların birbirlerini ağırlaması olarak karşımıza çıkıyor. Sanat piyasamızda bir türlü yok edilemeyen kayırmalar, kıskançlıklar, görmezden gelmeler yüzünden, ülkemiz görsel sanatları da iyice çıkmazın içine gömülmektedir… Şu Corona  günlerinde bile ülkemizde  sanatçısına sahip çıkan bir yönetim de yok… Sanat eseri üreterek yaşamlarını sürdüren görsel sanatçıları dikkate alan yok… Atölyelerinin kirasını ödeyebiliyorlar mı diye düşünen de yok…Garsonlar, berberler gibi gündelik çalışanlar bile dikkate alınırken, sanatçı kendi kaderi ile baş başa bırakılmıştır… Yine de Corona krizinden en kazançlı çıkacak olanlar sanatçılar olacaktır çünkü onlar sürekli üretebiliyorlar… İster Corona ister savaş olsun sanatçı üretmeden duramaz…

ÇARPIK  KURULMUŞ OLAN SANAT PİYASASI, GÖRSEL SANATÇILARA ZARAR VERMEYE DEVAM EDİYOR…

Art4Critic

Ülkemizde nedense görsel sanatlar konusunda oluşturulmaya çalışılan piyasa eleştirilere rağmen hala çarpık adımlarla gitmeye devam ediyor…

Sanatçının üzerinden para kazanmaya soyunmuş olan bir takım müzayede firmaları, paraya sıkışmış olan sanatseverlerin elindeki eserleri, kendi istedikleri fiyattan müzayedeye çıkararak, yok fiyattan satılmasını sağlıyor ve bu durumda kendi komisyonlarını da  garanti altına almış oluyorlar…

Kendilerine sorduğunuz zaman, sanatçının müzayede piyasası diye saçma bir neden gösteriyorlar… Görsel sanatları bir borsa havasına sokarak kendi istedikleri gibi yönetmeye kalkan bir takım müzayedeciler, ülkemiz sanatının da  önünün açılmasını engellemiş oluyorlar…

Örneğin bir sanatçının güncel piyasası belli bir büyüklükteki resimde diyelim ki 20 bin TL. Elinde o sanatçıdan eser olan ve  paraya sıkıştığı için satmaya kalkan sanatsever veya sanat koleksiyoncusu, müzayede firmasına başvuruyor ve müzayede firmasına elindeki sanat eserine  20 bin TL verdiğini söylediği halde kendisine, “Hayır o fiyattan koyamayız çünkü sanatçının işleri müzayedelere pek çıkmamış ve müzayede piyasası yok. Biz bu eseri 3-5 bin TL den ancak koyabiliriz” diyerek, paraya sıkışmış olan kişiyi kendi dedikleri fiyattan müzayedeye koymaya zorlamış oluyorlar…  Bu durumda müzayedeci  yüzde 30 komisyonunu alarak kazancını garantilemiş oluyor çünkü düşük fiyattan müzayedeye konulan eser kolayca satılabiliyor… Fakat bu durum eserin sanatçısının sanat piyasasını etkileyerek, galeriden güncel fiyatında eser almış olan koleksiyonerleri arasında bir şüphe uyandırıyor ki, bu davranış gerçekte etik değil ve sanat piyasası borsa gibi kullanılarak  fiyat konusunda ters açıdan manipülasyon yapılmış oluyor ve borsada suç sayılan manipülasyon burada sanatçının sanat değerine de bir saldırı olduğu halde, neden suç sayılmıyor bu konunun ele alınması gerekiyor…

İlle de para kazanacak diye sanatçının güncel değerini düşürmeye  bir müzayedenin hakkının olmadığını düşünüyoruz…

Diyeceksiniz ki müzayedelerde zaman zaman baş yapıt adı altında eserler pazarlanıyor ve yüksek fiyattan bazı sanatçıların eserleri satılıyor bu nasıl oluyor? Türkiye’de müzayedede  yapılan bu durum, başka ülkelerdeki sanat müzayedelerinde karşınıza çıkmaz… Tanınmış bir sanatçının güncel galeri değeri altında eseri müzayedeye konulmaz. Zaten müzayedeye veren koleksiyoner öyle bir durum ile karşılaşsa sanat dünyası karışır. Konu müzayedecinin kazancını garanti altına alması değil, aynı zamanda sanatçının da yükseltilmesi ile ilgilidir. Bir sanatçının eserlerinin sanat değeri yüksekse ve hakkında çeşitli yayanlar yapılmış, uluslar arası literatürlerde yer alıyorsa o sanatçının müzayedede eser fiyatını aşağı çekmek, hem etik değil hem de sanat üzerinden para kazananın kendi ayağına kurşun sıkması gibidir…  İlle de birkaç sanatçının üzerinden birilerini zengin edebilmek için sanat piyasasını kontrol altına almak kimsenin haddi olmamalıdır… Bir kere bizdeki müzayedecilerin sanat eksperi yetersizdir çünkü yeterli sanat eksperine sahip olsalar sanat değeri olan eserleri yok pahasına müzayedeye çıkaramazlar. Sanat değeri olan, ilkleri başarmış bir sanatçıyı desteklemeleri gerekirken yerden yere vurmaya çalışmak, ülkenin sanatına da sanatçısına da zarar verir ki, bunu vicdanı olan hiç kimse kabul etmemelidir…

Türkiye’deki müzayedelerin gerçeği şudur; birileri sanatçılardan stok yapar ve  müzayedelere vererek satış yapar ve bunu yapanlar düşük fiyatta  koydukları sanatçıları zamanla fiyat yükselterek geleceğe kalacak ve fiyatı artacak sanatçılar olarak lanse ederler. Bu durum bazı sanatçılar için doğru olabilir fakat yapay olarak fiyat arttırılması sonucunda  bir zaman sonra fiyat düşüşleri de ortaya çıkabiliyor ve bu durumda da sanat eserine yatırım yaptığını sanat sanat severler para kaybetmiş oluyorlar… Türkiye’de bu durum birkaç kez yaşandı ve şişirilmiş fiyatlarla sanat eseri almış olanlar mağdur oldular…

Sanat değeri yüksek olan sanatçılar günümüzde bilinçli koleksiyoner tarafından izleniyor ve  koleksiyonerler kimsenin etkisinde kalmadan geleceğe kalacak olan sanat eserlerine kavuşuyor ve bu gerçek koleksiyonerler kesinlikle özel bir durum olmadan müzayedelere eser vermiyorlar…

Ancak bazı durumlarda koleksiyoınerden müzayedelere eser verildiği zaman da, sanatçının güncel galeri fiyatının göz önüne alınması gerekir ki, ülkemizin sanat galerileri de güç durumda kalmış olmasın. Bugünkü durumda müzayedelerin galerilere karşı sanki savaş açtığı bir durum yaşanıyor ve galeriler sürekli kapanarak, sanat piyasasının da gerçek anlamda oluşması önlenmiş oluyor…

Müzayedelerde deneyimli ekspertiz uzmanı olmadığı için, sahte eserlerin de pazarlanabildiği, hatta sanatçıdan dolandırılmış eserlerin müzayedelerde görüldüğü de bilinmektedir…  Ülkemizde  müzayedelerde bugüne kadar milyonlarca TL’ye satılan eserler de oldu fakat o eserler ile ilgili olarak sağlam bir ekpertiz raporu görmedik. Sadece uydurulmuş bir hikaye ile satışa çıkarılan bir eser baş yapıt olarak milyonlarca liraya pazarlanamaz. En azından o eserin bir karbon testinin de yaptırılmış olması gerekmez mi ki satın alanın da içine sinsin… Birdenbire X sanatçının bilinmeyen bir eseri çıkıyor ortaya ve bakıyorsunuz eserde orantısızlıklar da var ve hikayesinde de eserin  aniden bir yerde bulunmuş olduğu yer alıyor. Bu durumda  inandırıcılık nerede kalıyor…

SANATTA KİMİN GELECEĞE KALACAĞINI MÜZAYEDELER DEĞİL, ORTAYA KONULMUŞ OLAN SANAT DEĞERİ BELİRLER…

Türkiye’de hangi sanatçının geleceğe kalacağını müzayedeler değil, sanatçının ortaya koymuş olduğu sanat değeri belirler. Bunu anlamak o kadar da zor değildir. Önce sanatçının yaptığı eserler için nasıl çalıştığı, araştırmalar yaptığı ve bulunduğu coğrafyadan etkilenip etkilenmediği veya dünya görsel sanatlarına herhangi bir yenilik getirmek için uğraşı verip vermediği, dünya görsel sanatlarında herhangi bir ilki başarıp başarmadığı, şimdiye kadar girmiş olduğu literatürler, müzeler (Bugün dünya üzerinde bir çok müzeler  hediye eser kabul ederler ve hediye edilen eserleri sergilenmeyecek ibaresi ile alır depolarına koyarlar. Bugüne kadar bizim bildiğimiz sadece Burhan Doğançay’ın Gogenheim müzesinde  bir eserinin sergilenmiş olduğudur… Doğançay’ın Metropolitan müzesine hediye edilen baskılarının da sergilenmeyecek şekilde kabul edildiğini Metropolitan müzesi teyit etmişti.) sanatçının herhangi bir uluslar arası müzede etkinlik, sergi yapıp yapmadığı, yurt dışındaki bir galeride sergi Açıp açmadığı, hakkında yazılmış eserler bulunup bulunmadığı, tanınmış yabancı bir eleştirmenden eleştiri alıp almadığı, yaşı, eğitimi ve eserlerinin özgünlüğü ve daha başka bilgileri de  göz önüne alınarak değerlendirilmelidir…

Müzayedelerde yabancı sanatçılardan neredeyse kopya olan eserlerin yüksek fiyattan pazarlandığını gördükçe, sanat piyasasının ya olmadığını veya yanlış kurulmaya çalışıldığını görüyorsunuz…

GÖRSEL SANATÇILAR ODASI KURULMALIDIR…

Görsel sanatçıların haklarını korumak için öncelikler bir görsel sanatlar odası kurulmalı ve  ressam, heykeltıraş, yeni teknolojileri kullanabilen sanatçılar korunmalı ve düzgün, etik sanat piyasasının oluşturulması gerekmektedir… Şayet  görsel sanatçılar odası kurulursa, ülkemizdeki galerilerin de daha sistemli bir  duruma gelecekleri ve bugün müzayedeler yüzünden yok olmaya yüz tutmuş galerilerimizin korunmuş olacağı bilinmektedir…

Sanat eserleri üreterek ülkemizin sanat açısından yükselmesine katkıda bulunan görsel sanatçıların da bir meslek sahibi oldukları bilinmeli ve gerekli saygı, sevgi gösterilmelidir…

(BU YAZILARIMIZ DEVAM EDECEK BİZİ İZLEYİN…)