Ömer Uluç’u uğurladık…

Ömer Uluç’u son yolculuğuna uğurladık. Bir sanatçiının yaşamı da böylke bitti ve şimdi eserleriyle yeniden yaşama merhaba diyecek…
Müzayedelerde Ömer Uluç eserleri için bayraklar birbirleriyle yarışacak ve rakamlar çıktıkça çıkacak, sonunda bir Ömer Uluç eserine sahip olma şansını yakalayan müthiş koleksiyonerimiz(!) “Ohh” çekecek.
Zaten son 2 yıldan beri Ömer Uluç’un eserleri iyi para etmeye başlamıştı. Çünkü sanat çevresinde fazla yaşayamayacağı düşünülüyor ve eserlerini kapabilmek için birileri birbirleriyle yarıştırılıyordu.
Ülkem, ülkemin sözde sanat yatırımcıları, galeriler sözde müzelerimiz ve sanatçının yolunu bir akbaba yırtıcılığı ile kovalayan bazıları, sizlere sesleniyoruz: araştırmanızı iyi yapın ve özgün ile özgün olmayanı, değerli ile amatör kalanları iyi belleyin. Yoksa ülkemizde sadece adları ön plana çıkarıldığı için birileri pastadan büyük pay alır, asıl değerli kılınması gerekenler ise mağdur edilmiş olur.

Sotheby’s politikası ne olacak?

Geçtiğimiz yıl Sotheby Türk çağdaş sanat müzayedesinde Ömer Uluç eserlerine yer verilmemişti. Bu yıl Nİsan ayının 15’inde yine aynı müzayede, yine muhtemelen Türk galerilerinin birbirleriyle yarışacağı bir satış alanına çevrilecek ve bu defa Ömer Uluç’un eserleri büyük  paralara pazarlanacak çünkü satışı garanti ve Sotheby ile Uluç eserleri yüzbinlerce dolar dğer bulacak. Bu arada parayı kazanacak olan Sotheby olacak…

İki yüzlülük ve  kayırma, menfaat, haksızlık nedense son yıllarda ülkemiz sanat piyasasında olduğu gibi, bizim insanlarımızla bağlantılı olan İngiliz sanat piyasasında da ayyuka çıkmış durumda…

Birtakım isimler kişisel seçenekleri nedeniyle korunurken, normal seyrini sürdüren sanatçılar dışlanıyor. Yani ille de yamuk mu olmak gerekiyor ki, sanat piyasasında dikkat çekilsin…

Yurdum sanatçıları resimle falan neden uğraşıyorsunuz ki, çıkın sahneye kullanın gırtlağınızı isim de yaparsınız, para da…

Çünkü ülkemizde hala resimler, desinler diye alınıyor, mobilya rengine göre seçiliyor ve birileri de belki iyi para eder de ileride borsadan fazla kazanırız diye satın alıyor. Koleksiyoncularımızın iddia ediyoruz ki yüzde 7’si ancak araştırma yaparak görsel sanatlara yatırım yapıyor. Yüzde 18’i paket paket eserler alarak paketliyor ve gelecek yıllarda piyasaya sürmeyi düşünüyor…

Bir kısım alcı da sözde sanat danışmanlarının kararlarıyla habire  eser topluyor fakat o alınan eserlerin çoğunun masa altı satışı olduğundan da habersiz. Bugün ülkemizde etik davranan kaç sanat danışmanı gösterebilirsiniz ki…

Kaç küratör gösterebilirsiniz ki kendi cebinden çok sanatçısını düşünsün…

Türkiye’de Görsel Sanatlar’ın sürekli eleştiri yaptığından söz ediyorlar oysa aynayı kendilerine çevirip bakmıyorlar ki gerçeği görebilsinler.

Ömer Uluç’a tanrıdan rahmet diliyoruz.

Görsel Sanatlar Magazin

Ulvi sinan

Kırk beş dakikada ressam olmak…

Artık ressam olmak için güzel sanatlara falan gitmeye gerek yok. Bunu şaka olsun diye yazmıyorum: bir projeksiyon aleti ve bir de fotoğraf makineniz varsa yarı yarıya ressam olmuşsunuzdur. Yeni kameralar video da çektiği için tam tekmil kavramsal bir sanatçı için gerekli şeylere sahipsiniz demektir…

Şimdi tuvalinize ne yapacağınızı düşünüyor ve yapacağınız resmi fotoğraf olarak tasarlıyor ve kameranız ile fotoğrafını çekiyorsunuz.

Buraya kadar anlamışsınızdır. Bundan sonrası kolay, çektiğiniz fotoğrafı projeksiyon aleti ile tuvalinizin üzerine yansıtıyor ve elinizdeki kalem beya mum boya vs. ile konturlarını çiziyorsunuz. Bundan sonra yapacağınız şey örneğin genç kuşağın en renkli ressamlarından(!) Oganer gibi konturların içini boyamak olacaktır. (Yazının tamamı Görsel Sanatlar Magazin bölümünde)

2010 ve GÖRSEL SANATLARIMIZ…

 Bir yılı daha geride bıraktık.

Görsel sanatlarda 2009 yılı, “al gülüm ver gülüm” açısından verimli oldu…

Sanatta çeteleşmenin hiç bu kjadar doruğa ulaştığına tanık olmamıştık…

Çeteler bir liste hazırlamış ve o listenin dışına çıkılmadan Türkiye’de sanata yatırım pompalanacakmış…

Dediklerini yaptılar ve 2010 yılında da yapmaya devam edeceklerinin sinyallerini vermeye başladılar…

Sanatta çeteleşmeye “dur” diyen yok. Bazen bu çetelerde yer alanların ödüllendirildiklerinide görüyoruz…

Dünün çocukları bugün sanat eleştirmeni kesilmiş ahkam kesiyorlar. İnsana sorarlar, nereden aldın bu kariyeri diye fakat nedense ülkemizde bu sorulmaz…

 BATI’nın kuklası olmuş küratörler, ceplerinden başka bir şey düşünmeyen galeristler, sadece çevrelerinde duydukları isimlerin önemli sanat yaptıklarına inanan bilgisiz koleksiyonerler, sanat çevremizde giderek sayıları artmaya başlayan dolandırıcılar ile, ne yazık ki görsel sanat dünyamız bir kirlenmişliğin içinde yolunu bulmaya çalışıyor…

Sömüremedikleri sanatçılara sırtlarını çevirerek onları yok edebileceklerine inanan sözde sanatımızın köşe taşlarına yerleşmiş olanların ne kadar yanıldıklarını zaman ortaya koyacaktır.

Tabelalarına müze yazılmış olan özel koleksiyonları, Türk görsel sanatını temsil eden eserler olarak suanlar da yanılmış olduklarını  şimdiden anlamış durumdalar. Fakat nedense yapılması gerekeni değil de hala, kafalarının arkasındakini yapma yolunda çaba harcıyorlar…

Diyeceksiniz ki, Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak hep  yerden yere vuruyorsunuz. Haklısınız da, bize elle tutulur bir tarafını gösterebilirmisiniz Türkiyemizde görsel sanatlar alanında oynanan oyunların.

2010 yılında da ülkemizde çeteleşmeyi kendilerine meslek edinmiş olan, görsel sanatlar dünyamızın yamuklarıyla mücadele edeceğimizi ve oynanan oyunları ortaya koyacağımızı belirtmek isteriz.

2010 YILINIZ KUTLU OLSUN!

Türkiye’de Görsel Sanatlar

Sanatçılardan tepkisel tepkisizlik
 
Tatbiki Sanat Galerisi, 14 sanatçının, “Tepkisel Tepkisizlik” sergisine ev sahipliği yapıyor. 

Mediha Gerez çalışmasıyla görülüyorSanatçının günün koşullarından soyutlanamayacağının gerçeği üzerinde düşünen  14 ünlü isim, gündemin bir parçası olan tepkisel tepkisizliğe karşı, tepkilerini eserleriyle ortaya koydular.

Sanatçılardan Mediha Gerez, gerçeklerin değil, düşsel bir dünyanın parçası olan yığınların durumunu hayalet bir manken yerleştirmesiyle sergilerken, Neslihan Öner, galerideki sessizliği bozan bir cadı kukla yerleştirmesi ve 4 boyutlu Mona Lisa ile, Neslihan Öner'in yerleştirmesisanatımızda oynanan oyunlara gönderme yapıyor.

Reha Yalnızcık’ın mesajlı  zarfı, Yücel Dönmez’in Kapitalizmin din olduğunu vurgulayan çarpıcı  çalışmaları ve  global adaleti sentezleyen, “Global adaletin tahtarevalli olduğunun işaretidir” çalışması, sergiyi izleyenlerin ilgisini çekiyor.

Sergide eserleri bulunan 14 sanatçı şöyle sıralanıyor:  Prof. Nazan Erkmen, Prof. Mustafa Aslıer, Kazım İşgüven, Mediha Gerez, A. Raşit Karakılıç, Reha Yalnızcık, Tatbiki Sanat Galerisindeki söyleşliden bir anNeslihan Öner, Mine Arasan, A. Senai Erener, Süha Semerci, Metin Ateş, Muhittin Köroğlu, Aylin Ataç ve Yücel Dönmez. Mine Arasan, Mediha Gerez Prof. İsmail Tunalı ile, Yücel Dönmez'in "Adalet" çalışmasının önünde

Aynı zamanda  11 ci İstanbul Bienaline karşı bir gönderme olan Tepkisel Tepkisizlik sergisi, sergi müddetince her Cumartesi  yapılacak söyleşiler ile de sürecek.

Tatbiki Sanat Galerisi

Bahariye Cad. No:3 Kat:1

Altıyol/Kadıköy

Tel: 0216 338 9837

www.tatbikisanatgalerisi.com 

 

Pop Star Yarışması ve Görsel Sanatlar…

Fox Tv. Pop Star yarışmasını izliyorum: jüri üyelerinden Sayın Armağan Çağlayan’a bu hafta bir izleyici hakaret içeren bir mesaj göndermiş ve proğram sırasında mesajının okunmasını istemiş…

Armağan Çağlayan o mesajı televizyondan okudu…armagan_caglayan

Katı bir jüri üyesi olduğu için, yarışmacılardan birinin arkadaşı olduğu sanılan mesaj sahibi, Armağan Çağlayan’a hakaret etmek istemiş…

Eline ne geçti? Hiç bir şey. Kendisini rezil etti o kadar…

Keşke görsel sanatlar dünyamızda Armağan Çağlayan gibi, konuyu bilen bir uzman da çıkarak, sanatçılarımızın eserlerini, üsluplarını  ağır bir şekilde eleştirse…

Bu açıdan görsel sanatlar ile uğraşanların şansı yok çünkü, kendilerine sözde uzman süsü verenler, bu tür eleştirileri yapabilecek ne bilgiye ne de birikime sahip değiller…

Zaten sahip olsalardı, görsel sanatlarda da aynen müziğimizde olduğu gibi, uluslararası alanda başarılar elde edebilirdik…

Görsel sanatlarımız ve görsel sanatçılarımız olarak ağır eleştirilere susmış durumdayız. Yok mu bir etik uzman ki, ortaya çıkıp susuzluğumuzu giderse!

Belki o sayede görsel sanatlar alanında kendimize gelir ve neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı anlayabiliriz…

Bir etik eleştirmen çıksa da kim kopyacı kim değil açıkça belirtebilse…

Görsel sanatlara eleştiri göreceye dayandığı içindir ki, sadece yuvarlamaktan öteye gidemiyoruz. ar tpou gibi neyi yuvarlamaya kalksalar çığ ediyorlar fakat o çığ sadece ülkemizden hissedilebiliyor: sanat dünyasında ise, kar tanesi bile olamıyor çünkü, göğsünü kabartarak yazabilecek eleştirmenlerden yoksunuz: ver parayı methiyeler yazdır devrindeyiz sanki…

 Burada olan, sanata yatırım yapanlara oluyor…

Gerçek sanatçılar eziliyor, görsel sanatlarımızda tacizler giderek gerçek bir çığa dönüşüyor.

Fox Tv’nin Pop Star yarışmasında yer alan Armağan Çağlayan, Bülent Ersoy, Metin Akpınar ve diğerlerine, bizlere sanat adına etik bir eleştiri anlayışı sundukları için ArtKritik olarak teşekkür ediyoruz.

Medya ve Sanat Sayfası

Ulusal yayın yapan medyamıza bakıyoruz bir çoğunda sanat sayfası yok. Sanat sayfası olanların da genellikle görsel sanatların dışındaki haberlere ağırlık verdiğini görüyoruz. Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinin sanat sayfaları hala en popüler olanlar. Zaman gazetesinin  sanat sayfası da okuyucularına sanatı yaymak için yoğun bir çaba içinde olduğunu görüyoruz. Yeterli değil. Gazetelerimizde yer alan görsel sanat haberlerinin bir çoğu hatır haberleri gibi gözüküyor. Örneğin İstanbul’da çok önemli sergiler de açılıyor fakat sanki  sanata az da olsa yer veren medyamız kilit isimlere odaklanmış durumda…

Hep söylüyoruz 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ve biz hala, hangi sahne sanatçısının bebeği kız mı, oğlan mı olacak ona takılmışız… Gerçek sanat yapanlar ortada yok.

Şu bilinmeli ki, medyamız sanat haberleri açısından uzmanlar çalıştırmadıkça, sanat ve kültürümüzü yayamayız ve de hatır haberleri, alışılmışın dışına çıkılmazlık sürüp gidecektir. Bu arada sözde sanat haberleri yapan bazı yayınlar da belli bir iki ismin tekelinde gözüküyor ve onların onayının dışında o yayınlara  başka isimler giremiyor: buna sanat dergileri de dahildir…

Tekelcilik, spekülasyon, şişirme sanat medyaya da ülke sanatına da zarar verir. Görsel sanatlarımız bencillik ve tekelcilikten kurtarılmalıdır.

Ülkemizde sanat eğitimi veren hocalar, kendilerine gelen yurt dışı kaynaklarını kullanacaklarına, yetenekli, Türkiye’nin görsel sanatlarda önünü açabilecek isimlere de kullandırmalıdırlar…

Hocalar sanat eseri satma kaygısı güdeceklerine, eserler  üretmelidirler…  Medya da  isimlerinin başında prof. olanları sanatın zirvesinde  görerek yanlışa düşmemelidir. Sanat eğitimi vermek başka, yetenekli olmak ve sanat adına yenileri üretmek ise daha başkadır…

Milliyet Gazetesi Sanat konusunda Sınıfta kaldı…

İstanbul 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti…
Ülkemizin sanat önem verdiği bilinen ulusal gazetesi Milliyet’in sanat sayfasında plastik sanatlar bölümüne giriyorsunuz, aylardır aynı haberler: sanki amatör bir web sitesi…
Ellerine haber mi gelmiyor acaba…
Yoksa bu konuda elemanları mı yok…
Siz bu sorulara yanıt bulmaysa çalışın, sitenin plastik sanatlar bölümünde aynı sanatçıların aylar önce yapılmış haberlerini bulacaksınız. Sanki o isimleri insanların beyinlerine kazımak için bilinçli olarak orada tutuluyor. Oysa o sayfa boş olsaydı bu kadar tepki çekmezdi…
Milliyet Sanat ülkemiz sanatına damgasını vurmuş en eski yayınların başında geliyor. Rahmetli Akal Atilla’nın kemikleri sızlıyordur…
Milliyet sanat ile ilgili olarak son zamanlarda gündeme gelen eleştiriler şunu gösteriyor ki, birileri o sayfalara belli isimlerin dışındaki sanatçıların girmesine karşı çıkıyor…
Plastik sanatlar alanında bir spekülasyon olduğunu biliyoruz fakat engellemelerin medyayı da etkilediğine pek tanık olmamıştık…
Rahmetli Abdi İpekçi’nin Milliyet gazetesi ne hale geldi oysa İpekçi sanata çok önem verirdi…
Sayın Sedat Ergin gündemden sıyrıldığında bu konuya eğilirse, her gün para vererek aldığımız Milliyet gazetesinde, sanat adına etik uygulamaları görebiliriz. Hatır haberlerine değil, gerçek sanatçılara, şişirme değil gerçekten hak eden yeni yeteneklerin duyurulmasına da şans verilmeli. Yoksa Milliyet gazetesi sanat adına aynı sınıfta okumaya devam eder ki bu da gazetenin prestiji için iyi değildir.
Art4Critic

30 Yıla Damgasını vurmuş Sanatçılar ve ülkem sanatında çarpıklıklar…

Duygu Yaşam
İstanbul Modern Müzesi son 30 yıla damgasını vurmuş, görsel sanatlar tarihimizi yapılandıran(!) sanatçılar ile ilgili bir sergi açtı ve koleksiyonuna yeni sanatı(!) taşıdı…
Ülkemizde son yıllarda küratör kavramı iyice karıştı: ülkemde galerilerin kuruluşundan beri zaten küratörler vardı ve Batı küratör adını gündeme getirdiğinde, hemen birileri acele davranarak kendilerini küratör ilan ettiler.
Internet üzerinden fırsatları yakalayarak bloglar oluşturuldu ve bir anda bazı çevrelerin gözünde önemli bir konuma gelmeyi başardılar… Başardılar da ne oldu?
Ortaya çıkan küratörler, dünyada gelişmeye başlayan yeni sanatı, edindikleri kitaplardan, dergilerden ve Internet’ten alıntı yaparak, görsel sanatlar alanında uzmanları bulunmayan medyamıza taşımaya başladılar. Bu arada yıllardır ülkemde sanat adına çırpınan sanatçılar, atölyeleriyle baş başa kaldılar.
Önce bizim sözde küratörler, “resim sanatı bitti” diye yaymaya başladılar. Oysa ülkemizde henüz resim sanatını bile halkımıza anlatamamıştık…
Bienaller düzenlenmeye başladı ve Sayın Beral Madra ile girdiğimiz Bienaller, giderek el değiştirdi ve ortaya çağdaş sanatı ülkemize getirdiklerini iddia eden isimler çıktı. Bu isimler geçmişi bir anda silmiş, kendi çevrelerinde edindikleri Batı özentisi sanatçılar ile, kendilerini gündemde tutmayı başarmışlardı. Çünkü Batı Türkiye’de Bienal görmeyi hoş karşılamış ve sanatçılarını İstanbul Bienaline katılmaya özendirmişti. Sonuçta uluslar arası bir organizasyondu ve Türkiye’de bu açıdan Batı’nın kullanacağı alanlar içine girmişti…
Bienal fikri ülkemiz için kötü değildi fakat kötü olan bu Bienallerden, dünya sanatına damgasını vuracak Türk sanatçılar çıkartma yeteneğinin olmamasıydı.
Bugün Orta Doğu sanatına baktığımız zaman, dünya sanatında büyük ederleri olan işlerin çıktığını görüyoruz…
Orta Doğu’lu sanatçıların son sergisi yeni sanat açısından dünyada ses getirirken, biz hala figüratif, Batı özentili ve hatta Batı kopyası eserler ile sözde dünyaya açılma yeteneği gösterdik. Orta Doğu’lu sanatçıların yeni sanat adına verdikleri mesajlar çok doğru olduğu için alkış alırken, bizde yeni sanat adına Batı’da daha önce yapılmış olan işlerin özentileri Bienal ve bu tür sergilere, şimdi de müzeye taşındı…
Sotheby’nin düzenlediği müzayede de ise gönül isterdi ki, dünya sanatını alt üst edecek yeni bir şeyler gösterebilseydik. Bu yüzden müzayede sadece bizim galericilerin spekülasyon açısından ilgilerini çekti ve eserler ülkemize geri döndü…
Daha önceki yazılarımızda kendilerini küratör, sanat yazarı, galerici, müze yetkili ve yayıncı olarak görenlerin araştırmadan yoksun olarak Türk görsel sanatlarını yapılandırmaya çalıştıklarını vurguladık. Yani gözlerinin önünde bulunanlar ve kendilerine farklı olanaklar sunabilenler ile yola çıkmayı daha kolay görenler, araştırma adına ülkemizde geçmişte neler yapılmış ve şu anda kimler neler yapıyor bunları araştırma zahmetine girmediler. Onlara göre, gözler önünde duran ve kendilerine saygıda kusur etmeyen sanatçılarla çalışmak daha kolay geldi. Çünkü gerçekleri bilen, ülkemizden dünya sanat platformuna özgün eserler üretmek için çaba gösterenlerden uzak durmak gerekiyordu…
Siyasette nasıl ki bir koltuk kavgası gerçeği var, bizim görsel sanatlar platformumuzda da öyle bir koltuk kavgası var ki, yıkabilene helal olsun…
Kapitalistleri yanlarına almış, sanatçının Kapitalizmin boyunduruğu altına girmesi açısından çaba harcayanlar, elbette ki bir zamanların Hollywood’unda sanatçılara karşı açılan soykırımın başka bir örneğini gösterme çabasındalar… Fakat bilmiyorlar ki Hollywood o günleri çoktan aştı…
Gelelim son 30 yıla damga vuran sanatçıların seçilmesine: seçilen isimlere karşı değiliz fakat sanki başka sanatçı yokmuş gibi, “bizim seçtiklerimiz en iyiler ve dışarıda kalanlar yetersiz” der gibi bir tavır ile serginin tanıtımını yapmak yanlış…
Son 30 yıla damgasını vuran sanatçıları belirlemek için en azından ülkemiz sanatını belirleyen tüm yayınları taramak ve aynı oranda sanat çevresinde, küçüğünden büyüğüne kapsamlı bir araştırmaya girmek gerekirdi…
Bu serginin sözde seçicisi veya seçicileri belki kısa pantolonla gezerken veya dünyada yokken ülkemde çağdaş anlamda sanat yapan isimler vardı. Ve bu isimler sanat yayınlarımızda taranmış olsaydı ve ülkemizin bir zamanlar tek televizyon kanalı olan TRT’den araştırılsaydı bulunabilirlerdi ve bugün yapılmış olan çok büyük haksızlığa damga vurulmazdı…
Ülkemde sanata gönül vermiş ve bu uğurda yaşlanmış olan yığınla sanat yazarı, eleştirmen ve sanat tarihçimiz var. Hiç değilse bunlara ulaşılabilir ve görüşleri alınabilirdi…
Çiçek böcek resimleriyle uğraşan birinin ülkemizin son 30 yılına damgasını vurmuş sanatçılarını belirlemesi de bugün ortaya konulan örnek gibi olur ki, bu örnek eksik ve birçok sanatçımızın adına da koca bir ayıptır…
Sanat adına adım atanların, etik, gerçekçi ve de dostça bir yaklaşıma sahip olmaları gerekir. Soykırım uygularcasına sanatçısına yaklaşan ne küratör nede sanatta başka bir unvan verilemez. Verilmişse de sanatçılara haksızlık edilmiştir…
Küratör Sanatçının önünde olmamalı…
Sanat adına adım atan kişiye sanatçısı kolayca ulaşabilir ve güler yüz görür. Oysa bizdekilere randevu almak için bile ulaşamıyorsunuz…
Diyelim ki e-Posta ile ulaştınız, “sizi tanımıyorum diyebiliyor”. Nasıl olur siz daha sanatın içinde yokken ben vardım ve yaptıklarımla ülkemdeki sanat çevresini sallıyordum deseniz bile, “kusura bakmayın sizi tanımıyorum ve tanımak da istemiyorum” diye yanıt alabiliyorsunuz ki bu durumun elimizde örnekleri var…
Ve onları eleştirdiğiniz zaman ise sizin adınızı çevrelerine yayıyor ve etkinliklerde yer almanızı, sergi açmanızı ve de eser satmanızı önlemeye çalışıyorlar…
Mevlana felsefesinden bile habersizler…
Hitler’in Nazi felsefesi sanki ülkemiz sanat platformunda egemen kılınmış…
Nedense sanatçının önünü kesmeye uğraşan simaları düşündüğüm zaman gözümün önüne Hitler Almanya sının Nazi’leri geliyor, korkutucu ve ürkütücü…
Yazılanlar kalıcıdır, zamanla tekrar gündeme gelir ve bir gün bu eleştirileri hak edenler, yazılanların altında ezilip gider…
Gerçek sanat ve gerçek sanatçıyı hiçbir kul yok edemez…

Yeni Orta Doğu sanatı- Saatchi Gallery

Yeni Orta Doğu sanatı- Saatchi Gallery


Yeni Çin sanatından- Saatchi gallery

Yeni Çin sanatından- Saatchi gallery


istanbul_03

İstanbul Modern kişiye özel bir müze mi?

Kutlu Nişancı
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın duyarlılığı ile gündeme gelen ve Avrupa Birliği yolunda önemli bir adım olan İstanbul Modern müzesi, ne yazık ki aldığı devlet desteğine karşın, hala kişiye özel bir kuruluş gibi yönetilmeye devam etmektedir.
Şimdiye kadar yığınla eleştiriyle karşılaşan müzenin, ülkemiz sanatına ve sanatçılarına karşı güttüğü ayırımcılık, kabul edilir gibi değil…

varnay-jones

varnay-jones

Bizden olanlar ve bizden olmayanlar anlayışı ile kuruluşunu gerçekleştiren müzenin elbette ki bu sorumsuzluğu Sayın Bülent Eczacıbaşı’na fatura edilemez. Sonuçta Eczacbaşı ailesi bu konuya öncülük ederek kuruluşu gerçekleştirdi. Devlet de binayı tahsis ederek, AB yolunda kültür açısından önemli bir adım atmış oldu…
Buraya kadar güzel fakat, ülkemizde ilk kez açılan çağdaş bir müzenin açılışında, bir çok sanatçının göz ardı edilmesi ve Batı‘dan kopya veya ağır özentili işlerin Türk sanatı adına müzeye konulması, eleştirişleri de beraberinde getirdi.

TOM FRIEDMAN

TOM FRIEDMAN

Müzenin açılışında müzeye kabul edilecek olan sanatçıları, Gazi Üniversitesinden sanat tarihi eğitimi almış olan Levent Çalıkoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış olan Haşim Nur Gürel ve sosyoloğ Ali Akay’ın seçtiği ve seçimde kapsamlı bir araştırmanın da göz ardı edildiği, ülkemizin çok ünlü bir galeristi tarafından da dile getirildi.
Bu üç isim kendilerini müzeyle birlikte sanat uzmanı ve küratör ilan ederek, sanki görsel sanatlar alanında onların dışında bu işi bilen yokmuş gibi hava yarattılar. Bu balon gibi şişirilmiş hava ne yazık ki ülkemizin sosyetik sanat çevresi tarafından da desteklendi. O sosyetik çevre ki, bir zamanlar da Fransız hayranlığını ülkemizde gündeme taşımış ve görsel sanatlarımızın hala bir yere oturmamasında rol oynamışlardı…

JASON SALAVON

JASON SALAVON

Araştırmadan yoksun bir müze…
Kendi çevrelerinden ve kendi koleksiyonlarından eserler ile kamuya mal olan bir müze için, Türkiye’nin çağdaş sanatlar müzesi denilebilir mi?
Müze Avrupa’dan kalite ödülü almış…
Sultanahmet köftecisi de Avrupa’dan kalite ödülü alabilir, çünkü her yıl on binlerce Avrupalıyı doyuruyor…
McDonald’s dünyadan ödüllüdür çünkü belli bir stili fast food alanına taşımıştır…
İstanbul Modern’de devletimizin himmetiyle süper bir binaya sahip olmuş ve Avrupalı da bu anlamda ödül vermiştir…
Aslında o ödülü Sayın başbakanımıza vermeliydiler…

Puntar

Puntar

Yıllardır ülkemizde bienal ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor, milyonlarca dolar harcanıyor ve sanatçıların önünü kesen, sözde uzmanlar(!) yüzünden, bugüne kadar dünya çapında ses getirecek bir görsel sanatçı çıkaramadık…
Oysa spor alanında çeşitli şampiyonalara ev sahipliği yapan ülkeler, dünya çapında sporcuların çıkması için etik kurallarla çalışıyor ve önemli sporcular çıkarabiliyorlar. Antrenörler güçlü sporcuların yanında yer alırken, bizde sözde sanat uzmanlarımız, güçlü sanatçıları görmemezlikten gelebilmek için adeta yarış içindeler…
Gerçek sanatçı yok olmuyor. Bugün ülkemizden çıkan ve dünya sanat platformunda yarışan sanatçılarımız da var ve bu sanatçılarımız ülkemizde göz ardı edilseler bile, yok edilemezler ki.Sanata çıkarcı politikaları yüzünden zarar verenler yarın o sanatçıların karşısında, yüzlerine bakabilecekler mi…

RICHARD HAMILTON

RICHARD HAMILTON

Sıra bazı diğer sanat kuruluşlarına da gelecek. Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak, öncelikle devlet desteği almış olan İstanbul Modern dosyasının açılımını yapmaya çalışıyoruz ve nedense bir sessizlik ile, yeni yanlışlara imza atılıyor. Oysa tartışarak doğrunun bulunması gerekiyor, bunu da müze yetkilisi veya yetkilileri pek istemiyor anlaşılan…
Müzede neler yapılıyor?

Mike-Nemire-Frequency

Mike-Nemire-Frequency

Çocuklara, öğrencilere kurslar veriliyor.
Ülkemizde bu konuda yurt dışı deneyimli, ödüllü sanatçılarımız da var fakat nedense bunlara ilgi gösterilmiyor, yardım alınmıyor…
Müze üzerinden görsel sanatlarda spekülasyon yapılıyor. Milliyet Sanat Dergisinin Haziran sayısında müzenin tek adamı ilan edilmiş olan ve aynı zamanda dergide yazılarına yer verilen isim, bazı isimleri öne sürerek, spekülasyon yapıyor…
Kendisine sormak gerek, sanatta uzmanlığı nereden geliyor? Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında bir sanat felsefecimiz var. Müze bugüne kadar Prof. İsmail Tunalı’dan da yararlanma yoluna gitmedi ve göz ardı etti…
Ülkemizde iyi kötü görsel sanatlara hizmeti geçmiş ve hala hizmet etmekte kusur etmeyen bazı isimler var ki onları da müzenin çevresinde göremiyoruz. Nerede spekülasyona yatkınlık var ise müzenin orada mı olması gerekir?

bourgeois

bourgeois

Borsada spekülasyon suç sayılıyor da, sanatta yapılan spekülasyon neden suç sayılmıyor? Sonuçta görsel sanatlar alanında da paralar dönüyor ve milyonlarca dolarlık bir pasta var…
Türkiye’nin aylık Bosphorus Sanat gazetesi, spekülasyon ile ilgili bir dosyayı sanat gündemine taşıdı ve Milliyet Sanat Dergisini eleştirdi. Kapsamlı bir araştırma yapılmadan bir, iki kişinin yönlendirmesiyle nasıl oluyor da birileri ön plana çıkarılmak isteniyor? O ön plana çıkarılmak istenen isimler sanat alanında dünyada bir ilki mi başardılar ki bu derece iddialı bir manşet ile gündeme getişriliyorlar. Gençlere her zaman sevgimiz var fakat ülkemde kimin özgün, kimin özgün olmadığını iyice anlamadan bazı isimleri gündeme getirenler önce, dünya sanatında neler yapılıyor onu iyice araştırmak durumundadırlar…
Batı’da yapılanların benzerlerini yapmak görsel sanatlarda hir olmaya yetmez…
Özgün olmayanı, bir yeniyi ortaya koymamış olanı şişirilmiş balon gibi öne sürerek spekülasyon yapmak, sanatçının geleceğine zarar verir, ülkenin sanatı da yıpratılmış olur… Yarın şişirilen balon patladığı zaman da, sanat çevresinin eleştirileri çok ağır olur…
Geçmişte bunları yaşadık ve nedense hep aynı şeyler tekrarlanıyor ve sonunda aynı noktaya geri dönmüş oluyoruz…
bridget-riley

bridget-riley

Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak biz Milliyet Sanat yöneticilerini eleştirmek istemiyoruz çünkü, onlar da henüz plastik sanatlarda nelerin döndüğünden habersiz ve sadece kendi bulundukları yerden görebiliyorlar bu konuyu… Biraz sanatçılara açılabilseler, atölyeleri gezebilseler ve eleştirenler ile bir araya gelerek onları dinleyebilseler gerçekleri daha şeffaf olarak görebileceklerdir…
Yıllardır görsel sanatlar alanımızda bir çarpıklık var ve bu çarpıklık diyalog kurulamamasından ileri geliyor…
Bazı sanatçılar harıl harıl çalışarak önemli işler ortaya koyarlarken, sanatın sosyetesini yaşayanlar ne yazık ki bulundukları köşelerden onları göremiyorlar. Ve bahsettiğimiz sanatçılar kendilerine ulaşmak istedikleri zaman ise, kesinlikle ulaşamıyorlar…
Al gülüm ver gülüm hesabı görsel sanatlarımızda yığınla sanatçı kendi yağlarıyla kavrularak, gözden, dizden uzak olmak zorunda kalıyorlar…

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Sanat adına önemli yazılar döktüren eleştirmenlerimiz, sanat yazarlarımız var onlar da sanatın yeni versiyon sosyetesinden uzak tutuluyorlar.
Medya gücünün yanında köşeleri tutmuş olanlar var… Sessizce götürülüyor işler.
Bakalım İstanbul Modern sanatçılara karşı yaptığı son ayırımcılıktan yüzünün akıyla çıkabilecek mi…
Sanatçılara soruyoruz müzeye 190 yeni iş alınmış: kimsenin haberi yok. Kimsenin atölyesine uğranıldığını, sergisine gidildiğini duymadık… Demek ki yine kendi çevrelerini incelemişler, müzeye yeni işler koymak, yeni isimler seçmek için…
Sayın Bülent Eczacıbaşı önemli bir kuruluşu gerçekleştirdiniz fakat, sizin de olanlardan haberinizin bulunduğunu sanmıyoruz…
Ülkemin sanatçılarına yazık ediliyor yazık!

Adalet Cingöz yazıyor 20 Mart Sabah Gazetesi

Sanat terbiyesinde, birinci plan eleman sanat müzeleridir. Türkiye’de daha yeni yeni kuruluyor. Bana kalırsa, eski/ yeni sanat ustalarının halka sunulamaması, onu, iyi örnekler seyrinden alıkoyar. Yıllarca da bu böyle sürüp gitti. Müzesiz bir toplumun sanat terbiyesine erişmesi imkansızdı. Lakin iyi şeyler oluyor. Bu seneki enginarlar da fevkalade lezzetli. Duyduğuma göre Kasım 2006’da kapılarını açmaya hazırlanan Santral İstanbul müzesinin tertip ettiği konferanslar serisi devam ediyormuş. Beynelmilel kültür sanat dünyası isimleri bu sayede geldi… Guggenheim Müzesi, La Friche la Belle de Mai Projesi ve Tate Modern’den. Bu ayın misafiri ise Centre Pompidou Gençlik Programları Bölümü Başkanı Patrice Chazottes. Fransız Kültür Merkezi’nin desteğiyle, 28 Haziran Çarşamba 18.30’da Bilgi Dolapdere Kampüsü’nde, “Müze ve Genç Ziyaretçiler” başlıklı bir konferans tertip edilmiş. Bu sıralar Rodin’i ağırlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi de bir seri faaliyet içinde. Dünyanın dört bir yanından gelen danışma kurulu üyeleri, yıllık uluslararası danışma kurulu toplantısı için 18 Haziran Pazar günü müzede toplanacaklarmış. Yılda bir kez düzenlenen toplantıda; müzenin gayesi ele alınacakmış. Ama toplantıya maalesef SSM Uluslararası Danışma Kurulu üyelerinden New York Modern Sanatlar Müzesi (MoMA) Müdürü Glenn D. Lowry, New York Metropolitan Müzesi Sergiler Koordinatörü Mahroukh Tarapor, Londra Kraliyet Sanat Akademisi Sergiler Koordinatörü Norman Rosenthal ile meşhur mimar Prof. Zaha Hadid katılamıyormuş. Oysa Zaha Hadid’e ellerimle baklalı enginar yapıp yedirmeyi arzu ediyordum…