GÖRSEL SANATLARIN 21 YÜZYIL ÖYKÜSÜ…

Duygu Yaşam-Art Kritik

Görsel sanatlarda ne yazık ki, sanat mantığı yerine, piyasa mantığı diye bir şey oluştu. Resim ve heykel satışları ile bu piyasa Rönesanstan bu yana  sanata önem vermiş olan ülkelerde gelişerek bugünkü, çarpık müzayede konumuna kadar geldi… Artık sanat kapitalizmin gölgesinde, para babalarının hırsları ile giderek daha da rekabet ortaya koyan bir konuma yürürken, bu arada gerçekten görsel sanat üreten yetenekler, geleceğin sanat tarihini sessizce yazıyorlar…  

DUCHAMP’IN SUÇU MU…

Marcel Duchamp ile başlayan sanat anlayışı bugünlerde, görsel sanatların tanımı olarak kullanılsa bile, Duchamp’ın ortaya koyduğu obje örneklerin benzerlerini, abartarak  sanat diye pompalamak ne derece doğrudur düşünmek gerek.

Duchamp pisuvarın üzerine sadece imzasını attı ve adını fountain (çeşme) koyarak sergiye gönderdi.  Düşüncesi, görsel sanatlarda sanatın tuval, boya, fırça teknikleri, pentür gibi tanımlamalarla değil, sanatçının tanımı ile belirlenmesi gerektiği üzerineydi… Duchamp’ın pisuvarı sergiden reddedildi fakat onun pes etmemesiyle de tanımladığı sanat anlayışı bugünlere kadar geldi, fakat Duchamp’ın ortaya koyduğu sanat tanımının üzerine bir şey konulamadı…  Sanki Duchamp, gidin çarşıdan  satın aldığınız bibloları sanat diye sergileyin demiş gibi, ana fikir dikkate alınmadan  moda anlayışı ile bugüne kadar abartıya gidildi ve kral çıplak diyebilecek eleştirmenler ortaya çıkınca da, sanat piyasasındaki farklılıklar tartışılmaya başlandı…

Duchamp’a göre, Sanatçı  gösterdiği ustalıkla değil, fikirsel içeriği ile değerlendirilmeli ve ortaya konulan sanatın anlamı, mesajı, felsefesi  sanat eserinin ön plana çıkarılmasında önemli rol oynamalıdır… Pisuvarı da görsel sanatlarda sanatçının öne süreceği fikrinin önemli olduğunu, eserinin çok da önemli olmadığını vurgulamak için seçti…

Bugün Damien Hirst, Jeff Koons gibi sanatçıların yaptıklarının Duchamp ile ne derce örtüştüğü sorgulanmalı. Çünkü bugün Ducahmp’ın ortaya koyduğu sanat anlayışı, günümüzde fabrikasyon sanata dönüşerek, sanatçının hırdavatçı dükkanından aldığı bir objeyi imzalayarak sergilemesinin de ötesine geçerek, seri üretim içeren biblocu bir zihniyete dönüşmüştür…

ASLINDA NEFES ALMAK TA BİR SANATTIR…

Görsel sanatlar adına, çöp torbası bile müzelere girerek,  her şeyin sanat, herkesin de sanatçı olduğu fikri doğrulanmak istendi… Doğrudur her canlı aslında bir sanatçıdır çünkü, nefes almak da bir sanattır; kimisi sadece akciğerden alır, bazısı da hem akciğeri hem de diyaframı birlikte kullanır. İnşaatta harç karıştıran amele de sanatçıdır çünkü her inşaat işçisi kendi üslubuyla karıştırır harcı… Spor yapmak da bir sanattır, akrobasi pilotu da bir sanatçıdır çünkü göklerde müthiş görseller yaratarak, uçmanın felsefesi ışığında yerdeki izleyenlere  performans sergiler…  İp cambazı da bir performans sanatçısıdır, üstelik çok sağlam bir felsefesi olan… Trapezciler hatta palyaçolar da performans sanatçısıdır. Hem de ortaya bir felsefe koyarak yaparlar performanslarını…  Şimdi bu örneklerin ışığında yenilik adına bir takım saçmalıklar sergileyerek sanat yaptıklarını iddia edenleri ne derece  ciddiye alalım, düşünülmesi gerekir… 

Salt kavramsal düşünerek sanat yapmanın  eğitime ne ihtiyacı var ki… Felsefe fakültelerindeki öğrencilere görsel sanatlardan bahsedilse,  kavramsal sanatın dibini bulurlar J

Aslında konuyu çok daha farklı açılardan ele alarak daha da açmak gerekiyor da, şimdilik bu kadarla kalsın belki bir yanıt gelir de o zaman daha detaylara ineriz J

 SANAT PARANIN GÖRÜNTÜSÜYLE YER DEĞİŞTİRDİ…

Görsel sanatların bugünkü duruma  düşmesinin ardından bir çok ünlü sanat eleştirmenleri sanat yazmaktan vazgeçerek, başka sanat dallarına geçtiler veya yazmayı bıraktılar. Çünkü görsel sanatlarda artık at izi ile it izi birbirine karıştı, gerçek sanatçılar değil, işin cambazları, algı yaratarak ün yapmak isteyenler ve sıkılmadan başkalarının yaptıklarını taklit eden sanatçılar sahneyi doldurdular…

Kapitalizmin gölgesi altında sanat yapmak bir yerde  sanatın para ile yer değiştirmesine yol açtı. Borsa sistemini sanata uygulama düşüncesi, para babalarının sanata el atmasını sağladı. Çünkü  müzayedelerden pazarlanan sanat eserleri,  büyük rakamlara çıkartılarak, sanata yatırım yapanları fabrikalar kurmadan, fabrikalardan kazanılacak servetlere ulaştırdı. Borsada bir şirketin durumu o şirket hisselerinin yükselip alçalmasını sağlarken, sanat eserlerinin sürekli yükselişleri, bir çok borsacının da sanat piyasasına yönelmesini sağladı ve sanat bir yerde sanat olmaktan çıkarak, paranın görüntüsüyle yer değiştirdi…

 Dünya müzayedelerinde maniplasyon yapılarak çok yüksek değerlere çıkarılan eserlere, örneğin Richter gibi bir sanatçı da hayret ederek, bir yerde şaşkınlığını belirtmiştir.

Ülkemizde bu müzayede  konusu nasıl gidiyor diye baktığımızda, bir çok konuda olduğu gibi bunda da sadece gülerek geçebiliyoruz… Türkiye’de gerçekten iyi sanatçılar da var fakat sağlam bir sanat piyasası kurulmadan, galeriler tam anlamıyla oluşturulmadan konu müzayedeye gelince, bir çok sanatçı şansını yurt dışında denemek için çareler aramaya başladı… Bu gidişle de Türkiye’de görsel sanatlar piyasasının tam anlamıyla kurulabilmesi için belki de bir 50 yıla ihtiyaç vardır…

NFT BORSASI…

Sanattan elde edilen geliri her  sahaya yaymaya çalışan işin kurnazları, kripto paralar ile birlikte NFT sistemini de devreye sokarak, dijital ortamda sanatın borsasını yarattılar…

 Bugün  kavramsal olarak tanımladığımız sanat aynen Duchamp’ın teorilerini içermekte fakat, yine de toplumlar, görsel sanatlarda duvara asılan resimlerin ötesine çok fazla geçememekte ve poster zihniyetinden başka bir şey içermeyen resimler, biblo heykeller ve fikirden uzak sadece albenisi olan, mesaj içermeyen sözde eserler, sanat eserlerinin de bulunduğu  mecrada pazarlanmaktadır.

AKARETLER SERGİLERİNDEN AKLIMIZDA KALANLAR

ART WEEKS AKARETLER 2021

Art Weeks Akaretler  bu yıl 9-19 Eylül tarihleri arasında gezilebiliyor. Etkinliğin iyi tarafı, ücretsiz olması.

Genelde genç sanatçıların eserlerini gördüğümüz  bu sergiler ile İstanbul kenti sanatsal bir hareketlilik yaşamış oluyor.

 _______________________________________________________________________________

AKARETLER SERGİLERİNDEN AKLIMIZDA KALANLAR

Duygu Yaşam- ArtKritik

Bir binadan diğerine yolculuk yaparak izlediğimiz sergilerden aklımızda kalanlar da oldu, şöyle bakıp geçtiklerimiz de… Bu arada aklımızda kalanlardan bazı örneklere dokunarak bir fikir ortaya koymaya çalışacağım;

Zilberman Galeri de Burçak Bingöl adındaki sanatçının seramik heykeller sergisi,  sanki izleyenleri, medeniyetler arasında geçen zamanın anlamına ve insanların tarihsel  geçmişe yönelik araştırmalarına götürüyor. Denizlerdeki batıklardan çıkarılan vazolar ve çeşitli  formlardan geriye kalmış olan seramik parçaları anımsatan objeler, sanatçının ustaca uygulamış olduğu sır tabakasıyla da ayrı bir önem kazanıyor ve izleyeni bir an  bulunduğu andan zaman gerisine sürükleyebiliyor… Özel ahşap raflar üzerinde sergilenen eserler, tarihsel bir müzede geçmişe yolculuğu da simgeliyor…

 

Burçak Bingöl-Zilberman Galeri

Zilberman galeride Selçuk Artut’un  “Duvarların Dili Olsa Da Sussa” adlı Kinetik ses yerleştirmesi, çağdaş sanatta aykırı bir uç çalışma olarak izleyenlere sadece bir fikir verebiliyor…

 Selçuk Artut’un projesi, ses mühendisliği alanında bilimsel veri olarak teknolojik bir fuarda sergilense daha fazla ilgi çekerdi diye düşünüyorum… Yani çağdaş sanatı bu derece garipleştirerek sunmanın sanatta ne gibi bir yenilik olarak algılanacağını çok iyi düşünmek gerekiyor… 

Sanatı ülke çapında ilgi çeker bir duruma getirerek, sanatçı kuşakların yetişmesi için katkı sağlanması düşünülüyorsa, her kuşaktan insanların ilgilenmesine yol açacak olan daha  sanatsal anlayışa yönelik, çalışmalar sunulması işlevsel olur…

Çağdaş sanat Batı’dan geliştirilen yeniliklere değil, ülkelerin kendi coğrafi zenginliklerinden yola çıkarak geliştirecekleri yeniliklere de açıktır. Bu nedenle Türkiye’de sanat üretenler, isterlerse ülkemizden yolu geçmiş olan sayısız medeniyetlerin ışığında, çağdaş sanat sentezleri kurabilir ve Batı’ya da örnek olabilecek eserlere imza atabilirler…

Art Weeks Akaretler de ,  ülkemizdeki sanat eğitiminin, sanatçı adaylarını Batı’nın eteğine nasıl sürüklemiş olduğunun da örneklerini  görüyoruz. Henüz ülkemizde  görsel sanatlar, duvarlarda sergilenen  tuval resimlerinin dışına  pek çıkamadığı için, çağdaş sanat mantığı ile  üretilen ve ülkemiz insanlarına saçmalıktan başka bir duygu yaşatmayan çok uç işlerin,  ülkemizdeki sanatın  gelişmesine bir katkı sağlamayacağı düşüncesindeyim…

Projede yer alan  Merkür Galeride Şeyda Cesur’un boncuklar kullanarak gerçekleştirdiği abajur kafalı objenin, bir kuru kafaya odaklanmış hali, sanki ülkemizdeki aydınlık fikirler, hurafenin acınacak halini yorumluyor gibi… Ayrıca  sanatçının  eserinde kullanmış olduğu geleneksel değerler olan boncuk işlemeleri de, gelenekselden çağdaşa bir sentez olarak da yorumlanabilir… Aslında görsel sanatçıların eserlerinde  sanatsal açıdan aranan, hangi temele dayanmış olduğu ve ne gibi bir mesaj içerdiği olmalıdır… Bu anlayışın dışında kalan çalışmaları  daha çok salt dekoratif olarak ele alabiliriz…

Şeyda Cesur- Merkür Galeri

Yanılmıyorsan aynı galeride bir   çalışma gördüm,  dikdörtgen bir ölçünün içerisine yerleştirlmiş olan  tuval veya kağıt işte, bazı harfler yer alıyordu. Anlamaya çalıştığımda bir şey çıkaramadım ve galeride ki yetkili, sanatçının Avrupa da eğitim almış olduğunu ve eserinde bir anlam bulunduğunu söyledi; elbette ki o anlamı çıkarana aşk olsun,  bana göre sanki soğuk bir Amerikan fıkrası gibiydi, hani ülkemiz insanlarına anlatıldığı zaman suratlarda gülme yerini alan şaşkınlık gibi… Oysa görsel sanatlarda bir mesaj veriliyorsa,* John Heartfield’in politik fotomontajları gibi  açıkça anlaşılmalı… Esprili bir mesaj veriliyorsa ve bu mesaj ille de yazı ile ortaya konulacaksa, soğuk Amerikan fıkrasını değil de, belki bizim sıcak atasözlerimiz gibi, kamçılayıcı bir anlatımı içermelidir…

Protest sanatın görsel sanatlardaki yeri çok farklı ve de çok önemlidir… Çünkü mesajı veren  görsel bir sanatçıdır ve masajı da, görselin acı veya tatlı şiirini içermelidir…

Merkür galeride, Burcu Perçin’in iki eseri yer alıyor. “Arzuyu Gizlemek” adını verdiği eserinde Burcu’nun, mermer ocaklarını yansıtan resimlerindeki doku bende bu defa, mermer işçiliği, doğasal yapısı ve tarihsel dokuyu bir arada ortaya koyan şiirsel bir sentezi hissettirdi. Bu savdan yola çıkarak, Burcu Perçin’in  çalışmalarının arka planındaki duygusal  dokunun önemine de  vurgu yapabiliriz… Sanatçı bu eserinde, çağdaş bir armoniye seslenen özgün fırça  tekniği ile, “Bu bir Burcu Perçin eseridir” imzasını, aynen Hollywood’un ünlü filmlerinde kullanılan ve  önemli bir markayı vurgulayan deyimi gibi ortaya koymuş oluyor…

Burcu Perçin- Merkür Galeri

Gelelim Akaretlerdeki, Yıldız Holding’in sanat tarihinin son çalışmalarına vurgu yapan, koleksiyon seçki eserlerine; Önce şu soruya yanıt vermek gerekiyor, “Yakın dönem  sanat tarihine dair bir seçki “ iddiasıyla, hangi sanat tarihinden bahsediliyor? Sergide yabancı sanatçılardan da eserler var. Nedense son zamanlarda ülkemizde birisi çıkıp sanat tarihi diye mahalle arkadaşlarını işaretlediği kitap çıkarıyor, bir diğeri başka bir şekilde, işte sanat tarihi budur diyor fakat bakıyorsunuz, ortada öyle sanat tarihine kalacak anlamda bir şey pek yok… Yani algı müessesesi nedense ülkemizde her konuda çok iyi kullanılıyor…

Sanat piyasamızda sanatçı yaptığı ile değil, popülerliiği ile iyi sanatçı gibi algılanıyor. Diğer tarafta özgün, ülkemizin önünü açabilecek anlamda çalışmalar yapan bazı sanatçılar ise görmezden gelinerek, vahşi kapitalizmin iğrençliğine kurban edilmek isteniyor…   Bu durumda ise sonuç; görsel sanatlarımızda sürekli gerilerde kalmak oluyor…

Yıldız Holding koleksiyonunda bizim bildiğimiz, önemli, ülkemizi  temsil edebilecek az da olsa eserler  varken, sanat tarihine  gönderme yapar gibi algı yaratmaya çalışmanın anlamı ne ki…

Bu arada Yıldız seçkisinde, Bedri Baykam’ı sanki yeni bir boyuta taşıyan  2021 çalışmasını gördük.  Belki gelecekte Bedri’den yeni boyut çalışmalarının yepyeni örneklerini göreceğiz…

Bedri Baykam- Yıldız Holding seçkisi

*http://www.meralbostanci.com.tr/john_heartfield.html*JOHN HEARTFIELD- 1891-1968

AKARETLER ART WEEKS SERGİLERİNDEN BAZI GÖRSELLER

Sevim Kaya-Mine Galeri

SANATIN ÇEVREYE DUYARLIĞI VE BURCU PERÇİN…

Duygu Yaşam-(Art Kritik)

Doğal oluşumun içerisinde bulunan ve modern yapılanmanın temeli sayılan mermer, Burcu Perçin’in yeni dönem resimlerinde  doğal ortamından çıkarılışı ile gündeme geliyor…

Mermer ocakları sanatçı için modern yapılanmaya ışık tutan katmanlardan oluşsa da, çıkarılışı ile doğaya verdiği zararını da sanatçı, sanatsal duyarlığı ile hissettirmeye çalışıyor…

Onun için mermer, görkemli, anıtsal bir oluşum ve  tarihin  derinliklerinden beri insanoğlunun çeşitli şekillerde kullandığı kutsal bir vazgeçilmez malzemedir…

Sanatçının sosyal duyarlıktan vazgeçmeden mermer ocaklarını yansıtan doğanın içindeki görkemli yorumlamaları, sanki, konuyu eleştirel bir sahaya taşıyor ve güçlü bir mesaj olarak ortaya çıkıyor; “DOĞAMA ZARAR VERMEDEN… “

Doğa insan ilişkilerinde, kapitalist düşüncenin paraya endeksli projeleri, doğanın ikinci planda kalmasına yol açarak, içinde yaşadığımız dünyamızı  sürekli bir bitişe doğru sürüklüyor. İşte burada sanatçı duyarlığı da devreye girerek, güçlü anlatım dili sanat ile son söze noktayı koyabiliyor. Bugün sanatçının bu mesajlarını dikkate almayanlar, yarınlarda yaşamı bırakacakları çoluk çocuklarının, geleceğine de zarar vermiş oluyorlar.

Çevreye karşı insanda olması gereken sorumluluğu kendi mesleğinin bir görevi olarak da üstlenmiş olan Burcu Perçin, çalışmaları ile bir yerde kendi protest sanatını da ortaya koymuş oluyor. Perçin’in çalışmalarını, post modern bir manzara gibi değil, kavramsal sanatta protest kokan bir çığlık olarak da görebilirsiniz…

Genç sanatçı Türk çağdaş sanatlarında, şimdiden geleceği kucaklamış olduğunun da mesajını veriyor.

Yaprak, yaprak döktük göz yaşlarımızı.

Art4Kritik (Özel)

BÜŞRA ÖZKARDAŞ’IN YANGINLARI KONU ALAN ÇALIŞMALARI, DÜŞÜNDÜRÜYOR…

Genç sanatçılarımızdan Büşra Özkardaş’ın yanan ormanlarımız ile ilgili çalışmaları, düşündürürken, duygulandırıyor.

Ülkemizde ormanlarımız cayır cayır yanarken, herkes gibi sanatçılarımız da bir taraftan sosyal medyada duygularını dile getirirken, bir taraftan da gelecekte bu günleri hatırlatacak eserler üretmeye devam ediyorlar.

Büşra Özkardaş, sosyoloji çıkışlı bir genç sanatçımız. Ormanların, ağaçların yaşamda nasıl önemli olduğunu sanatıyla anlatabilmek adına, yapraklar ile yaptığı resimleri için, “Yangından kurtardığım yapraklar ile yarınlara kalıcı bir mesaj bırakmak istedim.” diyor.

“Sanatçı aynı zamanda tek başına bir sivil toplum kuruluşu gibidir, hisseder, yaşar ve hissedip yaşadıklarını mesajı ile topluma aktarır ve benim de yaptığım budur. Ormanlarımızda yanarak yok olan canlıları ve canların nasıl yandığını unutmamak gerek. Bir can canlı olarak nasıl yanar, düşünmesi bile korkunç. Yangın sanki bin başlı canavar, birini yok ediyorsunuz, öteki çıkıyor. Ülkemizin ormanlarını yok etmeye yönelmiş kötü niyetlilere, sanki taşeronluk yapıyor yangın canavarı.” diyerek duygularını paylaşan, Özkardaş, çalışmaları ile yapacağı online sergi için, yangınların son bulmasını bekliyor.

YAPRAK YAPRAK DÖKTÜK GÖZ YAŞLARIMIZI

Yine de sönmüyor içimizdeki yangın…

Yanmak nedir bilir misiniz

Siz hiç yandınız mı

Ciğerleriniz yandı mı  

Hem de cayır cayır…

Şu anda  Ağustos ayının beşinci günü

Yangın sekiz gündür devam ediyor.

 Ve bir inek yarısı yanmış

Can çekişiyor…

——————————————————————

Büşra Özkardaş’ın konu ile ilgili bazı çalışmalarından:

ESRA MERAL ve PROTEST FELSEFESİ.

Duygu Yaşam

O genç bir görsel sanatçı. Eserleri, koca bir hayal dünyasıyla gerçeklerin kesiştiği noktada patlayan birer protest bomba sanki; Önceki resimlerinde kullanmış olduğu ağ imajı, sanatçının protest felsefesini sanatının ilk dönemlerinden belirlerken, kapitalizm dünyasının, toplumları nasıl kontrol ettiğine de bir gönderme yapıyordu. Esra farkında mı bilmem fakat, sanatçının içgüdüsel olarak ortaya koymuş olduğu eserlerindeki anlamlar, onun içinde tuttuğu çığlıklarının birer yansıması olarak tanımlanabilir.

 Sanatçının çevresindeki neşeli davranışları,  sanat dünyasındaki ünü ile eserleri arasındaki bağ ilk anda anlaşılmayabilir fakat  gördüğü eseri iyi okuyabilen birinin, onun sanatındaki protest mesajlarını ve toplumu, yine toplumun şımarık fantezileri ile eleştirdiğini görebilir. Sakız şişiren genç kız figürleri her ne kadar, sevimli şımarık bir kız imajı verse de, gözlerdeki anlamlar, sanki genç ve alımlı bir kız olmanın, belirli kesimlerden kaynaklanan baskıya, bir isyan olarak tanımlanabilir.

Aslında sanatçının bu eleştirel yaklaşımlarının ne kadar doğru olduğunu, her gün televizyonlarda izlediğimiz haberlerden de biliyoruz. Burada Esra’nın sanatsal yeteneği, eleştirel bakışını bir sentezler dizisi şeklinde vermiş olması ile belirlenmiş oluyor.

 Dudağını ısıran bir genç kızın sadece dudağını imaj olarak ortaya koyması, utangaçlıkla aynı zamanda yaşanan rahatsızlığın bir simgesi olarak karşımıza çıkıyor ve düşündürüyor.

Dudaklar ile dişlerin arasında şeker, çikolata bulunan çalışmaları ise, eleştirel yaklaşım sergileyen kesimlere sanki umurumda mı dünya mesajı veriyor ve Esra Meral’in hemen her çalışmasında ortaya koyduğu bilinç altı veya maksatlı yaklaşımları, onu günümüz sanat anlayışında, çağdaş bir platforma koymaya yetiyor. Jeff Koons ile başlayan fakat biblo türü figürler ile görsel bir şölene dönüşen akım, Esra Meral ile protest bir anlam kazanıyor. Esra Meral günümüz çağdaş sanatını çok ince mesajlar ve espriler ile süsleyerek, gerçek bir sanat örneği ortaya koyuyor.

Gerçek ile düşler dünyasının çizgisinde uçuşan duygular…

Siret Uyanık resimleri üzerine;

Duygu Yaşam

Bir düş dünyasında sın … Etrafında çakıl taşları ve önünde ya koyu bir karanlık veya  bir yerlerden sızan ışık… Fakat yalnızsın, tüm ihtişamına karşın çakıl taşlarının ve şiirsel atmosferin, yalnızsın ve yalnızlığın senfonisi kulaklarında çınlamaktadır… Belki de sanatçı kendi içsel yalnızlığını, çevresel tedirginlikleri, insanların acımasızlığını ve dünyadaki acılar çeken çocukların açlığını, kadınların çaresizliğini unutabilmek için resimlerindeki bu düş dünyasına sığınmaktadır…  Çünkü Siret Uyanık’ın ısrarla vurguladığı bu düş dünyasına baktığım zaman bende uyanan duygular, mutlaka sanatçıda daha da uç boyutlardadır ve şiirselliğin gücünü, gerçeklerle, düş dünyasını bir çizgi  şeklinde ayıran bu kendi dünyasında ortaya koymaktadır…

İşte gerçek sanatın gizemli yanı da budur… Yoksa iki çizgi çizip arasını boyamakla sanat olmuyor, mutlaka yaptığınızı yaşamalı ve kendi felsefeniz ve duygularınız, yaşamış olduklarınız ve düş dünyanızla bir arada vurgulamalısınız…

 Eserlerindeki renk kombinasyonu, derinlik felsefesi ve verdiği gizemli mesajları ile Siret Uyanık, ülkemiz görsel sanatlarında izlenmesi gereken bir değerdir…

GÖRSEL SANATLARA DOĞRU YATIRIM YAPMAK

Mehmet Aydoğan

Türkiye’de sanat piyasası biraz garip işliyor. Sanata yatırım yaptıklarını sanan bazı insanlar, aslında sanata değil yaratılmış olan şaşırtıcı gerçek dışı algıya yatırım yapmış oluyorlar ve bu böyle olunca da, son gülen yine yanılanlar değil onları yanıltanlar oluyor.
Bir sanat eseri nasıl olmalı ki yatırım yapılabilsin? Bu soruyu düşünmeden sanata dalan sözde koleksiyoner ve sanat yatırımcılarına tavsiyemiz, önce okusunlar, araştırsınlar iyice bilgilendikten sonra kararlarını versinler. Hoş sadece bir eseri kopya da olsa sahte de severek almak isteyenler bu tavsiyemize kulak asmasınlar zaten onların da sanattan bir beklentileri olmadığı için, sorun olmaz.
Bir sanatçı sadece eser satabilmek için üretiyor ve ürettikleri ile ortaya bir yenilik koyamıyorsa o sanatçı gerçek sanatçı olmaya soyunmamış demektir. Gerçek bir sanatçı olabilmenin savaşını veremeyen tipler, başkalarının yaptıklarından nemalanmak için işin kolayına kaçar ve taklitçiliğe yönelirler. İşte ülkemiz de bu tür taklitçilerin cenneti olmuştur çünkü, taklit eserlere para yatıranlar sanatı desteklemiş olmuyor, gerçek sanatın ülkede yer bulmasına zarar veriyorlar.
Kendini bilen, sanatı anlamaya çalışan ve görsel sanatlar konusunda neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmek isteyenler, Bize ellerindeki dokümanlar ile gelsinler, kendilerine öğrenmek istedikleri sanatın, sanatçısının nerede olduğunu, hangi sanatsal değerler ile tanımlanacağını açıklamalarıyla verelim ve istediği yabancı bir uzmana da bizim verilerimizi sunsunlar aynı açıklamayla karşılaşacaktır, o kadar da iddialıyız.

AKBANK SANAT NEREDEN BİLECEK Kİ…

HASAN BÜLENT KAHRAMAN NEREDEN BİLSİN…

Duygu Yaşam

Akbank Sanat yayınlarından çıkan Hasan Bülent Kahraman’ın yazmış olduğu, Türkiye’de Çağdaş Sanat adlı kitap, Türk görsel sanatları için yok hükmünde sayılabilecek, araştırmasız, mesnetsiz bir kitap olarak kalacaktır belleklerde, eğer hatırlanabilirse…

Kitabın fihristine bakıyorsunuz, ne alaka… Yani böylesine iddialı bir ad taşıyan kitapta en azından kopyacı olarak tanınan sanatçı olmaz…

Söylemek gerekirse tam bir Hasan Bülent Kahraman stili çağdaş sanat kitabı olmuş…  Tebrikler  Hasan Bülent Kahraman…

Hasan Bülent Kahraman’ı bir de şu özelliği ile tebrik ediyoruz;

Yücel Dönmez’e kitabında yer vermemekle çok iyi etmişsin… Yahu  kalkmış bir çok ilkleri ben yaptım çağdaş sanatta diyor. Hani bir Türk asıllı sanatçının dünya görsel sanatlarında bir ilki yapabileceği inandırıcı olsa yiyeceğiz de  yok ki.

Türkiye’nin gerçek anlamda ilk çağdaş sanatçısı…

https://www.artistofthe21stcentury.com/

Yani bu Dönmez Türkiye’nin ilk çağdaş sanatçısıyım diyor da kafamız karıştı; yani 1968 yılında  dünyada kar üzerine ilk defa resim yaparak TRT de yer almak  görsel sanatlarımızda bir ilkse, elbette ki çağdaş sanatlarımızda da bir ilktir diyebiliriz…

Veya, 1974 yılında  Kaçkar dağlarının Altıparmak vadisinde yaptığı 11 kaya heykel çalışması da, Doğa Düzenlemesi adıyla sunulduğu ve Milliyet sanat Ocak 1975 sayısında Zeynep Oral imzasıyla yer aldığı için de bu etkinliğe ülkemizin ilk çağdaş sanat etkinliği denilebilir herhalde…

Çünkü ne hadsizlik ki bu sanatçının yaptığı, düzenleme sanatı (enstelasyon) aslında  dünyadaki sanat etkinlikleri içinde 90’lı yılların ortasına doğru yer aldı…

 

YIL 1974 VE BU ETKİNLİK BİZİM SANAT OTORİTELERİNE GÖRE(!) ÇAĞDAŞ SANAT DEĞİL…

Yani Yücel Dönmez’in 1974 yılında  düzenleme etkinliği yaparak dünya sanatının önüne geçmesi hadsizlik değil de nedir… Kalkmış dünyada bir ilke soyunmuş ne alaka… Üstelik, etkinliğin adına Doğa Düzenlemesi diyerek, dünyada düzenleme sanatı adıyla bir etkinliğe imza atan ilk sanatçı olmuş, ayıp etmiş valla…

https://www.contemporarystar.com/

1975 sergisinde çağdaş çalışmalar sergiledi.

Sonra Yücel Dönmez, 1975 yılında Galeri Veb’de açtığı sergisinde, fotoğraf üzerini yağlı pastel ile kaplayarak, jiletle kazımış ve boya altından çıkan görseller ile bir armoni yaratmış ve de sergiyi gezenler, ayıplamışlar yani güzel sanatlar bitirmiş birinin fotoğraf üzerinde müdahale ile sanat yapması da ne demekmiş. Alır eline fırçayı yağlı boya ile tuval üzerine çalışırsın olur sana sanat… Oysa o  tavır da Yücel Dönmez’in bir başka hadsizliği olmuş çünkü o yaptıkları daha bugünlerde yapılıyor… Sana mı kalmış sanatta  20-30 yıl sonrasına soyunmak…

http://www.yuceldonmez.com/

Kuzgun Acar Amerika’yı önerdi.

Sonra Kuzgun Acar Yücel Dönmez’e bir akıl verir, “Oğlum çık git Amerika’ya nasıl olsa gitme olanağın da var. Burada kalırsan bir gün deli diye tımarhaneye atacaklar üzüleceğiz. Kuzgun’un söylediği yarı şaka fakat ciddi bir tavsiyeydi. Dönmez o tarihlerde  Babı_Ali’de gazetelerde çalışıyor yanı sıra da sanatını yapıyordu. Yağlı boya patates baskıları ile yaptığı resimlerinden 6 adeti bugün, Chicago’da Truman Üniversitesi koleksiyonunda… Yine o tarihlerde  ille de yeni bir teknik ortaya koyacağım diye araştırmalarını geleneksel sanatlarımız üzerinde yoğunlaştıran Yücel Dönmez, geliştirdiği tekniğinin ilk örneklerini ortaya koydu. 1980 yılında Amerika’ya gittiğinde, Chicago’da ve civar  kentlerde sanat etkinliklerini sürdürdü… Bu arada  geliştirdiği tekniği iyi bir duruma gelmişti ve karşısına çıkan bir şansla, 1987 yılı Temmuz ayında The Art Institute of Chicago müzesinde mini bir sergi ve 12 gün süren performanslar yaptı. İşte burada yaptığı etkinlik ile, Yücel Dönmez dünya görsel sanatlarına yeni bir tad getirdiği için, ulusal televizyonda yer aldı ve Chicago’s Very Own ünvanını aldı (WGN national TV.).

Dönmez yine bir ayıba  yol açmış ve dünyada görsel sanatlarda bir ilki ortaya koyarak, hadsizliğini sürdürmüştü. Elbette hasan Bülent Kahraman araştırma yapmadığı için, bunları bilemez ki. O sadece Yücel Dönmez ile Kars’ın aynı mahallesinde dünyaya gelmiş bir hem şehridir başka bir şey değil ki…

Yücel Dönmez dünya görsel sanatlar platformuna getirdiği teknik ve üslubuyla Amerika’da gazetelerde yer alıp televizyon kanallarında boy gösterirken, sanırım Bülent Kahraman New York’ta öğrenim görüyordu… Ve araştırmadığı için de bir Türk asıllı sanatçının  dünya görsel sanatlarında yenilikler yaptığını, enstelasyon kavramını ilk kez etkinliğinde kullandığını nereden bilecekti ki…

Bizim çağdaş sanat seçici(!) kafalara göre bu etkinlikte çağdaş sanat değil 🙂

Art Intitute of Chicago sergisinde Yücel Dönmez’in hem Doğa Düzenlemeleri hem de Kar Resmi müzenin yayınladığı bilgilerde  önemle yer aldı ve dünyada kar üzerine resim yapan ilk sanatçı olduğu da belirtildi… İşte Hasan Bülent Kahraman herhalde, Türkiye’deki bazı sanat adamları gibi, Yücel Dönmez’i Türkiye’nin sanatçısı saymamış… Oysa Yücel Dönmez’e  Amerika’da müze sergisinde, adını değiştirmesi ve bir Amerikan ismiyle anılmasının sanatta daha  verimli olacağı  söylenirse de Dönmez kabul etmez…

https://donmezyucel.wixsite.com/modern-art-gallery/protest-art-of-donmez

İlk dijital-kolaj sanatçımız.

Yıl 1988 Yücel Dönmez santta neler olup bittiğini  günü gününe takip ettiği için, dijital sanata ve video enstelasyonlara ilgi duyar ve ilk iş olarak bilgisayar sistemini kurup Corel Draw programı ve maus ile  elektronik ortamda eserler üretmeye başlar. Bu yüzden ona Chicago’nun ilk dijitalcilerindendir de deniliyor…

2001 yılına kadar dijital kolaj resimler yapan ve  gif formatında videolar hazırlayan Dönmez, Berlin Dünya Elektronik fuarında Vestel firmasının sponsorluğu ile video enstelasyonlarını sergiler… Yine aynı yıl Ankara’da Zerdüşt galeride kişisel dijital-kolaj resim sergisi açar… İşte burada da yine hadsizlik etmiş, dünyada kişisel olarak  ilk dijital-kolaj resim sergisini açmıştır… Chicago Çağdaş Sanatlar Müzesi küratörleri, o tarihte henüz müzelerin bile dijital resim sergilerine yer vermediğini bir mektupla Yücel Dönmez’e belirterek, şaşkınlıklarını dile getirdiler.. Yani Yücel Dönmez aynı zamanda Türk asıllı bir sanatçı olarak ülkemizin de ilk dijital-kolaj sanatçısıdır, hadsizliğe bakar mısınız yine bir ilk.

Kamusal alan ilkleri.

Yahu bu Yücel Dönmez’in hadsizlikleri bir türlü bitmiyor ki, baksanıza “kamusal alana ilk orijinal dijital-kolaj sanat eserlerini Türkiye’de ben koydum” diyor… Taksim Füniküler istasyonundaki  trenin  tünele girdiği kısmın üzerine 2006 yılında 5 metrekare bir İstanbul sentezi, 2008 yılında ise, yine metronun Şişhane-Kasımpaşa girişindeki bölgeye, 22 metrekare Modern Türkiye sentezi, 15 er metre kare de Bizans, Osmanlı ve Fetih sentez çalışmalarını dijital-kolaj olarak koydu ve hala bu eserler güncelliğini korumaktadır…Şimdi diyeceksiniz ki böyle bir sanatçıya neden ülkemizde şapka çıkarılmıyor… Biz de diyoruz ki, ya şapkaları yoktur veya, kör gözüme parmak misali… Daha bitmedi, Altunizade metro istasyonunda metrobüs girişindeki 100 metrelik salonda, her biri 25 metre kare Yücel Dönmez çağdaş resim çalışmaları yer alıyor. Ve tanıtıcı levhalarda da bu sanatçının neden eserlerinin metroda o boyutta yer aldığı da belirtilmiş… Şimdi Hasan Bülent Kahraman bunları nereden bilecek ki,  onun sanat fuarında Japon ressam Tadasuka Kuwayama vari bir resmin önünde poz verdiği zamanki mutluluğunu hep hatırlıyorum…

Hasan Bülent Kahraman aslında bilebilseydi yanılmazdı da…

Öff be yoruldum yaz yaz ne oluyor… Daha yazsam sayfalarca yer tutacak ve editör yer vermeyecek yazıma… Bundan sonrasını Avrupa’da ünlü bir sanat eleştirmeninin Yücel Dönmez hakkında yazdığı kitap yayınlanınca yeniden belki yazarım, çünkü Yücel Dönmez’in hakkında Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeninin yazdığı kitap, Yücel Dönmez’e hadsizlik açısından tavan yaptıracak 🙂 J   

EDİTÖRÜN NOTU; ülkemiz görsel sanatlar platformunu oluşturan, her kesimin ayıbıdır bu. Bir Türk asıllı sanatçı dünya görsel sanatlarında  çağdaş yeniliklere imza atıyor ve  yabancı ülkelerde onun bu yaptıkları önem görüyor fakat ülkemizde, ülkemizin çağdaş sanatının anlatıldığı kitapta es geçiliyor. Neden mi derseniz tamamen kıskançlıktan diyebiliriz. Çünkü Yücel Dönemz Amerika’da  dünya çapında da bilinen sanat literatürlerinde yer aldı, Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeni, Yüzyılımızın optik sanatta özgün temsilcisi olarak yorumladı, eserleri ülkemizdeki bazı sorumsuzluklar nedeniyle çalındı, dolandırıldı ve sanatçımız Amerika’ya dönene kadar ülkemdeki gerçek sanat koleksiyonlarına bıraktığım eserlerim benim kazancım olacaktır diyerek, ülkesine daha çok eser bırakmak için çaba harcadı… Yücel Dönmez sanat yoluna çıktığında amacının dünya sanat tarihine kalmak olduğunu vurguladı ve bugüne kadar hep concept işler yaparak, görsel sanatlara yeni tadlar getirmeye çalıştı ve biz bunu hakkıyla başardığını da görüyoruz… Akbank gibi bir müessese sanata yatırım yapıyorsa, ülkeye kalıcı yarar sağlamayacak uğraşılar yerine, Yücel Dönmez gibi sanatçılarımızı dünyaya sunmaya çaba gösterse, inanıyoruz ki, Türkiye’den de dünya sanat tarihine damgasını vuaracak sanatçı çıkacaktır.  

Kelepir Devrim Erbil mi? Sahtecilik mi?

ArtKritik- (Özel)

Görsel sanatlar piyasasında süregelen sahtekarlık, çalıntı eser toplamak, dolandırılan sanatçıların eserleri üzerinden kazanç elde etmek, müzelerden çalıntı eser pazarlamak, sahte eserler ürettirmek derken, Letgo’da sanat eserleri satıcılarını da görmeye başladık. Devrim Erbil’in 50 B,in TL ye satılan boyda bir tablosu Letgo da 4500 TL satışa çıkarıldı. Üstelik telif hakları yasasına göre, Letgo satış platformunda profesyonel sanatçının izni olmadan, eserinin görseli ile satışa konulmaması gerekiyor… Aslında bu durum tüm müzayedeler için de böyle olmalı fakat ne hikmetse sonradan müzayedecilerin baskısı ile kanundaki bu durum müzayedeler hariç tutularak değiştirilmiş deniliyor… Eğer böyleyse, kanun yapıcılar sanatçılara karşı telif haklarını gözardı ederek, hukuksal bir yanlışı onaylamışlardır diye düşünüyoruz

Bu konu yalnız Devrim Erbil ile de ilgili değil, çeşitli sanatçıların zaman zaman eserlerinin bu ikinci el sitesinden satışa çıkarıldığı biliniyor… Yani sanatçı sanki mutfak malzemesi üretiyor da ikinci el piyasası bit pazarı mantığıyla pazarlanabiliyor… Bu mantığı bazı müzayede firmaları da yapmakta olup onlar ile ilgili de hukuki bir araştırmanın sürdüğünü buradan belirtebiliriz… Çünkü ortada bir kariyer meselesi vardır ve sanatçının kariyeri bulunduğu ülkenin de sanat açısından prestijidir., Bu prestiji üç kuruş kazanmak uğruna bit pazarı mantığı ile ayaklar altına alarak sanatçıya zarar vermek, kimsenin hakkı ve haddi değildir… Hele de sanatçıya eserlerine sahip çıksaydın lafını kullanarak ne mene bir müzayedeci ve galerici olduğunu ortaya koyan şahsiyet ise, (İsmi bizde saklı şimdilik.) bu lafıyla, sanki ‘ben ucuz bulduğum her sanat eserini sorgulamadan satın alırım, isterse çalınmış olsun beni ilgilendirmiyor’ demek istiyor ve çalıntı bir malı almanın da satmanın da suç olduğundan haberi yok galiba…

Letgo duyarlı bir firmadır ve sanatçının müracaatı ile bu tür satışlara izin vermeyecektir ve bununla ilgili geçmişten emsal bir konu olduğunu da biliyoruz…

Şimdi inanıyoruz ki Devrim Erbil’de konunun üzerine gidecek ve gereken yapılacaktır.