İlginç bir sanatçımız: Neşe İkbal Şen.

Art4Critic

Neşe İkbal Şen, bir sanat emekçisi.3228 Üretmeden rahat etmeyen bir yetenek ve ürettiği zaman da duygularının doğrultusunda çalışmalar ortaya koyan bir ressam. Duygularının dedik, elbette her sanatçı veya sanat yapan mutlaka içinden gelen duyguların sesine de kulak verir ve çalışmasının başında kendisinden geçer, yarattığı müddetçe de haz alır ve o heyecanı ile saatler bile karışır.555162_10151612213709042_315658879_n İnsan duygusu başkadır. Bir insan başka insanların yaşadıkları duyguların aynısını yaşayabilir ve aynı şeyleri de düşünebilir. Taş devri insanlarının mağara resimlerine baktığımız zaman örneğin Van yöresinin Çatak bilgesindeki mağara resimleri ile dünyanın bilmem neresinde bulunan mağara resimlerinin birbirlerine benzedikleri görülebiliyor, çünkü o zamanın insanları da aynı duyguları farklı bölgelerde bile olsalar paylaşabiliyorlardı…557876_10151616649424042_1004214284_n
Neşe İkbal Şen kendi tekniklerinin dünyada başkaları tarafından kullanıldığını bildiğini ve Türkiye’de tekniğini de ilk kez kendisinin kullandığını belirtiyor. Bir başka sanatçının, hem de kendisinden çok daha genç bir sanatçının yıllarını sanata vermiş ve bir çok özgün çalışmalar ortaya koyan bir sanatçıya suçlamalarda bulunmasına anlam veremediğini de belirten sanatçı Şen, şimdilerde ise çok daha faklı bir teknik geliştirdi: tarama ve noktalama tekniğini bir arada kullanarak büyük bir sabır isteyen detaylı çalışmalarını yapan sanatçı, ülkemizde sanatçılar açısından taşların yerine oturtulması gerektiğini savunuyor. Görsel sanatların, konunun dışındaki oluşumlarla kontrol altına alınmasının önlenmesi gerektiğine de değinen sanatçı, bir an önce sanatçı ve galeri ilişkisinin, etik kurallar altına alınması gerektiğini de ifade ediyor. 529260_10151607194429042_827927811_n
Sitemiz sanat uzmanlarından Duygu Yaşam sanatçı hakkında şunları söylüyor, “ Neşe İkbal Şen çeşitli teknikleri bir arada uygulamasıyla bilinen bir sanatçıdır. Çalıştığı tekniklerin bazıları dünyada bir çok sanatçı tarafından kullanılmaktaysa da, sanatçı kendi çalışmalarında belli özellikler de ortaya koymaktadır. Kendi özgün çalışmaları ise noktalar ve çizgilerle tamamladığı resimlerdir ve o çalışmalara sanatçı Terapi Art adını vermektedir. Büyük bir sabır isteyen Terapi Art çalışmaları ile Neşe İkbal Şen’in sanat dünyasında çok daha ilginç eserler ortaya koyacağına inanıyoruz.”547509_10151612228419042_1306501166_n

NEŞE İKBAL ŞEN HAKKINDA:

5 Ocak 1956′da Manisa’da doğdu. Hacettepe Üniversitesi HYO’nu bitirdiği yıl yurtdışı bursu kazandı.Erciyes Üniversitesi İ.İ.B.F’de İşletme eğitimi aldı ve bu konuda master yaptı.Erciyes Üniversitesi Sağlık Lisesinde eğitmen olarak ve bir Amerikan firmasında sağlık yöneticisi olarak çalıştı.
İlk resim eğitimini Savaş Birdem ve Yeltekin Oğuz’dan aldı.Fatma Memiş’den Bizans Osmanlı ve Türk Sanat Tarihi dersleri ve dört yıl boyunca akademik anlamda Tevfik Elkovan’dan resim,heykel rölyef dersleri aldı.Resimlerinde belli bir ekolün temsilcisi olmaktan ziyade kendi tarzını yaratmaya çalıştı.Realist görselliği naïf öğelerle birleştirdi.

images
Şen’in her tablosu ve her sergisi bir hikaye üzerine kurulu, detaylar ise aslında kendi hayatını çevreleyen faktörlerin biraraya gelmesinden oluşuyor. Mitoloji, kadın, hat, Anadolu,Osmanlı, kısaca Anadolu’nun geçmişinde ve günümüzde yer alan tüm kültür değerlerini tablolarda görmek mümkün. Bu yaklaşımla yapıtlar çoğu zaman bir kolaj niteliği taşıyor.
Yöresellik ve özgünlükle beraber geleneksel kültür değerlerinden faydalanarak, renk ve çizgiyi yorumluyor.Bazen geleneksel hat sanatından etkilenen bazen figürlerle soyutlamaya giden kendine özgü çağdaş bir tarz.

90931-2061593-7
Naif ve gerçekçi çizgi ile boyama sanatını bir arada kullanan ressam’ın eserlerinde naif çizgide, renkte soyutu yakalayan, geçmişte ve gelecekte varlığını sürdürecek olan, unutulmamasını istediği kültürü yansıttığını görüyoruz.Renklerdeki canlılık,konudaki şiirsel akış çoğu kez tablolara sığmıyor.Naiflikle batının etkisinden uzaklaşarak kendi kültürel kaynaklarında resmi arıyor._kombinasyon
Şen’in son çalışmaları yine Anadolu üzerindeki arkaik yapılanmalar,kaligrafik hat içerisinde savaş ve barışın anlatıldığı bir dizi külltürel dönüşüm hikayesinde işlenen çelişkiler bileşkesi.

579541_10151612217774042_1017812479_n
Ressam, yapıtlarını genellikle atölyesinden sanatseverlerin beğenisine sundu. Bu nedenle sadece biri karma,ikisi kişisel olmak üzere üç sergi açtı.Halen günde ortalama 14-16 saat resim çalışmaktadır.

NeseIkbalSen004

NeseIkbalSen003

524173_10151587798189042_227493068_n

90931-9598919-7

_kombinasyon

90931-2061607-7

480184_10151616754654042_694454546_n

 

Çağdaş sanatı farklı kılan bir sanatçımız

Duygu Yaşam

Bir başka görsel sanatçı daha tanımıyorum ki Yücel Dönmez kadar çok yönlü olsun. Hem klasiği hem de çağdaşı uluslararası özgünlükte ortaya koyan sanatçı,Türkiye’de ne derece anlaşılabiliyor veya onun sanatını anlayacak kapasitede kaç uzman var bilemiyorum. Demek daha o uzmanlar farkına varmamışlar ki, ülkemden uluslararası sanat piyasasına bir dizi gariplikler sunuluyor…

Art Basel’de bu yıl Türkiye temsil edilemedi. Hani bir dizi genç sanatçımız vardı ve sözde çağdaş işler çıkarıyorlardı? Ne oldu da birdenbire o göklere çıkardığınız isimlere karşı ilgisizlik oluştu. Yoksa uçmaktan sıkılarak paraşüt mü açtılar.

Yücel Dönmez’i götürün, Art Basel’in dumanını attırsın. Konu Türkiye’yi sanat açısından prestij bir şekilde temsil etmek değilmi? O zaman buyurun size önemli bir seçenek sunuyorum. Fakat işinize gelmez çünkü alışmışsınız kendi bildiğinizi okumaya.

Bir Türk sanatçı Amerika’nın en önemli 3 müzesinden birinde açtığı sergi ile ulusal Amerikan televizyonlarına taşıyor ve Türk asıllı sanatçının dünya sanat platformuna sunduğu yeniliklerden bahsediliyor ve ülkemden çıt yok. Peki ne istiyorsunuz? Türkiye’den dünya sanatına yenilikler sunan bir sanatçınıza karşı duyarsız oluyorsunuz da, onun karşısına çıkaracağınız herhangi bir alternatifiniz var mı? Ben bilmiyorum. Varsa, birisi çıkıp açıklasın ve o sanatçıyı da ele alalım.

Ülkemizde mutlaka yeteneklerin sayısı hiç de küçümsenmeyecek kadar çoktur. Yeteneklere olanaklar verirseniz size yenilikler sunabilir. Yoksa atölyesinin kirasını nasıl ödeyeceğini düşünen sanatçıdan yeterli yaratıcılık beklenebilir mi. Uzun lafın kısası burada çok şeye dokunmak istemiyorum. Yücel Dönmez’in son çalışmalarını da gördükten sonra ülkemin sanat çevresine pes diyorum.
Dönmez’in Face Book’a koyduğu yeni çalışmalarından iki örnek sunuyorum.

Sanatçının Face Book hesabında tüm çalışmaları ve video CD’leri kapsamlı olarak izlenebiliyor.

www.yuceldonmez.com

Tartışma- Karışık teknik

Çağdaş sanatın etkilenenleri

Çağdaş sanat ve genç sanatçılar bugünlerde ilgi çekiyor fakat nedense kim ne yapıyor, nasıl yapıyor bununla ilgilebnen yatırımcı yok. Sadece birilerinin ağzına bakarak habire ucuz resim peşinde koşturan yatırımcı kesimi, gelecekte büyük paralar elde edeceklerini rüyasında darı gören aç tavuklar gibi düşlüyorlar. İşte size etkimi dersiniz, taklit mi, uyanıklık mı çağdaş sanatlardan bir demet.bir demet

Selma Gürbüz

 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 
 

Adalet Cingöz’e bir dost tavsiyesi.

Adalet Cingöz, Sabah gazetesinde sanat yazıyor fakat kimliği gizli.Aslında gizlemesine de neden var çünkü mesnetsiz attığı zaman insanın kimliğine ulaşılıp hesap sorulabiliyor. O bu hesaptan kaçıyor.

Her zaman rastgele yazmaz bazen de taşı gediğine oturtur ve işte öylesine takılır sanat yazmak konusunda.

Cingöz bacım birİnin hakkında yazarken lütfen o kişi ile görüş ve fikrini al! Neden senin kulağına bir şeyler fısıldayan fırsatçıların laflarıyla klavyeni meşgul ediyorsun ki. Onlar senin yazdıkların sayesinde nemalanıyor ve arada bazı kişilikler de yanıt hakkı da olmadığı için zarara uğruyorlar. Birisi birine kötü dedi diye hemen klavyene döşenmen mi lazım. Git o kötü denilene bir sor bakalım gerçek sana anlatıldığı gibi mi. Biliyorum gençsin henüz deneyimsizsin ve şunu bil ki hiç kimse hakkında yargısız infaz yapmaya hakkın yoktur ve seni yargısız infaz yapmaya zorlayanlar da zora düştüğün zaman yok olurlar. Ülkemizde birine bir şey iddia ettiğin zaman kanıtlayabilmelisin yoksa biliyorsun ki tazminat davası açıp insanı üzebiliyorlar. Adaletli ol, hak yeme ve birilerini hoş tutabilmek adına birilerinin kalplerini de kırma olurmu güzel kardeşim, etik davranmak senin kariyerini yükseltir.

TÜRKİYE’DE GÖRSEL SANATLAR

Yücel Dönmez görsel sanatlar piyasasını masaya yatırdı.

Duygu Yaşam
Yücel Dönmez’in Hürriyet web sitesindeki söyleşisini okuyorum. Örneğin Burghan Doğançay ve Metropolitan müzesi ile ilgili açıklaması sanat piyasasında skandal bir olay olarak sanat tarihimize geçecektir. Konuyla ilgili olarak bir araştırma da Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak biz yaptık ve açıklamanın doğru olduğu ortaya çıktı.
Sanatçının İstanbul Modern ile ilgili açıklaması da oldukça ilginç. Bu konjuyla ilgili olarak Yücel Dönmez’e ulaştık ve bakın bu konuda neler söyledi
“Çağdaş sanatlar müzesi hüviyeti verilmiş olan bir kurumun mutlaka belli kriterlerinin olması gerekmektedir. Benim amacım illede o müzeye girebilmek değil çünkü o müzenin çok üstünde ve dünyanın sayılı çağdaş müzelerinden biri olan “The Art Institute of Chicago’da 1987 yılı Temmuz ayında sergim açıldı. Müze sergimden de WGN televizyonu ulusal olarak prime time denilen ana haberlerde 2 dakika 30 saniye dünya sanatına getirmiş olduğum yeni tekniğimi ve üslubumu duyurdu. Ayrıca müzenin yayınladığı tanıtım bilgisi bir ay boyunca onbinlerce insana ulaştı ve bilgilerde dünyada kar üzerine ilk kez resim yapan sanatçı olarak duyuruldum ayrıca Türkiye’de 1974 yılında yapmış olduğum Land Art çalışmalarım ile ilgili duyuru da vardı. Şimdi ülkeme bakıyorum sanat çevresi benim dünya sanat tarihi içinde yer almış olan Snow Pasintings (Kar Resmi) projeme sağır kalıyor. Sen çağdaş bir müzeysen, geçmişte bu ülkede yapılmış olan ve bugün dünyada ilk kabul edilen sanat çalışmasını da müzende muhafaza etmeli ve sunmalısın ki Kar resmi projelerinin yığınla fotoğrafları da mevcut. Ayrıca tam bir buçuk yıldır müzenin küratörü ile randevu almak için bekliyorum. Düşünebiliyormusunuz, ben ülkemde çağdaş sanat alanında dev projeler yaparken belki de ilk öğretimde öğrenci olan küratör, bana randevu vermemek için diretiyor. Üstelik e-posta ile “sinizle kısa zamanda görüşeceğim bugünlerde yoğunum” mesajı gönderdiği halde. Siz böyle bir tavrı ciddiye alırmısınız, diyebilirmisiniz ki İstanbul Modern iyi niyetlidir? Ayruıca müzenin geçmişte bana karşı yapmış olduğu ağır bir hakaret var ki dava konusu olabilecek olan hakarete karşı tepkisiz kaldım çünkü sanat camiası olarak zaten bir avuçtuk bir de mahkemelerde birbirimizle uğraşmayalım dedim. Müzeye bir çok genç sanatçıyı da almış olana veya almış olanlara bir sorum sadece onu yanıtlamalarını istiyorum, hangi kriterlere göre müzeyi doldurdunuz ve müzeye sözde layık görmediğiniz diğer sanatçılar neden hak etmedi? Buna yanıt verebileceklerini düşünemiyorum ve bu durumda ise müzeyi şahıs koleksiyonun dışında bir çağdaş müze saymak mümkün mü? Dostlar alış verişte görsün mantığıyla müze oluşturulamaz ayrıca da çocukluk arkadaşı diye de bir isim müzeye mal edilemez. “
Yücel Dönmez’den bu kısa söyleşimizin dışında kapsamlı bir söyleşi için söz aldık ve yakında yeni çarpıcı açıklamalarını Türkiye’de Görsel Sanatlarda okuyabileceksiniz.

Sanatçının Hürriyet web sitesinde yer alan söyleşisi:

Beni diz çöktürmeye çalışanlar yarın önümde diz çökecekler

Deniz Öner / doner@hurriyet.com.tr                                16 Mayıs 2011

Yücel Dönmez ismini daha önce duyduysanız çok şanslısınız. Çünkü o dünyanın en iyi sanatçılarından biri. Bunu ben değil Amerikan sanat tarihi ansiklopedileri söylüyor. Dönmez için, Amerikalı eleştirmenler, ‘Kendi öz kültüründen yola çıkarak Türk resmini çağdaş resim dünyasına kabul ettirdi’ diye bahsediyorlar.
Uzun yıllar ABD’de yaşayan sanatçı eserlerinde kullandığı başta ebru sanatı olma üzere hat, tuğra, süsleme, kaligrafi ve varak gibi Türk resmine ait geleneksel elementleri yurtdışında sevdirdi. Ayrıca dünyada kazıma tekniğini onun gibi kullanan yok.

21 Mayıs tarihine kadar açık olan galeri rh+’te kendi adıyla açtığı sergisinde Dönmez’le konuştuk. Her ne kadar Kendisi için ‘sivri dilli’ diyenlere kızsa da, Dönmez çok çarpıcı açıklamalarda bulundu.

Bu arada belki de önünden onlarca kez geçtiğininz Taksim-Kabataş Metro hattının Taksim istasyonu bölümünde yer alan 12 metrekarelik metal üzerine akrilik resmi, 7 metrekare çağdaş camaltı resmi ve 6 metrekarelik bir dijital resim Yücel Dönmez’in eseri.

Size neden herkes ukala diyor? Biraz bizim için de serginiz ile ilgili ukalalık yapar mısınız?

“Türkiye’de bunlar ilk kez görülen eserlerdir.’ diye sergisini anlatacak bir sanatçı varsa, ben şu anda sanat yapmayı bırakırım. Bunu diyen biri olamayacağını bildiğim için de en iyisi benim. Şu anda rh+’teki sergimin üzerine bir sergi yok. Benim yaptığım çağdaş camaltı sanatını da benden başka yapan yok.

Ayrıca ben çok özgün bir sanatçıyım. 6 tane asistanla çalışmıyorum. Tek başıma her eserin her detayına kadar kendim hazırlıyorum. Sergideki tüm eserler Yücel Dönmez eseri.

‘İSTANBUL MODERN’ DAHİL ÜLKEMDE KÖTÜ NÜYETLİLERİN SAYISI ÇOK

Yücel Dönmez’in serilerini neden sık sık göremiyoruz?

Türkiye’ye sadece sergi açmaya geliyorum. Amerika’ya yerleştikten sonraki ilk sergimi Türkiye’de 20 yıl önce açtım. Basında patlama yaptım, eserlerim sanatseverler tarafından daha da tanınmaya başlandı. Ama her Amerika’ya geri dönünce bu sefer unutuluyorum.

İki sefer Amerika’dan çalıştığım galerimi Lütfi Kırdar ve TÜYAP sanat fuarlarına getirdim. 8 kez fuarda yer aldım. 2006 yılında gerekçesiz olarak TÜYAP sanat fuarına bir galerinin sergilemek istediği eserlerim alınmadı. Bir garip durum var sanat piyasasında. Müzayedeler var benim resimlerimi nedense koymak istemiyorlar nedeni ise, ellerinde bir liste var ve onun dışına çıkamıyorlar ve bunu da açıkça söylüyorlar. Zaten düzeysiz manipülasyona açık müzayedelere katılmak istemem fakat açıkça ayırımcılık yapılması karşısında da insan ortalıktaki şaibelere istese de istemese de inanmak durumunda kalıyor ki, şaibeler çok şaşırtıcı boyutta…

Ayrica Metro istasyonlarına koyduğum orijinal eserlerden dolayı doğan bir kıskançlık sonucu çeşitli oyunlar kuruluyor ve ülkemizin demokratik durusuna da gölge düşürüyor bu çarpıklıklar. Başka kesimlerde belki ayırımcılık bu derece koymaz da sanatta ayırımcılığın’ kotu niyetin ve faşist davranışların yerinin olmaması gerekir. Bu yüzden sadece ben değil birçok sanatçı da ayni kaygılar içinde. Bu yüzden son yıllarda fuarlarda yer almak istemedim.

Neden böyle bir tavır koydunuz?

Maalesef sanat adına ülkemizde kötü niyetlilerin sayısı çok. Örneğin İstanbul Modern de öyle. Dünya görsel sanatlarına yeni teknikler getirmişim, kurduğum üsluplar çağdaş sanat dünyasında kabul görmüş, yaptıklarım Amerika’da bile görsel sanatta yeni bir oluşum diye müzeden televizyonlardan sunulurken, Amerika sanat tarihi literatürlerine girerken, bu kadar başarımı göz ardı edip beni henüz çağdaş bir müze olabilme kriterlerine ulaşamamış İstanbul Modern’e almıyorsun. Elbette ki bu tur ayırımcılık karşısında insanların kafası karışıyor, “Müze mi yoksa şahıs koleksiyonu mu” diye… Bu konuda isterlerse kimle olursa olsun, medya da televizyonlarda tartışmaya girer ve çağdaş müze nasıl olur onu tartışır ve de yanlışlarını da kamuoyuna anlatabilirim. Henüz 3 yıl önce kendilerine kurye ile gönderdiğim iletime yanıt bile veremediler. Çıksınlar anlatsınlar neden birileri müzede ve neden birileri göz ardı edildi. Müzede olanlar hangi açıdan orada olmayı hak ediyorlar olmayanlar neden hak etmiyorlar? Bunun hesabini verebilirlerse ne ala fakat verebileceklerini de sanmıyorum…

Peki, tüm bunlar sizi yormuyor mu?

Ben 68 kuşağıyım, devrimci kuşaktan geliyorum o yüzden mücadeleden yorulmam.

Mehmet Ulusoy, Ali Özgentürk gibi isimlerle sokak tiyatroları yaptık. Erzurum’daki ilk tiyatroyu kuran benim. O zaman da komünist ilan ettiler beni. MİT’in doğu kesimi bizim peşimizdeydi o zamanlar. Yani sanat adına takip edildik. Afislerimiz yırtıldı, tacize uğradık. Sonradan anlaşıldı ki, fedakarlıklar etmişiz…
Şimdi ise ülkemde bazı, böcek gözüyle bakanların görüşlerini düzeltmek için çabalıyorum. Neden pes edeyim ki…

Madem öyle senelerce Türkiye’de sanat adına savaş verdikten sonra Amerika’ya neden gittiniz?

İşin açıkçası Türkiye’de çağdaş heykel sanatının öncülerinden Kuzgun Acar benim aklıma girdi. ‘Çok uçlarda bir sanat yapıyorsun, adın deliye çıkacak’ diyerek beni Amerika’ya yönlendirdi. 1974 yılında 75yılında kara resim yapmaya başladım. Dünya üzerinde o dönemde çok büyük alkış aldı. Hatta tescillendi ve bir Türk ilk defa kara resim yaptı.

Ayni tarihlerde Land Art yapmaya başladım ki o tarihlerde ülkemizde görsel sanatlar henüz tuval ve yağlıboyayı aşmamıştı… Bugün Kar Resmi projem dünya sanat tarihi araştırmalarında Richard Long ile ayni bolümde yer alıyor.

EROL AKYAVAŞ’IN DOĞRU SENTEZ YAPTIĞI TARTIŞILIR

Kendi sanatınızı nasıl tanımlıyorsunuz?
2005’de bir sergi açtım ve dedim ki Türk Çağdaş Sanat tarihinin en önemli sergisi. Kimseler çıkıpta “hayır” demedi… Kanada, Çin, Avustralya gibi pek ülke kendi çağdaş sentezini ortaya koyamadı ve Bati’li gibi resim yapıyorlar. Orta Doğulu sanatçılar da sentez adına Arapça alfabe ile kompozisyonlar yapıyor ve adına da sentez diyorlar oysa sentez yapmak için bulunduğun coğrafyanın kültürel değerlerinden faydalanacaksın ve yaptığın eserlerde bunu hissettireceksin.

Benim yaptığım resimlerde ebru, hat, kaligrafi. Tura, süsleme sanatı ve Bizans hissediliyor fakat bu saydıklarım değil yaptıklarım. Kurduğum sentez Türk-İslam sanatındaki geleneksel öğeleri sadece hissettiriyor ki bu da doğru sentezdir…

Türkiye’de size göre sentez yapan başka sanatçılar var mı?

Türk sanatçılar arasında ise Erol Akyavaş’in yani sıra Ergin İnan’ı da sayabiliriz fakat ne kadar doğru sentez ortaya konulduğu konusunda ise tartışılabilir.

TÜRKİYE’DE KOLEKSİYONER TİCARET YAPMAYA ÇALIŞIYOR

Peki, sanatçılar tarafından yapılan eserler, Türkiye’deki koleksiyonerlerin tercihlerin doğrultusunda mı ilerliyor?

Amerika ve Avrupa’daki tercihler ve görüşler Dünya Sanat Platformu kriterlerine göre. Türkiye’de ise bu kriterlerin hiçbiri yok. İşler ticarete dönüşmüş durumda. Yani “ben bu resmi 3 bine alırsam 15 gün sonra 5 bine satar mıyım?” mantığında işler yürüyor. Sen sanat adına nasıl bir eser ortaya koymuşsun, kimsenin umurunda değil maalesef. Türkiye’de sanattan para nasıl kazanırım olmuş. Sanatı popülizm olarak algılamak, manipülasyona sürüklemek bence kotu kalplilikten başka bir şey değil ve ülkemizde sanatın doğru yerlere ulaşmasına zarar verir. Top kafalı olmamak gerekir. Sanata ve sanatçıya böcek gözlerle bakmamak, insancıl bir yürek ile yanaşabilmek en iyisi ve bu yapılmaya başlandığında ise, ülkemizdeki yetenekleri kimseler tutamaz…

O zaman bu durum sanatçının sanatını da çok etkiliyordur…

Etkilemez olur mu? Sanatçı ne yapıyor; ben ağayım, paşayım, aşiretim diyor benim çevrem var diyor. Parayı çevrem dediği etrafındaki insanlar döküyorlar. Yaptıkları ise sanatın ‘S’i olmayan eserler. Ama bir anda sansasyon yapıyorlar. ‘Bir kaç milyon dolar benim resmim’ diye ortalıkta geziyorlar. Bir sanatçının herhangi bir eserinin bir kaç milyon dolar etmesi için o eserin Dünya Sanat Platformuna bir yenilik sunması gerekir. Manipülasyonlarla suni olarak yükseltilen fiyatlar doğru fiyatlar değildir ve ülkemizde sanatın gelişmesine de zarar verir…

Bir sanatçı stilini ve tarzını değiştirebilir mi ki bu ticari ortam oluşuyor?

Sanatçı kendine özgü olmak zorundadır. Mesela ileride kime ait olduğunu bilmeden herhangi bir yerde gördüğünüz bir eserim için de ‘bu eser Yücel Dönmez’in’ diyeceksiniz. Bundan emin olabilirsiniz. İmzam benim bu eserler. Sanatçının yaptıkları ne zaman ki imzası yerine geçebiliyorsa o sanatçı gerektiği gibi yol alıyor diyebiliriz.

GÜVENDİĞİM BİRİNE ESERİMİ SATARKEN İNDİRİM BİLE YAPIYORUM

Türkiye’deki, galerilerden koktuğunuzu söylüyorsunuz? Neden… Sizi korkutan etkenler neler?

Galerici önce yaptığı isi iyice bilmeli, araştırmacı ruhu olmak durumundadır. Bazen bir galerici ile karsılaşıyorum daha beni bilmiyor ve gülüyorum. Zaten bu yüzden de birçok galeri açılıp kapanıyor. Galerici sanatçı ile vardır. Bu yüzden sanatçının yumuşak yüreği kırılmamalı ki, galericiye de iyi eserler satabilme sansı doğsun. Geçenlerde bir koleksiyoncu neden eserlerimi sergilemediğimi, insanlardan esirgediğimi sorguladı. Bende Leo Castelli bana sergi teklif etti de yok mu dedim diye yanıt verdim.

Bir olay anlatılıyor; birisi 10 bin dolara aldığı bir resmi 10 yıl sonra galericiye götürüyor ve yerine başka bir resim almak istediğini söylüyor. Resmi seçiyor fakat galerici 10 bin dolara sattığı resmi ancak 900 dolara geri alabileceğini belirtiyor. Müşteri nedenini sorunca da fiyatının düştüğünü soyluyor. Bu sanat piyasası için büyük bir skandal. Bir galerici yıllar önce sattığı eserin değerini bugün onda birine düşürebiliyorsa, burada bir adaletsizlik ve büyük bir skandal var. Gerçi son yıllarda pek bu tür şeylere rastlamıyoruz fakat daha farklı oluşumlar da bizi sürprizlerden geri koymuyor.

Sizin eserleriniz pahalı mı?
Kesinlikle hayır. Yeni koleksiyoncuya tenzilat da yapıyoruz. Aslında samimi bir koleksiyoncuysa, tüccar değilse ona özellikle satmak bile istiyorum. Çünkü tüccar olmayan eserin değerini daha iyi bilecek ve onu çocuklarına hatta torunlarına miras olarak bırakacaktır. Bugün sanat eserinin emlakten da daha iyi bir yatırım olduğu gerçek. Sanatçı bir yerlere girebilmişse ve Edirne’nin dışında da ilgi görüyorsa o sanatçıya yatırım yapmak mantıklıdır.

Adamına göre de satıyorsunuz yani eserlerinizi…
Özellikle piyasaya yeni koleksiyoncular girsin istiyorum. Ben isterim ki gelmiş sevmiş almış

O bir gün müthiş keyiflenecek yanındaki de kafasını vuracak. Bu isler böyle.

Amerika’da her TV ye çıktığımda evimin önüne limuzinler gelirdi eserlerinden satın alabilmek için. Ama burada 1,5 saat konuşursun TV’de kimse zahmet edip aramıyor bile.

TÜRKİYE’DE GERÇEK KOLEKSİYONER YOK

Türkiye’nin en iyi koleksiyonerleri kimler?
Türkiye’de manipülasyon yapan çok gerçek koleksiyoner ise yok denecek kadar az. Kimse de kusura bakmasın. Gerçek koleksiyoncu araştırır, sadece danışmanının ağzına bakmaz. Benim eserlerime ilgi gösteren koleksiyonerlere kimlere yatırım yapabileceklerini soyluyorum ve ne kadar zamanda ne kadar prim yapabileceklerini de önlerine koyuyorum ki, en güvenilir istatistikler gibi doğru hesaplardır bunlar.

Müzayedeler çok popüler olmaya başladı. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Daha önce de söyledim, bazı firmalar müzayede de satılacak eserleri liste yapmışlar. O listeye de kimsenin eserlerini eklemiyorlar. Maalesef bazı sanatçıların eserlerinin fiyatlarını arttıracağız mantığıyla ticari işler dönüyor müzayedelerde. Türk sanat adına ne kadar kötü bir yöntem. Tamamen ticari.

2009’da ‘Mavi Senfoni’ rekor fiyatla, geçtiğimiz aylarda da İngiltere’de Sotheby’s Müzayede Evi’nde satılan Burhan Doğançay’ın eserlerinin çok ciddi rakamlara ulaşması hakkında ne düşünüyorsunuz?

Doğançay’yı Amerika’dan tanıtım. Bir zamanlar Amerika’da yakınıyordu Türkiye’de haberlerim yer almıyor diye. Burhan Bey’in suçu yok. Çok iyi bir ressam. Sanatına söyleyecek hiçbir lafım yok ama nedense adi kullanılarak yanlış haberler de yapıldı. Örneğin Metropolitan müzesine 12 yağlıboya tablosunun alındığını ulusal bir gazetemiz birinci sayfadan tam sayfa duyurmuştu. Kimseler de haberin doğru olup olmadığını araştırmadı ve Doğançay resimleri birden bire büyük prim yaptı. Simdi o yanlış haberi yapanlar veya yaptıranlar neden ortaya çıkıp kendilerini tekzip etmediler veya etmiyorlar? İste insan olarak konunun burasında isyan edebiliyoruz doğruyu bildiğimiz için…

Dogrusu ise, birisinin Burhan Doğançay’ın 12 baskısını Metropolitan’a hediye ettiğiydi. Hediye edilen baskılar Dogancay’in New York’taki köprüler fotoğraf sergisinden miydi yoksa ongun baskılarından mi bilmiyorum fakat doğru su ki Metroploitan müzesi para ödeyerek herhangi bir yağlıboya veya başka bir eser almamıtır. Sadece enventorisine 12 hediye baskıyı koymuştu. Bir müze bir eser satın aldığında belgesi de olur o satışın…
Bakıyorum da maşallah ülkemden dünya müzelerine sanki yüzlerce sanatçının eseri girmiş fakat sanki müzelerde buhar olmuşlar ve kimseler göremiyor.

MERTODAKİ ESERLERİMDEN BELEDİYE KARDA BEN ZARARDAYIM

İstanbul’daki metro istasyonlarındaki yer alan eserleriniz için hak ettiğiniz kadar para aldınız mı?
Bugün metro istasyonuna koyduğum 12 metrekarelik resim ve camaltının ederi 1 milyon TL. Ama ben 4 eser için o tarihte çok daha az bir rakam aldım. Yani belediye karda ben zarardayım. O eselerim sayesinde Türk sanat tarihinde ilk defa kamusal alana orijinal sanat eserleri konulmuş oldu. Başka hiçbir örneği yok. Şişhanede ve Taksim metrosundaki eserler için belediyeye fiyat olarak çok yüklenmedim. O yüzden belediye 10 kat karda.

Eserlerinizin metro duvarlarında sergilenmesinden mutlu musunuz? Yoksa pişman oldunuz mu?
Halkla iç içe olmak güzel. İnsanların seyretmesi, incelemesi, resimlerini çekmesi çok hoşuma gidiyor. Ama tek mutlu olmadığım bir şey var. Şişhane metrosundaki eserim hakkında birisi “bunlar ne ya, kesmiş fotoğrafları yapıştırmış” diye konuşuyormuş. Gencecik bir yetkilinin kolaj sanatından haberi yok herhalde ve nedense daha değişik isler yapabilecekken metro istasyonlarına, o yetkili isleri İznik Çini Vakfı’na aktarıyor ve de İstanbul kamusal alanlara çağdaş, taşınabilir nitelikte eserler koyacağına, amatörce hazırlanmış çinilerle süsleniyor…

Burada sunu demem gerekiyor; benim 8 ayda hazırlayıp tasarladığım eserden bir şey anlamıyorsan susacaksın.

Aslında bu konuda çok söyleyeceklerim var fakat önce konularla ilgili olarak bir gündem yaratılması lazım ki, ne ak ne kara ortaya koyabileyim…

Art Platform Face Book’un popüler grubu…

Yücel Dönmez, Sibel Sun Kurt, Gönül Erenler ve Almanya’da yaşayan ressam Sabahattin Şen tarafından yönetilen Art Platform grubu Face Book’da popüler gruplar arasında yer aldı.
Henüz bir kaç günlük kuruluşu olan sanat grubunda önemli sanatçılar ve sanatla yakından ilgisi bulunan sanatseverler ve sanata gönül vermiş yazar, şair ve galericiler yer alıyor.
Art Platform grubu ülkemizde görsel sanatlar alanında bir güç oluşturarak sanat sorunlarının üzerine gitmeyi planlıyor. Çeşitli etkinliklere de imza atmaya hazırlanan grubun sanal ortamda sergiler açmayı planladığı ve bir alternatif sanat tarihi çalışmasını da yürüttüğü belirtiliyor.

Sibel Sun Kurt resimleri

Sibel Sun Kurt Ankara’da çalışmalarını sürdüren bir ressamımız. Kadın temelli resimlerini kendine has yorumu ve tekniği ile tuvale yansıtan sanatçı, kadının günümüzde önlenemez kilo fazlalığını estetik bir yorum ile işleyerek, kilolu kadının çekiciliğini bizlere sanatının ustalığı ile gösterebiliyor.
Norveç doğumlu olan Sibel Sun Kurt şimdiye kadar açtığı sergilerde başarılı satışlar elde ederek, onlarca koleksiyonere ulaşmış durumda. Sanatçı kendine has fantastik kadınları ile bir yerde kadının günümüzdeki önemini de feminist bir duygu ile ele alarak, özgür kadının güçlü duruşunu da ortaya koyuyor.
Sibel Sun Kurt bir grup sanatçıyla birlikte Nisan ayı içerisinde Norveç’in Oslo kentinde bir grup sergisine katılacak.

Türkiye’de görsel sanatlar ve kararan yüzü…

Kerem Akyel

Contemporary İstanbul sanat fuarı bu yıl sanat çevresinde dönen oyunların da arenası haline geldi… Balon gibi şişirilmiş bir takım isimlerin at koşturduğu fuar, aslında Türkiye’deki en önemli sanat fuarı fakat bu yıl  sanki amacından sapmış…  Aslında bu fuar ilk açıldığı zamanlarda gerçek sanatçılara bir ümit vermişti fakat organizasyonu yapan firma, sanat fuarını salt kazanç kapısı olarak görünce, amatörler ile profesyoneller birbirine karıştı ve Çin pazarından farkı kalmadı…

Manipülasyon oyunlarının son zamanlarda yükselmeye başlayan görsel sanatlar piyasasında sıkça kullanılmaya başlaması, Bu tür eylemlerin, serbest piyasa kurallarına göre oluşan arz ve talebe müdahale ederek, gerçek sanat yatırımcılarını piyasalara girmekten caydırdığı ve ciddi olumsuz sonuçlar ortaya çıkardığı kabul edilmelidir. Bir sanat eserini milyon dolara satışa çıkaran ressamın, herhangi bir eserini de hiç değilse 100 bin doların üzerinde satabilmesi gerekir ki, sanat piyasasında tutarlılığı olsun… Oysa trilyon TL’ye satıldığı duyurulan bir sanatçının başka bir eserini 20 bin TL’ye de rahatça alabiliyorsunuz… Dünya sanat piyasasında benzeri görülmeyen bu durumun ülkemize özgü olduğu ve bu yüzden de sanatçılarımızın eserlerinin yurt dışındaki yatırımcılar tarafından ilgi görmediği de iyice bilinmektedir…
Popülizm ile sanatçı olunmaz, akıllı yatırımcı bu tür oyunlara gelmez ve gülerek geçer… Fakat, sanat piyasasında akılları salt para kazanmaya yönelik yatırımcılar var ki, onlara göre sanat olmuş olmamış fark etmiyor, bugün aldıklarını yarın karla satabiliyorlarsa önemli olan budur ve sorsanız, “bana ne sanat piyasasının etik kurallarından, al gülüm ver gülüme bakarım ben” derler…
Son zamanlarda belli grupların, belli nedenler ile bazı isimlerin ön plana çıkması konusunda devreye girdiğinin duyumlarını alıyoruz ki, ülkemizin bütünlüğüne, etik kurallara aykırı olan bu durumları göz önüne alması gereken sanat çevresinin çok dikkatli olması da gerekmektedir…
Örneğin sahne sanatında, sinema sanatında köşe başlarını tutmuş olan bazı oluşumların, görsel sanatlar piyasasında da aynı durumu yaratmak ve belli kökenlere sahip isimleri ön plana çıkarmak için çaba harcadıkları da duyumlarımız arasında ve bu durumun nasıl kabul edilebildiği duyarlı sanatçılar tarafından sorgulanırken, sanat çevresinde para kazanmaktan başka bir dertleri olmayan sözde sanat tacirlerinin de avuçlarını ovaladıkları görülmektedir…
Yabancı sanatçıların yapmış oldukları projeleri tekrar yaparak sanata para yatırmak isteyenlerin gözlerini boyamaya çalışanlar, foyaları meydana çıktığı zaman ise “Türkiye’de hiç yapılmadı” gibi saçma bir yanıt ile, sözde kendilerini aklama yolunu seçmektedirler… Fakat sanat dünyasında yapılmış olanın tekrar yapılmasının, nerede olursa olsun kopya sayılacağını, sanatı pazarlamaya çıkmış olan sözde sanat tacirleri pek bilmiyor veya bilmek işlerine gelmiyor…
İnsana sorarlar “Kardeşim milyon dolara satmaya çalıştığın sanat eserinin önemi nedir ve sen dünya sanat platformunun neresindesin ki böyle bir fiyat koyabiliyorsun?” Bu sorunun yanıtı ancak şöyle verilebilir, “Ben dünya sanat literatürlerinde biliniyorum ve dünyanın en prestij sanat kurumları benim orijinal eserlerime para ödeyerek satın almıştır ve dünyanın en önemli sanat dergilerinde, hakkımda bir sürü makale yayınlanmıştır” Böyle bir yanıt verecek olan herhangi bir sanatçı biliyorsanız veya varsa, getirsin elindeki satış makbuzunu veya sattığı kurumun resmi belgesini de, biz de bu yazdığımızı tekzip edelim…
Ressamım ülkemizde destek görüyor, manipülasyonlar ile balon gibi şişiriliyor ve bakıyorsunuz, filan müze eserlerini aldı diye haberler uçuruluyor… Soruşturuyorsunuz, birisi bilmem hangi müzeye o sanatçının baskılarını hediye etmiş… Veya bir müzeye sanat eseri hediye edilmiş ve de müze kabul etmiş… Merhum Sabancı’nın Metropolitan Müzesi’ne ne kadar bağış yaptığını biliyoruz. Elbette ki, büyük bağış alan bir müze hatır için o ülkeden hediye de kabul edecektir…
Sanatın Global dili oluşturuldu konusu dahilinde, genç sanatçılarımızdan da yurt dışında seslerini duyurabilenler oldu fakat, şöyle dünya sanat platformundaki önemli yatırımcıların, dünya çapındaki galerilerin, ilgisi oluşturulamadı…
Yurt dışındaki müzayedelere götürülen sanatçılarımızın işlerinin de yine ülkemiz galerileri tarafından satın alınarak ülkemize getirildiği gerçeği de, sanat çevremizdeki duyarlı insanları harekete geçiremedi çünkü, herkes “Bana ne” derse, sanat çevresindeki manipülasyon da giderek tırmanır hele gelir…
Kopyacı utanmıyor, manipülasyon yapanlara karşı önlem alınmıyor ve nedense bir takım etik olmayan oluşumların oyunlarına gelinerek, ülkemiz sanatının kafa karıştırıcı durumu yaşaması sağlanmış oluyor…
Bakıyorsunuz medya da, sansasyonlara karşı gerçekleri araştırmadan atladığı için, gerçek sanatçılar dışarıda kalıyor, oyunlar ile şişirilmiş olanlar ön plana çıkıyor. Bu suni oluşum ile de Türk görsel sanatları zarar görüyor ve aldıran yok…
Bir zamanlar bir gazete bir sanatçımızın Metropolitan müzesine 12 yağlıboya tablosunun satıldığı haberini birinci sayfadan, tam sayfa olarak duyurdu. Araştırıldığı zaman ise bir vatandaşın o müzeye adı geçen sanatçının 10 baskısını hediye ettiği ve müzenin baskı bölümünün de hediyeyi kabul ederek arşivine koyduğu ortaya çıktı… Fakat ülkemde, o sanatçının müze tarafından para ödenerek 10 yağlıboya tablosunun alındığı uydurması, hala gerçek olarak düşünülüyor ve bakıyorsunuz o sanatçının eserleri trilyon TL’ye ulaştırılmış.
Aldatmaca nereye kadar sürer bilinmez fakat bilinen şu ki, gerçek sanatçı manipülasyonlara alet olmaz, popülizm yapmasına gerek yoktur. Gerçek sanatın değeri yok olmaz ve edilemez, gün gelir popülizm biter ve aldatılmış olanlar aldatıldıkları ile kalırlar, sanat tarihi gerçek sanatçıları bünyesine alır.
Ülkemde henüz sanat tarihi yok. Sanat tarihini yapılandıracak olan değerlere de pek fırsat verilmiyor ve araştırmacılıktan uzak, sadece popülizmin ve kendi çevrelerinin kaygısı ile hareket eden bir takım isimler, ellerine geçirdikleri köşe başlarını sıkıca tutarak, istedikleri gibi sanat meydanında at koşturmaktalar… Bu duruma, onları sponsor edenler de pek aldırmıyorlar, çünkü onlar için sanatın gerçekliği veya uydurukluğu fark etmiyor. Günü popülizm değerlerinde götürdükleri için de mutludurlar. Böylece hem reklam yapmış oluyorlar hem de ülkede sanata sponsor oldukları için, yetkili kurumlardan da ilgi görebiliyorlar.
Sözde sanat yazarım, bir takım yerlere yazı yazabildiği için, galerilerin odağı haline geliyor çünkü karşılıklı alış veriş var, al gülüm ver gülüm… Kokteyllerde boy gösteriyor ve bakıyorsunuz resimlerini de ön plana çıkarttırmış sanki sanatın önemlilerindenmiş gibi hakkında yayınlar yapılıyor… Yani görsel sanatlar piyasasında bazı uyanıklar bu piyasayı ellerine alabilmek adına öyle oyunlara girmişler ki, kasaba kurnazları yanlarında hiç kalır.
Resim sanatının üzerinden kara para aklama oyunlarının döndüğü ve bu oyunlara alet olan çevrelerin de nemalandığı söylentileri herhalde uydurma olamaz. Ne oldu da birdenbire resim piyasasında fiyatlar uçmaya başladı? Bugüne kadar ülkemizde çok önemli ressamlar veya görsel sanatçılar vardı da biz mi uyanamamıştık ki, İngilizlerin dürtüsüyle uyandık? Hangi kriterler bunu belirledi ki biz o kriterleri bilmiyorduk, sözde İngiliz kaynaklarından öğrendik.
Burada her sanatçıyı aynı kefeye koymak gibi bir iddiamız yok. Türkiye görsel sanatlar piyasasında samimi, gerçekten değerli eserler ortaya koymuş olanlar az da olsa mutlaka vardır ve onlar neden sanat piyasasının içine sokulmak istenmiyor? Neden hala ülkemizde akademisyen ressamlar çok önemli sayılıyor? Yani bir okulda öğretim görevlisi olmak, bir derse girmek iyi sanatçı olmaya yetiyor mu? Böyle olsaydı dünyada tüm sanat kökenli akademisyenler sanat tarihine mal olurdu…
Akademisyen yıllarca duayen ressam olduğunu körükleterek göz boyuyor ve bir gün “Türkiye’de Görsel Sanatlar” kimden kopya yaptığını ortaya koyunca da acele stil değiştiriyor…

Ömer Uluç’un borulardan yaptığı çalışması. Bu çalışmalar 2000 li yıllardan…

Merhum Ömer Uluç son yıllarda bir borudur tutturmuş gidiyordu. Hırdavatçıdan satın alınan boruları 1992 yılında bir başka sanatçımız da Amerika’da açtığı enstalasyon sergilerinde kullanmıştı ve herhalde etkilenme değildi sadece Uluç, bir 10 yıl sonra keşfetmiş olsa gerek hırdavatcıda satılan o boruları…

Yücel Dönmez 1992 yılında Gallery2000Chicago’da açtığı Enstalasyon sergisinde aynı boruları kullanmıştı…

Contemporary İstanbul sanat fuarından sonra Star gazetesinden bir yazar, fuarda popülizm deneyen bir ressamı Kürt ressam olarak vurguladı ve nedense bunun üzerinde fazla durulmadı. Amaç neydi, sahne sanatları ve sinemadan sonra Kürt kökenli sanatçıların da bir numara olduğunu mu vurgulamak? Aslında Kürt kökenli samimi, özverili çalışan ressamlarımız var ve bugüne kadar hiç biri de kalkıp unvanlarının başına Kürt ressam koydurmadılar ve bu yüzden dışlandıkları iddiasını da gütmediler çünkü, görsel sanatlar piyasasında sanatçılar bugüne kadar kökenlerine göre ayırt edilmedi ki… “Niyet neyse menzil oraya” diye bir laf vardır acaba, bu konuda başka bir niyet mi körükleniyor…
Kısacası birilerinin ceplerini doldurmak uğruna Türkiye’de görsel sanatlar piyasası tüketilmemelidir. Siyasi amacı olanlar doğru mesajlar ile ortaya çıksınlar, kafa karıştırmasınlar ki ülkemizde sanatın önemi ortaya çıksın. Kim neyi hangi amaçla yapıyor ayırt edebilelim. Güzel sanatlar fakültelerinden her yıl mezun olan yüzlerce sanatçı adayı da etik kurallar çerçevesinde yol alabilsin…

TÜRKİYE’DE GÖRSEL SANATLAR YAPILANMASI OLARAK ELEŞTİRİLERİMİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ. BU KONUDA ELLERİNDE DOKÜMAN OLANLARIN, VEYA ELEŞTİRİSİ BULUNANLARIN DA BİZE ULAŞMASI HALİNDE, GELECEK OLAN YORUMLARI DEĞERLENDİRECEĞİMİZİ BİLMENİZİ İSTERİZ.

Bedri de poşo modasına uymuş…

Sotheby sitesinde bulunan bir videoda şaibeli müzayedelere katılan bazı sanatçılar ile söyleşi yapılmış. Söylenenler pek önem taşımıyor ama, Bedri Baykam’ın Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği başkanı olarak videoda, boynunda poşo ile gözükmesi, onun da Kürt modasına uyma çabası gösterdiğini ortaya koyuyor…
Bedri bu kadar poşo meraklısı olduğuna göre, açılıma da destek veriyordur ve yakında başbakanın yanında görürsek şaşırmayalım…
Sanatçı yaptıkları, kişiliği, sanatçı duruşu en önemlisi ise özgün olmasıyla değer bulur. Ülkemde kaç sanatçı kabul edilebilir özgünlüğe sahiptir pek belli değil. Belli değil çünkü hep aynı isimler üzerinde sürüyor spekülasyonlar ve oyunlar.
Batıbeki’nin Radikal’de Ayşegül Sönmez’e söylediği, bugün görsel sanatlar dünyamızda, gay ve Kürt olmak modasına uyanlar herhalde önce Sotheby’den kabul görüyor. Neyse, Bedri Baykam da, Kürt modasına uymuş. Yakışmış mı, yakışmamış mı? Yakışmasa poşo neden taksın ki…

Ömer Uluç’u uğurladık…

Ömer Uluç’u son yolculuğuna uğurladık. Bir sanatçiının yaşamı da böylke bitti ve şimdi eserleriyle yeniden yaşama merhaba diyecek…
Müzayedelerde Ömer Uluç eserleri için bayraklar birbirleriyle yarışacak ve rakamlar çıktıkça çıkacak, sonunda bir Ömer Uluç eserine sahip olma şansını yakalayan müthiş koleksiyonerimiz(!) “Ohh” çekecek.
Zaten son 2 yıldan beri Ömer Uluç’un eserleri iyi para etmeye başlamıştı. Çünkü sanat çevresinde fazla yaşayamayacağı düşünülüyor ve eserlerini kapabilmek için birileri birbirleriyle yarıştırılıyordu.
Ülkem, ülkemin sözde sanat yatırımcıları, galeriler sözde müzelerimiz ve sanatçının yolunu bir akbaba yırtıcılığı ile kovalayan bazıları, sizlere sesleniyoruz: araştırmanızı iyi yapın ve özgün ile özgün olmayanı, değerli ile amatör kalanları iyi belleyin. Yoksa ülkemizde sadece adları ön plana çıkarıldığı için birileri pastadan büyük pay alır, asıl değerli kılınması gerekenler ise mağdur edilmiş olur.

Sotheby’s politikası ne olacak?

Geçtiğimiz yıl Sotheby Türk çağdaş sanat müzayedesinde Ömer Uluç eserlerine yer verilmemişti. Bu yıl Nİsan ayının 15’inde yine aynı müzayede, yine muhtemelen Türk galerilerinin birbirleriyle yarışacağı bir satış alanına çevrilecek ve bu defa Ömer Uluç’un eserleri büyük  paralara pazarlanacak çünkü satışı garanti ve Sotheby ile Uluç eserleri yüzbinlerce dolar dğer bulacak. Bu arada parayı kazanacak olan Sotheby olacak…

İki yüzlülük ve  kayırma, menfaat, haksızlık nedense son yıllarda ülkemiz sanat piyasasında olduğu gibi, bizim insanlarımızla bağlantılı olan İngiliz sanat piyasasında da ayyuka çıkmış durumda…

Birtakım isimler kişisel seçenekleri nedeniyle korunurken, normal seyrini sürdüren sanatçılar dışlanıyor. Yani ille de yamuk mu olmak gerekiyor ki, sanat piyasasında dikkat çekilsin…

Yurdum sanatçıları resimle falan neden uğraşıyorsunuz ki, çıkın sahneye kullanın gırtlağınızı isim de yaparsınız, para da…

Çünkü ülkemizde hala resimler, desinler diye alınıyor, mobilya rengine göre seçiliyor ve birileri de belki iyi para eder de ileride borsadan fazla kazanırız diye satın alıyor. Koleksiyoncularımızın iddia ediyoruz ki yüzde 7’si ancak araştırma yaparak görsel sanatlara yatırım yapıyor. Yüzde 18’i paket paket eserler alarak paketliyor ve gelecek yıllarda piyasaya sürmeyi düşünüyor…

Bir kısım alcı da sözde sanat danışmanlarının kararlarıyla habire  eser topluyor fakat o alınan eserlerin çoğunun masa altı satışı olduğundan da habersiz. Bugün ülkemizde etik davranan kaç sanat danışmanı gösterebilirsiniz ki…

Kaç küratör gösterebilirsiniz ki kendi cebinden çok sanatçısını düşünsün…

Türkiye’de Görsel Sanatlar’ın sürekli eleştiri yaptığından söz ediyorlar oysa aynayı kendilerine çevirip bakmıyorlar ki gerçeği görebilsinler.

Ömer Uluç’a tanrıdan rahmet diliyoruz.