30 Yıla Damgasını vurmuş Sanatçılar ve ülkem sanatında çarpıklıklar…

Duygu Yaşam
İstanbul Modern Müzesi son 30 yıla damgasını vurmuş, görsel sanatlar tarihimizi yapılandıran(!) sanatçılar ile ilgili bir sergi açtı ve koleksiyonuna yeni sanatı(!) taşıdı…
Ülkemizde son yıllarda küratör kavramı iyice karıştı: ülkemde galerilerin kuruluşundan beri zaten küratörler vardı ve Batı küratör adını gündeme getirdiğinde, hemen birileri acele davranarak kendilerini küratör ilan ettiler.
Internet üzerinden fırsatları yakalayarak bloglar oluşturuldu ve bir anda bazı çevrelerin gözünde önemli bir konuma gelmeyi başardılar… Başardılar da ne oldu?
Ortaya çıkan küratörler, dünyada gelişmeye başlayan yeni sanatı, edindikleri kitaplardan, dergilerden ve Internet’ten alıntı yaparak, görsel sanatlar alanında uzmanları bulunmayan medyamıza taşımaya başladılar. Bu arada yıllardır ülkemde sanat adına çırpınan sanatçılar, atölyeleriyle baş başa kaldılar.
Önce bizim sözde küratörler, “resim sanatı bitti” diye yaymaya başladılar. Oysa ülkemizde henüz resim sanatını bile halkımıza anlatamamıştık…
Bienaller düzenlenmeye başladı ve Sayın Beral Madra ile girdiğimiz Bienaller, giderek el değiştirdi ve ortaya çağdaş sanatı ülkemize getirdiklerini iddia eden isimler çıktı. Bu isimler geçmişi bir anda silmiş, kendi çevrelerinde edindikleri Batı özentisi sanatçılar ile, kendilerini gündemde tutmayı başarmışlardı. Çünkü Batı Türkiye’de Bienal görmeyi hoş karşılamış ve sanatçılarını İstanbul Bienaline katılmaya özendirmişti. Sonuçta uluslar arası bir organizasyondu ve Türkiye’de bu açıdan Batı’nın kullanacağı alanlar içine girmişti…
Bienal fikri ülkemiz için kötü değildi fakat kötü olan bu Bienallerden, dünya sanatına damgasını vuracak Türk sanatçılar çıkartma yeteneğinin olmamasıydı.
Bugün Orta Doğu sanatına baktığımız zaman, dünya sanatında büyük ederleri olan işlerin çıktığını görüyoruz…
Orta Doğu’lu sanatçıların son sergisi yeni sanat açısından dünyada ses getirirken, biz hala figüratif, Batı özentili ve hatta Batı kopyası eserler ile sözde dünyaya açılma yeteneği gösterdik. Orta Doğu’lu sanatçıların yeni sanat adına verdikleri mesajlar çok doğru olduğu için alkış alırken, bizde yeni sanat adına Batı’da daha önce yapılmış olan işlerin özentileri Bienal ve bu tür sergilere, şimdi de müzeye taşındı…
Sotheby’nin düzenlediği müzayede de ise gönül isterdi ki, dünya sanatını alt üst edecek yeni bir şeyler gösterebilseydik. Bu yüzden müzayede sadece bizim galericilerin spekülasyon açısından ilgilerini çekti ve eserler ülkemize geri döndü…
Daha önceki yazılarımızda kendilerini küratör, sanat yazarı, galerici, müze yetkili ve yayıncı olarak görenlerin araştırmadan yoksun olarak Türk görsel sanatlarını yapılandırmaya çalıştıklarını vurguladık. Yani gözlerinin önünde bulunanlar ve kendilerine farklı olanaklar sunabilenler ile yola çıkmayı daha kolay görenler, araştırma adına ülkemizde geçmişte neler yapılmış ve şu anda kimler neler yapıyor bunları araştırma zahmetine girmediler. Onlara göre, gözler önünde duran ve kendilerine saygıda kusur etmeyen sanatçılarla çalışmak daha kolay geldi. Çünkü gerçekleri bilen, ülkemizden dünya sanat platformuna özgün eserler üretmek için çaba gösterenlerden uzak durmak gerekiyordu…
Siyasette nasıl ki bir koltuk kavgası gerçeği var, bizim görsel sanatlar platformumuzda da öyle bir koltuk kavgası var ki, yıkabilene helal olsun…
Kapitalistleri yanlarına almış, sanatçının Kapitalizmin boyunduruğu altına girmesi açısından çaba harcayanlar, elbette ki bir zamanların Hollywood’unda sanatçılara karşı açılan soykırımın başka bir örneğini gösterme çabasındalar… Fakat bilmiyorlar ki Hollywood o günleri çoktan aştı…
Gelelim son 30 yıla damga vuran sanatçıların seçilmesine: seçilen isimlere karşı değiliz fakat sanki başka sanatçı yokmuş gibi, “bizim seçtiklerimiz en iyiler ve dışarıda kalanlar yetersiz” der gibi bir tavır ile serginin tanıtımını yapmak yanlış…
Son 30 yıla damgasını vuran sanatçıları belirlemek için en azından ülkemiz sanatını belirleyen tüm yayınları taramak ve aynı oranda sanat çevresinde, küçüğünden büyüğüne kapsamlı bir araştırmaya girmek gerekirdi…
Bu serginin sözde seçicisi veya seçicileri belki kısa pantolonla gezerken veya dünyada yokken ülkemde çağdaş anlamda sanat yapan isimler vardı. Ve bu isimler sanat yayınlarımızda taranmış olsaydı ve ülkemizin bir zamanlar tek televizyon kanalı olan TRT’den araştırılsaydı bulunabilirlerdi ve bugün yapılmış olan çok büyük haksızlığa damga vurulmazdı…
Ülkemde sanata gönül vermiş ve bu uğurda yaşlanmış olan yığınla sanat yazarı, eleştirmen ve sanat tarihçimiz var. Hiç değilse bunlara ulaşılabilir ve görüşleri alınabilirdi…
Çiçek böcek resimleriyle uğraşan birinin ülkemizin son 30 yılına damgasını vurmuş sanatçılarını belirlemesi de bugün ortaya konulan örnek gibi olur ki, bu örnek eksik ve birçok sanatçımızın adına da koca bir ayıptır…
Sanat adına adım atanların, etik, gerçekçi ve de dostça bir yaklaşıma sahip olmaları gerekir. Soykırım uygularcasına sanatçısına yaklaşan ne küratör nede sanatta başka bir unvan verilemez. Verilmişse de sanatçılara haksızlık edilmiştir…
Küratör Sanatçının önünde olmamalı…
Sanat adına adım atan kişiye sanatçısı kolayca ulaşabilir ve güler yüz görür. Oysa bizdekilere randevu almak için bile ulaşamıyorsunuz…
Diyelim ki e-Posta ile ulaştınız, “sizi tanımıyorum diyebiliyor”. Nasıl olur siz daha sanatın içinde yokken ben vardım ve yaptıklarımla ülkemdeki sanat çevresini sallıyordum deseniz bile, “kusura bakmayın sizi tanımıyorum ve tanımak da istemiyorum” diye yanıt alabiliyorsunuz ki bu durumun elimizde örnekleri var…
Ve onları eleştirdiğiniz zaman ise sizin adınızı çevrelerine yayıyor ve etkinliklerde yer almanızı, sergi açmanızı ve de eser satmanızı önlemeye çalışıyorlar…
Mevlana felsefesinden bile habersizler…
Hitler’in Nazi felsefesi sanki ülkemiz sanat platformunda egemen kılınmış…
Nedense sanatçının önünü kesmeye uğraşan simaları düşündüğüm zaman gözümün önüne Hitler Almanya sının Nazi’leri geliyor, korkutucu ve ürkütücü…
Yazılanlar kalıcıdır, zamanla tekrar gündeme gelir ve bir gün bu eleştirileri hak edenler, yazılanların altında ezilip gider…
Gerçek sanat ve gerçek sanatçıyı hiçbir kul yok edemez…

Yeni Orta Doğu sanatı- Saatchi Gallery

Yeni Orta Doğu sanatı- Saatchi Gallery


Yeni Çin sanatından- Saatchi gallery

Yeni Çin sanatından- Saatchi gallery


istanbul_03

İstanbul Modern kişiye özel bir müze mi?

Kutlu Nişancı
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın duyarlılığı ile gündeme gelen ve Avrupa Birliği yolunda önemli bir adım olan İstanbul Modern müzesi, ne yazık ki aldığı devlet desteğine karşın, hala kişiye özel bir kuruluş gibi yönetilmeye devam etmektedir.
Şimdiye kadar yığınla eleştiriyle karşılaşan müzenin, ülkemiz sanatına ve sanatçılarına karşı güttüğü ayırımcılık, kabul edilir gibi değil…

varnay-jones

varnay-jones

Bizden olanlar ve bizden olmayanlar anlayışı ile kuruluşunu gerçekleştiren müzenin elbette ki bu sorumsuzluğu Sayın Bülent Eczacıbaşı’na fatura edilemez. Sonuçta Eczacbaşı ailesi bu konuya öncülük ederek kuruluşu gerçekleştirdi. Devlet de binayı tahsis ederek, AB yolunda kültür açısından önemli bir adım atmış oldu…
Buraya kadar güzel fakat, ülkemizde ilk kez açılan çağdaş bir müzenin açılışında, bir çok sanatçının göz ardı edilmesi ve Batı‘dan kopya veya ağır özentili işlerin Türk sanatı adına müzeye konulması, eleştirişleri de beraberinde getirdi.

TOM FRIEDMAN

TOM FRIEDMAN

Müzenin açılışında müzeye kabul edilecek olan sanatçıları, Gazi Üniversitesinden sanat tarihi eğitimi almış olan Levent Çalıkoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış olan Haşim Nur Gürel ve sosyoloğ Ali Akay’ın seçtiği ve seçimde kapsamlı bir araştırmanın da göz ardı edildiği, ülkemizin çok ünlü bir galeristi tarafından da dile getirildi.
Bu üç isim kendilerini müzeyle birlikte sanat uzmanı ve küratör ilan ederek, sanki görsel sanatlar alanında onların dışında bu işi bilen yokmuş gibi hava yarattılar. Bu balon gibi şişirilmiş hava ne yazık ki ülkemizin sosyetik sanat çevresi tarafından da desteklendi. O sosyetik çevre ki, bir zamanlar da Fransız hayranlığını ülkemizde gündeme taşımış ve görsel sanatlarımızın hala bir yere oturmamasında rol oynamışlardı…

JASON SALAVON

JASON SALAVON

Araştırmadan yoksun bir müze…
Kendi çevrelerinden ve kendi koleksiyonlarından eserler ile kamuya mal olan bir müze için, Türkiye’nin çağdaş sanatlar müzesi denilebilir mi?
Müze Avrupa’dan kalite ödülü almış…
Sultanahmet köftecisi de Avrupa’dan kalite ödülü alabilir, çünkü her yıl on binlerce Avrupalıyı doyuruyor…
McDonald’s dünyadan ödüllüdür çünkü belli bir stili fast food alanına taşımıştır…
İstanbul Modern’de devletimizin himmetiyle süper bir binaya sahip olmuş ve Avrupalı da bu anlamda ödül vermiştir…
Aslında o ödülü Sayın başbakanımıza vermeliydiler…

Puntar

Puntar

Yıllardır ülkemizde bienal ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor, milyonlarca dolar harcanıyor ve sanatçıların önünü kesen, sözde uzmanlar(!) yüzünden, bugüne kadar dünya çapında ses getirecek bir görsel sanatçı çıkaramadık…
Oysa spor alanında çeşitli şampiyonalara ev sahipliği yapan ülkeler, dünya çapında sporcuların çıkması için etik kurallarla çalışıyor ve önemli sporcular çıkarabiliyorlar. Antrenörler güçlü sporcuların yanında yer alırken, bizde sözde sanat uzmanlarımız, güçlü sanatçıları görmemezlikten gelebilmek için adeta yarış içindeler…
Gerçek sanatçı yok olmuyor. Bugün ülkemizden çıkan ve dünya sanat platformunda yarışan sanatçılarımız da var ve bu sanatçılarımız ülkemizde göz ardı edilseler bile, yok edilemezler ki.Sanata çıkarcı politikaları yüzünden zarar verenler yarın o sanatçıların karşısında, yüzlerine bakabilecekler mi…

RICHARD HAMILTON

RICHARD HAMILTON

Sıra bazı diğer sanat kuruluşlarına da gelecek. Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak, öncelikle devlet desteği almış olan İstanbul Modern dosyasının açılımını yapmaya çalışıyoruz ve nedense bir sessizlik ile, yeni yanlışlara imza atılıyor. Oysa tartışarak doğrunun bulunması gerekiyor, bunu da müze yetkilisi veya yetkilileri pek istemiyor anlaşılan…
Müzede neler yapılıyor?

Mike-Nemire-Frequency

Mike-Nemire-Frequency

Çocuklara, öğrencilere kurslar veriliyor.
Ülkemizde bu konuda yurt dışı deneyimli, ödüllü sanatçılarımız da var fakat nedense bunlara ilgi gösterilmiyor, yardım alınmıyor…
Müze üzerinden görsel sanatlarda spekülasyon yapılıyor. Milliyet Sanat Dergisinin Haziran sayısında müzenin tek adamı ilan edilmiş olan ve aynı zamanda dergide yazılarına yer verilen isim, bazı isimleri öne sürerek, spekülasyon yapıyor…
Kendisine sormak gerek, sanatta uzmanlığı nereden geliyor? Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında bir sanat felsefecimiz var. Müze bugüne kadar Prof. İsmail Tunalı’dan da yararlanma yoluna gitmedi ve göz ardı etti…
Ülkemizde iyi kötü görsel sanatlara hizmeti geçmiş ve hala hizmet etmekte kusur etmeyen bazı isimler var ki onları da müzenin çevresinde göremiyoruz. Nerede spekülasyona yatkınlık var ise müzenin orada mı olması gerekir?

bourgeois

bourgeois

Borsada spekülasyon suç sayılıyor da, sanatta yapılan spekülasyon neden suç sayılmıyor? Sonuçta görsel sanatlar alanında da paralar dönüyor ve milyonlarca dolarlık bir pasta var…
Türkiye’nin aylık Bosphorus Sanat gazetesi, spekülasyon ile ilgili bir dosyayı sanat gündemine taşıdı ve Milliyet Sanat Dergisini eleştirdi. Kapsamlı bir araştırma yapılmadan bir, iki kişinin yönlendirmesiyle nasıl oluyor da birileri ön plana çıkarılmak isteniyor? O ön plana çıkarılmak istenen isimler sanat alanında dünyada bir ilki mi başardılar ki bu derece iddialı bir manşet ile gündeme getişriliyorlar. Gençlere her zaman sevgimiz var fakat ülkemde kimin özgün, kimin özgün olmadığını iyice anlamadan bazı isimleri gündeme getirenler önce, dünya sanatında neler yapılıyor onu iyice araştırmak durumundadırlar…
Batı’da yapılanların benzerlerini yapmak görsel sanatlarda hir olmaya yetmez…
Özgün olmayanı, bir yeniyi ortaya koymamış olanı şişirilmiş balon gibi öne sürerek spekülasyon yapmak, sanatçının geleceğine zarar verir, ülkenin sanatı da yıpratılmış olur… Yarın şişirilen balon patladığı zaman da, sanat çevresinin eleştirileri çok ağır olur…
Geçmişte bunları yaşadık ve nedense hep aynı şeyler tekrarlanıyor ve sonunda aynı noktaya geri dönmüş oluyoruz…
bridget-riley

bridget-riley

Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak biz Milliyet Sanat yöneticilerini eleştirmek istemiyoruz çünkü, onlar da henüz plastik sanatlarda nelerin döndüğünden habersiz ve sadece kendi bulundukları yerden görebiliyorlar bu konuyu… Biraz sanatçılara açılabilseler, atölyeleri gezebilseler ve eleştirenler ile bir araya gelerek onları dinleyebilseler gerçekleri daha şeffaf olarak görebileceklerdir…
Yıllardır görsel sanatlar alanımızda bir çarpıklık var ve bu çarpıklık diyalog kurulamamasından ileri geliyor…
Bazı sanatçılar harıl harıl çalışarak önemli işler ortaya koyarlarken, sanatın sosyetesini yaşayanlar ne yazık ki bulundukları köşelerden onları göremiyorlar. Ve bahsettiğimiz sanatçılar kendilerine ulaşmak istedikleri zaman ise, kesinlikle ulaşamıyorlar…
Al gülüm ver gülüm hesabı görsel sanatlarımızda yığınla sanatçı kendi yağlarıyla kavrularak, gözden, dizden uzak olmak zorunda kalıyorlar…

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Sanat adına önemli yazılar döktüren eleştirmenlerimiz, sanat yazarlarımız var onlar da sanatın yeni versiyon sosyetesinden uzak tutuluyorlar.
Medya gücünün yanında köşeleri tutmuş olanlar var… Sessizce götürülüyor işler.
Bakalım İstanbul Modern sanatçılara karşı yaptığı son ayırımcılıktan yüzünün akıyla çıkabilecek mi…
Sanatçılara soruyoruz müzeye 190 yeni iş alınmış: kimsenin haberi yok. Kimsenin atölyesine uğranıldığını, sergisine gidildiğini duymadık… Demek ki yine kendi çevrelerini incelemişler, müzeye yeni işler koymak, yeni isimler seçmek için…
Sayın Bülent Eczacıbaşı önemli bir kuruluşu gerçekleştirdiniz fakat, sizin de olanlardan haberinizin bulunduğunu sanmıyoruz…
Ülkemin sanatçılarına yazık ediliyor yazık!

Adalet Cingöz yazıyor 20 Mart Sabah Gazetesi

Sanat terbiyesinde, birinci plan eleman sanat müzeleridir. Türkiye’de daha yeni yeni kuruluyor. Bana kalırsa, eski/ yeni sanat ustalarının halka sunulamaması, onu, iyi örnekler seyrinden alıkoyar. Yıllarca da bu böyle sürüp gitti. Müzesiz bir toplumun sanat terbiyesine erişmesi imkansızdı. Lakin iyi şeyler oluyor. Bu seneki enginarlar da fevkalade lezzetli. Duyduğuma göre Kasım 2006’da kapılarını açmaya hazırlanan Santral İstanbul müzesinin tertip ettiği konferanslar serisi devam ediyormuş. Beynelmilel kültür sanat dünyası isimleri bu sayede geldi… Guggenheim Müzesi, La Friche la Belle de Mai Projesi ve Tate Modern’den. Bu ayın misafiri ise Centre Pompidou Gençlik Programları Bölümü Başkanı Patrice Chazottes. Fransız Kültür Merkezi’nin desteğiyle, 28 Haziran Çarşamba 18.30’da Bilgi Dolapdere Kampüsü’nde, “Müze ve Genç Ziyaretçiler” başlıklı bir konferans tertip edilmiş. Bu sıralar Rodin’i ağırlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi de bir seri faaliyet içinde. Dünyanın dört bir yanından gelen danışma kurulu üyeleri, yıllık uluslararası danışma kurulu toplantısı için 18 Haziran Pazar günü müzede toplanacaklarmış. Yılda bir kez düzenlenen toplantıda; müzenin gayesi ele alınacakmış. Ama toplantıya maalesef SSM Uluslararası Danışma Kurulu üyelerinden New York Modern Sanatlar Müzesi (MoMA) Müdürü Glenn D. Lowry, New York Metropolitan Müzesi Sergiler Koordinatörü Mahroukh Tarapor, Londra Kraliyet Sanat Akademisi Sergiler Koordinatörü Norman Rosenthal ile meşhur mimar Prof. Zaha Hadid katılamıyormuş. Oysa Zaha Hadid’e ellerimle baklalı enginar yapıp yedirmeyi arzu ediyordum…

Meğer Türkler, Sotheby’s’de güzelce birbirlerini ağırlamış

Sabah Gazetesi’nin ünlü yazarı Adalet Cingöz, Sotheby müzayedesinin perde arkasını yazdı. Aaşağıda Sayın Adalet Cingöz’ün haberi Sabah gazetesinden alıntıdır. Sbah gazetesine doğruyu yayınladığı için teşekkür ederiz kerşke tüm medyamız gerçeklere eğilerek, bizlere yanlış haberler vermeseler!
“Meğer Türkler, Sotheby’s’de güzelce birbirlerini ağırlamış

Adalet Cingöz
07.03.2009

Sotheby’s mezatında Türk alıcıların yoğunluğu gözlerden kaçmadı. Belli başlı yerli galericiler Londra’daydı. İstanbul’da ise Beyaz Müzayede yapıldı ve orada da çekişmeli anlar yaşandı..

Sotheby’s mezatı esnasında telefonla gerçekleştirdiğim canlı bağlantılar neticesinde edindiğim bilgilere göre hiç yabancı alıcı yokmuş! Aşağı yukarı 70 kişilik müzayede mekânında ancak iki İngiliz tespit edilmiş! Bu şimdi şu mu demek oluyor? “Çağdaş Türk sanatı Batıya açılamadı.” Ya da, “Çağdaş Türk sanatında Türkün Türk’ten başka dostu yoktur.” Müzayede sırasında salonda bulunan Türkler arasında Çiğdem Simavi, Zeynep Fadıllıoğlu, Galeri X-ist’in sahipleri Kerimcan Güleryüz ve Dario Beşkenazi, Galeri Elipsis’in sahibesi Sinem Yörük, Galerist’in sahibi Murat Pilevneli vardı. Mübin Orhon’lardan birini koleksiyoner Emin Hitay telefon aracılığıyla alırken, S Concept’in sahibesi Sabiha Kurtulmuş, Bedri Baykam ve Mübin Orhon’un bir eserini telefonla birisi adına almış. Telefonla bütün bu bilgileri edinirken, İstanbul’daki Beyaz Müzayede’de gerilimli anlara tanık oldum. Alaeddin Aksoy’un Zümrüt-ü Anka adlı eseri için Barboros Çağa ve telefondaki alıcı arasında yaşanan rekabet Beyaz Müzayede’deki herkesi bir film izlermişcesine heyecanlandırdı.

ÇAĞA’NIN SABRI TAŞINCA
Bir ara öyle ki soluksuz bir şekilde olan biteni seyreden müzayede konukları, salonu terk eden Barbaros Çağa’yı adeta bir rock konserindeymişçesine bis yapması için geri dönmesini ister gibi alkış tutarak çağırdılar. Sonuçta mutlu son! Alaadin Aksoy’un eseri müzayede izleyicilerinden de destek alan ve esere 60 bin TL sayan Barbaros Çağa’nın oldu. Mezattaki tüm eserlerin satılması ise sanat dünyasını pek şaşırttı. ”

LÜTFEN SİZ DE YORUMLARINIZI BİLDİRİN.

Mizah gibi bir müzayede: Sotheby Türk Çağdaş Sanatı Müzatedesi…

Duygu Yaşam
Sanata gözlüğün tersiyle bakmak sanki ülkemize mahsus…
Popüler olmak belli kulüplere belli kişilere yakın olmaktan geçiyor…
Sanatçım ülke sanat tarihine damgasını vuracak çalışmalar yapmış kimin umurunda ki…
Sanat adına Nişantaşı’nda at koşturuyor ve metro seksüel görüntün ile belli kokteylleri kovalıyorsan geçerlisin… Mutlaka kuracağın ilişkiler seni gaz ile şişirilmiş balon gibi göklere çıkaracaktır…
Havayla sanatta isim yapmak, nedense ülkemde gerçek sanat ile isim yapmaktan daha kolay…
Bilmem hangi yazar bir gün futbol değil de sanat yazıp sizden bahsederse büyük isim olabiliyorsunuz…
Ve biri de çıkıp sormuyor, “kardeşim senin sanat deneyimin, bilgin var mı? Sanatta uzman mısın?”diye…
Dünyanın en önemli müzayede firmalarından biri olan Sotheby İstanbul’da gizlice ofis açıyor ve 4 Mart tarihinde yaptığı müzayedesine sanatçılardan müzayede için işler seçiyor: sadece 3-5 galeri ile görüşerek ve sadece birkaç kişinin önerdikleriyle…
Seçtikleri işlere bakıyorsunuz aralarında sanat dünyasında bir yeniyi çağrıştıran işler yok denecek kadar az…
Seçilenler arasında, Amerika’da, Avrupa’da veya dünyanın başka yerlerinde ün yapmış sanatçıların işlerini anımsatan eserler var…
Veya seçilenler arasında, şimdiye kadar aynı şekilde belki de yüzlerce sanatçı tarafından işlenmiş olan benzer işler var…
Ve Türk görsel sanatları Sotheby müzayedesi ile sözde dünya sanat platformuna açıldı…
20 esere alıcı çıkmamış…
Satılanların çoğunu Türk koleksiyoncuların aldığı rapor edildi…
Acaba “coğu” denilen satılan eserlerin yüzde kaçını ülkemiz insanları satın aldı?
O kadar göklere çıkarılarak yapılan müzayedede acaba hangi işleri hangi fiyatlardan yabancılar aldı? Bunu da bilmek hakkımız…
Kimin aldığı önemli değil, hangi ülke kökenli koleksiyoncular bu işleri satın aldı…
Müzayedenin perde arkasında neler vardı?
Neden bu konuşulmuyor da, medyamız hava atarcasına, 1 milyon 300 bin sterlin satış yapıldığını haber veriyor…
Son yıllarda Güncel Sanat alanında ülkemde hummalı bir faaliyet var…
Sanat fakültelerinde artık resim dersine değil, video çekimine abuk sabuk Enstalasyon çalışmalarına önem veriliyor…
Sotheby müzayedesinde ise, Enstalasyon işler pek ilgi görmemiş…
Dünya sanat platformunda önem kazanabilecek Enstalasyonlar satışa sunulabilseydi mutlaka yabancılar tarafından satın alınırdı…
Alıcılar Türkiye’den olunca, Enstalasyonlar da Sotheby’nin elinde patladı…
Sotheby isteseydi, İstanbul’daki sanatçı atölyelerini tek tek inceler ve seçecekleri işlerin de hepsini, hem de yabancılara satabilirdi…
Birilerinin danışmanlıklarına güvendiler ve zaten amaçları satmaktı, kim almış Sotheby için önemli değildi ve öyle de oldu: ülkemden koleksiyoncular müzayedede eserleri satın aldılar…
Sanıyorum ki ülkemize bu müzayededen döviz getiremedik üstüne de, komisyon ve vergi ödedik…
Sotheby müzayedesi ile ilgili olarak 3-4 ay önce piyasada şöyle bir şaibe dolaşıyordu, “Sotheby Türk çağdaş sanatı müzayedesi düzenleyecek ve bu müzayedede birkaç genç isim ve birileri öne çıkarılarak piyasası yükseltilecek”…
Şaibe bir bakıma doğru çıktı…
Sanki dünya sanat platformuna Türkiye’den Picasso’lar ithal ediyormuşuz gibi konunun üzerine gidildi, şişirildi ve sonuçta balon elde patla: eserler ülkemize dönüyor…
Taner Ceylan adındaki sanatçının resmi, müzayede katalogunun kapağına taşındı ve müzayede boyunca dev ekran ile alıcı adaylarının gözü önünde tutuldu…
Neydi önemli olan bu sanatçının tablosunda, bunu iyice irdelemek gerekir… Kerametinin ne olduğu bilinirse, belki diğer genç ressamlarımıza da bir mesaj verilmiş olur. Genç sanatçılarımız da belki aynı yolu izleyerek, kendilerini Sotheby gibi şirketlerin müzayede kataloglarına kapak yaptırabilirler…
Sotheby uzmanlarına göre fotoğraftan farkı yokmuş resmin. Doğrudur. Çünkü sanatçı hakkında daha önceleri Türkiye’de yayınlanan haberlerde, resimlerini antiskop ile tuvale yansıtarak yaptığı belirtiliyordu…
Yani antiskop ile aile tabloları yapan, fotoğrafı karelere bölerek işleyen piyasa ressamları gibi…
İyi de dünyada bu şekilde çalışan ve fotoğraftan daha fotoğraf resim yapan ressamları saymaya kalksak ömrümüz yetmez… Ülkemizde de bu tür el becerisi ve sabrı olan, fotoğraftan daha fotoğraf yapan ressamlarımızın sayıları hiç de küçümsenecek gibi değil…
Amerika’da, Avrupa’da, Japonya’da ve dünyanın bir çok ülkesinde onlarca yıldan beri, realistik resimler yapılır ve bu resimler foto realistik olarak anılır… Peki Taner Ceylan’ın yaptığının farkı neydi ki, bir anda 80 bin sterline yakın bir paraya satıldı?
Bu resim ile ilgli Sotheby bir başka ilginç konuyu da öne sürüyor: sanatçı kişisel tercihi nedeniyle çok haksızlıklara uğramış ve ülkemizde onun yaptığı resimleri yapmak da bir cesaret işiymiş… Resimdeki ağzı burnu , elleri kan içindeki boksör de sanatçının kendisiymiş ve bu bir göndermeymiş…
Sanatçıyı araştırıyoruz gerçekten yaptığı resimleri ülkemizde sergileyebilmek için büyük bir cesaret ve kişisel tercih gerekiyor… Çünkü, 18 yaşındakilerin görmesinin yasak olduğu resimler…
Müzayedeyi tümüyle negatif eleştirmek haddimize değil: Badri Baykam’ın eserleri bence hak ettiği fiyatı bulmuş. Çünkü, ülkemizde çok bilinen 3 boyutlu bir kartpostal tekniğini büyük boyutlara dökerek resimlerini çalışmış… Diğer bir çok bilinen isimler ülkemizde sanatın gelişmesine katkıda bulunmuş, dünya sanat platformunda yabancıların ilgisini çekememiş de olsalar, ülkemiz için bir değerdirler ve elbette koleksiyoncularımız ülkemiz sanatının duayenleri olarak bilinen isimleri desteklemelidirler. Fakat gönül isterdi ki, müzayede de, yabancı koleksiyoncular da bizim koleksiyoncularımızın gösterdiği duyarlılığı gösterselerdi…
Ülkemde Sotheby’nin farkında olamadığı ne sanatçılarımız var ve keşke Sotheby birilerinin tavsiyelerini değil de iyi bir araştırma ile kendilerinin onaylayabildiklerini seçebilselerdi…
Mutlaka bulabildikleri örnekler arasından bir tercih yapmak durumunda kaldılar…
Bu arada aklımıza şu soru da geliyor: acaba Sotheby’den birileri ülkemize bir mesaj vermek açısından mı seçim yaptılar…
Acaba bu müzayedede en önemli mesaj neydi? Bunu iyi düşünmek gerekiyor…
Veya bir mesaj mı vardı?
Mesela bir inek resmi ve üzerinde yanılmıyorsam Yavuz Sultan Selim profili…
Vajina resimleri adıyla sunulan ve bir çok yabancı ressamın eserlerini çağrıştıran imajlar. Üstelik resimlerin Türkçe adını, Türkiye’de ne sergi afişine ne de kataloğuna koyamazsınız. Veya koyarsanız mutlaka 18+ ibaresini de koymak gerekir…
Yani sanat adına sanatçım pantolonunu cadde ortasında indirse Enstalasyon mu olacak? Ve mesajı ne olur ki… Sadece sansasyon yaratılır o kadar…
Dünya artık seksüel resimlere “baydık” diyor… Milyonlarca örnek var…
Geçmişten beri dış ülkelerde ödül alan filmlerimize bakıyoruz ve mutlaka ülkemizi yeren filmlere ödüllerin verildiğini görüyoruz. Bu durum son yıllarda biraz değişti ve film sanayinde yetişen yetenekli yönetmenler sayesinde filmciliğimiz daha bir prestij kazandı…
Görsel sanatlarımızda da aynı durumu yaşıyoruz diyebiliriz. İlk kez Türk çağdaş sanatı uluslar arası bir müzayede de görücüye çıktı fakat gelin pek düğüne hazır değildi…
ünya sanat platformu ile nikah kıyamadık…
Kına gecesinde biz çaldık biz oynadık. Misafirlerimiz müziği pek anlayamadıkları için de, göbek atamadılar…
Bu arada vajina resimleri satılmamış… Yazık olmuş…
Almayanlar haklı galiba, sen düğün günü gelinin ayıbını açarsan olur mu…
Jason Salavon, Damon Hildreth, Andy Mercer, Mores Rabenstern, De Kooning ilk aklıma gelenler… Bu isimleri Internet’te araştırdığınızda, kimlerin bu sanatçılardan etkilendiklerini veya çok farklı olmadıklarını göreceksiniz…
BU sadece 5 dakikalık bir araştırmada bulduklarımız. Internet’te 3-4 saatinizi verirseniz, ak ile kara yüzün ne olduğunu da iyice göreceksiniz…
Ülkem görsel sanatlarda ilk kez uluslar arası bir müzayede de görücüye çıkıyor, bugüne kadar dünyanın her tarafında çokça görülmüş işlerle…
Demek ki bu sanat dalında bir başkasını takip etmek, kopya etmek veya yaptıklarını başkalarının yaptıklarına benzetmek önemli değil… Kimler piyasasını iyi kuruyor, ilişkilerini, kişisel tercihlerini iyi kullanabiliyorsa, o isimler önemli oluyor…
Veya müzayedelerde çokça yapılan rant arttırma oyunlarıyla, birileri ön plana çıkarılmak isteniyor ve çıkarılıyor da…
Sanat tarihi tüm bunları affeder mi zaman gösterecektir…
Gerçekten özgün olan, yeniyi ortaya koyanlar, Van Gogh gibi önceleri dışlanmış,sonradan da baş tacı edilmişlerdir…
Sotheby müzayedesi bize çok önemli bir ders olmuştur… Bundan sonra genç sanatçılarımız korkmadan yabancı sanat dergilerini karıştırarak onlar gibi resim yapmaya devam etsinler, mutlaka günün birinde ilgi göreceklerdir…
Gerçek sanatçım! sen hiç yorulma ve inancını yitirme, nasıl olsa balonlar şişirenlerin elinde patlayacak ve sen o zaman ki tavrınla, zaten bugün bize ders verdiklerini sananlara gereken dersi vereceksin…

Aşagıdaki 3 resim müzayededen  3 ayrı sanatçının işlerini hatırlatacaktır… Katmanlardan oluşan kent  çalışması Chicago’lu ünlü sanatçı Salovan’a aişt ve Salovan bu eserlerini 200-300 bin dolara yıllardır satıyor ve dünya sanat tarihinde biliniyor… Müzayedeye eserleri konulan ve satılan ressamımızın resimleri ise katmanlardan oluşan yeni çalışmalar olarak Sotheby tarafından duyuruldu. Demek ki Sotheby fazla araştırmadan seçim yapmış…

Çarmıha gerili insan fotoğrafı ne ilk nede son bir çok sanatçı bu konuyu işlemiştir. Yalnız müzayedeye konulan sanatçımızın aynı fikri yansıtan fotoğrafının da hakkını yememek gerek. Samimi olarak söylüyorum o sanatçımız daha iyi kullanmış bu fikri…

İneklerin üzerinde imajlar kullanmak yeni değil ve bu anlamda aysız eser bulabilirsinin bugünekadar yapılmış olan. Acaba sanatçımız inek üzerinde Yavuz Sultan Selim’in ünlü bir ressam tarafından yapılmış resmini photoshop grafiği olarak inek üzerine koyması neyi anlatıyor… Bz çözemedik çözen varsa bize yazabilir…Örneğin inek resmi üğzerinde inek imajını da bir başka sanatçı kullanmış fakat ülkesinin bir değerini inek üzerine aplike etmek herhalde bir ilk olsa gerek… Neyse öyle gösteriyor ki, Batı ilkleri yapacak ve bizim sanatçılarımız da Batı’yı eserlerne taşıdıkça önemli kılınacaklar. Yani Batı’dahn görsel sanatlar anlamında kopamayacakmıyız? Batı’ya gönderme yapan özgün sanatçılarımız yok mu? Elbette az da olsa vardır fakat ne Sotheby nede ülkemizdeki sözde sanat uzmanları onları pek anlayamadıkları için bldikleri Batı kriterlerinden ayrılamıyorlar, hayırlı olsun!

NOT: Aslında müzayededen daha çok örnekler sunabiliriz fakat yanlış anlaşılmasın Sotheby müzayedesini destekliyoruz ülkemiz sanatı için olumlu fakat, şimdiye kadar ülkemiz görsel sanatlar dünyasında meydana gelmiş olan çarpıklıkları Sotheby gibi firmalarla da yaşamak istemiyoruz. Daha samimi, dürüst ve dikkatli olmaları gerekir…
the_loopjason-salavon

Onlar  ilkini yapıyor biz fikri alıp uyguluyoruz. Hangisi özgün acaba...
Onlar ilkini yapıyor biz fikri alıp uyguluyoruz. Hangisi özgün acaba…

İnek ve üzerinde imaj...
İnek ve üzerinde imaj…

Sotheby’s Çağdaş Türk Sanatını Seçme Konusunda Sınıfta kaldı…

Duygu Yaşam

Sotheby’s 4 Mart tarihinde yapacağı Çağdaş Türk Sanatı müzayedesi ile ilgili ilk açıklamasını yaptı ve medyada yer aldı. Nedense sitesindeki listede, müzayedede yer alan 53 sanatçının tam listesini vermemişler… Ffakat bilinenlerden yola çıktığımızda, Türk görsel sanatları belli bir oyunun içine itilmiş ve bu açıkça görülüyor…

Avrupa’da yayınlayacağı katalogun kapağına genç bir Türk ressamının  eserini koyacağını duyuran Sotheby’s,çoğu  ilk defa Batı pazarında görücüye çıkan Türk görsel sanatlarını, Batı esintisi olan ve Batı kopyası işlerle de sunmuş oluyor…

Kapak resmi yapacağı genç sanatçının Gay’leri konu eden porno içerikli realistik resimleri bugüne kadar Amerika ve Avrupa’da çok ca yapılmış örneklerin ötesinde bir şey değil…

İsterse Sotheby’s uzmanlarıyla bu konuyu enine boyuna tartışabilir ve önlerine koyacağımız örnekler kendilerini utandırabilir…

Burada bir gay düşmanlığı güttüğümüz anlaşılmasın, herkesin özel tercihi kendi tercihidir fakat, konu Türk sanatı olunca gönül isterdi ki Sotheby’s daha özgün sanatçıları seçebilseydi…

Oysa özgünlük peşinde koşacaklarına kendi ticari kaygılarıyla, Türk sanatçılarının Batı’dan kopamadıklarını ve Batı’da yapılmış olanların dışına çıkamadıklarını vurgulamaya çalışmaları, kabul edilir bir durum değil…

Sotheby’s  bu müzayedeye, Türkiye’den, Batı özelliği taşımayan fakat çağdaş sanat dünyasında ilgi çekebilecek  çağdaş işler seçebilirdi. Hiç değilse belli çevrelerde yaptığı araştırmanın dışına çıkabilseydi,  dört dörtlük, şaibelerden uzak bir müzayede yapabilirdi.

Fakat ne  yaptılar? 20’li yaşlarda bir bayanı katalog sorumlusu yaparak Türkiye’ye gönderdiler ve görsel sanatlar sosyetesinin dışına çıkamadı o genç bayan…

Sadece İstanbul’da  birkaç yüz sanatçının atölyesi var. Acaba hangi atölyeyi ziyaret ettiler…

Akıl aldıkları çevreler belli ve zaten  Türk çağdaş sanatına fayda sunacak bir amaçla gelmedikleri de, belli oluyor…

Sotheby’s de bu seçimi yapanların başında bulunan kişinin yaşı 35 elbette ki bu yaşta biri ülkemiz kökenli olsa  bile geçmişten bu yana Türk görsel sanatları içerisinde nelerin yapılmış olduğunu ve bugüne nasıl gelindiğini bilemez. Ayrıca İstanbul’da bulundukları sırada, özel davetler  ve sosyetik sanat piyasasının dışına çıkamadıkları için de araştırmaya fırsat bulamadılar…

Yani şimdi Sotheby’s tarafından seçilenler mi ülkemizdeki değerli sanatçılar? Onların seçtiklerinin dışında kalanlar sanki işe yaramazmış gibi gösterilemeye çalışılıyor…

Türk çağdaş sanatı İslam sanatları çerçevesinde sunuluyor Sotheby’s tarafından. Gay’lerin resmedilmesi hangi çağdaş İslam sanatıyla çakışıyor… Ayrıca dünya sanatı içerisinde değerlendirildiğinde hangi işlerle hangi ilklere imza atılıyor?

Kopyaların kopyalarını önemli diye kılmak, tekrarın tekrarını tekrar popüler etmeye çalışmak hangi mantığa sığıyor…  Onlarca yıldır yapılmış işlerin tekrarını kapağa taşımak konusu ise hangi oyunun planlandığını açıkça ortaya koyuyor…

Ellerini vicdanlarına koyarak yanıt versinler, seçtikleri içinde dünya sanat platformunda özgün kılınabilecek kaç iş var? Hangi çağdaş mantıkla değerlendirdiler…

Körler sağırlar birbirini ağırlar lafını Sotheby’s bu müzayede projesiyle ortaya koyuyor…

Başka bir genç ressam seçmişler, müzayedeye konulan eseri bir manzara çalışmasının ötesinde değil… 21 Yüzyılda 20’li yaşlarda bir ressamın manzarayı aşamayan eseri hangi kriterle değerlendirildi…

Daha hepsini görmedik seçtiklerinin ve bekliyoruz.

Türkiye için çok önemli bir şeymiş gibi gösteriliyor bu müzayede. Elbette hakkıyla yapılsaydı önemli olurdu fakat, şu anki duruşuyla, sanki belli bir çevrenin oyunuyla düzenlenmiş ve belli kişilere ve Sotheby’s e para kazandıracak nitelikte… Bu arada sanat çevresinde yaratacağı stres de cabası…

Yurdum medyası: görsel sanatlar ile ilgili uzmanları yok sadece kendilerine gelen basın bültenlerini şişirerek yansıtıyor. Yurdum sanatçısı sahipsiz, köşe başlarını tutmuş bir takım isimlerin umuduna kalmış. Çeteler sarmış etrafını ve sanki özel bir kulüp oluşturmuşlar ve üyesi değilseniz dışarıda kalırsınız…

Fakat yanıldıkları bir durum var: gerçek sanat ve gerçek sanatçı yok olmaz, onları yok etmeye çalışanlar silinirler…

Bugün dünya sanat tarihinin göbeğinde bulunan bir çok isim de zamanında bu tür oyunlara getirilmiş fakat zaman haklının lehine çalışarak, taşların yerine oturmasını sağlamıştır…

Sotheby’s şimdiye kadar Türkiye’den değerli halıları, tarihi eserleri bir şekilde müzayedelerine taşımış ve büyük paralar kazanmıştır… Sayelerinde ülkemizden birçok tarihi sanat eseri de müzayedeleri için yurt dışına çıkarılmıştır ve bunu herkes biliyor. Halılarımızı ve tarihi eserlerimizi seçmeyi iyi biliyorlar fakat çağdaş Türk sanatını seçme konusunda sınıfta kaldılar…

 

Sothbye Çağdaş Türk Sanatı Müzayedesi ve şaibeler…

Duygu Yaşam

Hangi konu yok ki ülkemde üzerinde oyunlar oynanmasın? Siyaset, ekonomi, sağlık. Saymakla bitmez…
Ve sanat dalında da ülkemde süre giden oyunlar hiç bitmiyor…
Sothbye dünyanın en prestij müzayede kuruluşlarından biri…
4 Mart 2009 tarihinde Çağdaş Türk Sanatı konulu bir müzayede tertipledi.
Müzayedenin sergi yeri İstanbul, müzayede Londra’da yapılacak…
Bu da gösteriyor ki, alıcılar ülkemizden olacak… Yoksa sergi Londra’da yapılabilirdi…
Bu müzayede ile ilgili şaibeler ülkemizde aylar öncesinden konuşulmaya başlandı: bu müzayede de birkaç isim üzerine yatırım yapılacağı ve belli isimlerin ön plana çıkarılacağı söylentileri…
Sothbye’den sızan haberlere göre, müzayedeye genç isimler seçiliyor. Yani eskiler sanki bir tarafa atılmış ve ülkemde sanat sanki yeniden kuruluyor…
Seçilen bir eser ile ilgili duyum alınca şaşırdık, Batı’da binlercesine rastlayacağımız resimlerden farkı yok. Neden seçmişler anlam veremedik…
Belki de öne çıkarılacak birkaç ismin yanı sıra eşantiyondan bir şeyler konularak, öne çıkarılacak isimlerin gölgede kalmaması sağlanmış olacak…
Türk resmi diye bir konu henüz dünya sanat arenalarında bilinmiyor. Belki de merak da uyandıracaktır bu müzayede. Fakat, sergilenecek olan eserlerin Batı’da yapılanların ya kötü versiyonları olduğu ya da özgün olmadıkları ortaya çıktığı zaman ne düşünülür, zaman bunu gösterecektir.
Orta Doğu ülkeleri için yapılan Sothbye müzayedelerini incelediğimizde, o ülkelerin de Batı’yı aşamadıklarını görürken, hiç değilse kendi coğrafyalarına ait özgün sayılabilecek yapıtlara da rastlayabiliyoruz…
Bir zamanlar Japonya’da açılan çağdaş Türk resmi sergisini Japonların sabırsızlıkla bekledikleri ve sergi açıldığında ise, “bunları neden getirdiniz, bizde ve Batı’da bunların alası yapılıyor. Oysa biz Osmanlı’nın torunlarından özgün çağdaş işler beklerdik” dedikleri bugüne kadar dilden dile dolaşmaktadır. Geçmişten belli ki ders almamışız ve şimdi de Sothbye müzayedesinde aynı durumbelki de tekrar yaratılmış olacak…
Sothbye önce bu müzayedeye seçeceği işlerin hangi kriterlere göre seçildildiğini detaylarıyla açıklamak durumundadır. Birilerinin ön plana çıkarılması kaygısı var ise bunun üzerine gidilmeli ve oyunlara gelinmemelidir…
Sothbye’de yakın zamanda 3 milyon dolara satılan Osman Hamdi resminin alıcısı açıklanmadı. Alıcı açıklanmayabilir fakat, alıcının milliyetinin açıklanmaması nasıl izah ediliyor? Belli ki o resim bir Türk alıcıya gitti…
Biraz para saçarak ve oyunlar sergileyerek her ismi ön plana çıkarabilirsiniz fakat, resim sanatında, görsel sanatlarda kriterlerin göz önüne alınması önem kazanmaktadır. Bir sanatçının neden değerli olduğunu, ortaya koyduğu eserlerin yenilikçi olması ve de sanatçının yaşadığı ülkeden çağdaş sanat dünyasında da ilgi çekecek bir sentez taşıması önemlidir. Eğer bu kriterler göz önüne alınmıyor ise ve bu kriterlere uyulmuyorsa, ne değer taşır ki…
Ülkemde Hollanda asıllı ressam Willem De Kooning versiyonu işler her adımda önünüze çıkıyor ve Sothbye bu versiyon işlere de ilgi gösteriyor söylentileri kulağımıza geliyor. Acaba , “Türkler ne güzel kopya edebiliyor” dedirtmek için mi bu tür işlerle çağdaş Türk müzayedesi düzenliyor…
Bir ülke adına çağdaş müzayede düzenleniyorsa o ülkenin sanatının çok iyi araştırılması ve o ülkede yapılmış olan yeniliklerin de iyice bilinmesi gerekir. 20’li yaşlarda bir temsilci seçerek ülkemizden müzayedeye işler toplamak amatörce bir davranıştır…
Belli ki Sothbye bu müzayedede sadece kazanacağı parayı düşünüyor yoksa ülkemizin sanat imajına belli bir katkıda bulunmak isteseler, kılı kırk yarmaları gerekirdi…
Birileri bir ömür harcasın sanata ve yenilere imza atsın siz gidin, kendinize benzeyen, sizlerden kopya edilmiş işlere özen gösterin…
Sothbye yöneticileri kardeşlerimiz, o müzayedeye koyacağınız her işin hesabını da çok iyi vermek durumundasınız. Türkiye büyük ülke ve ucuz oyunlar geç de olsa su yüzüne çıkar ülkemde…
Sonra size sorarlar, kriterleriniz neydi? diye…
Eleştiri müesseseleri vardır, dünya sanat kritikçileri vardır, konulur onların önüne seçtiğiniz işler ve gerçek ortaya çıkar…
Ayrıca Sothbye kurumu iyice araştırıldığında ise, Batı kökenli olmayan ülkeler adına tertip edilmiş müzayedelerde, daha çok Batı’dan esinlenimiş, kopya edilmiş eserlerin yer aldığını görüyorsunuz…
Umarız Sothbye konuyu çok daha iyi gözden geçirir ve kuruluşun adına yakışır bir tavır ortaya koyar. Yoksa, bu defa eleştiri müessesesi Sothbye firmasını rahat bırakmayacak ve sürekli soracaktır, “neden?” diye.

Görsel Sanatlarımız Üzerine

Ülkemizde görsel sanatlar alanında yaşanan çarpıklıklar, artık bu konuda bir şeyler yapmanın zamanı geldiğini ortaya koymuştur.

Kimse gücenmesin…

Sanat konusunda nasıl ki her önüne gelen kendisine “sanatçı” ünvanını veriyorsa, bu blogumuzda, kimin gerçek sanatçı, kimin aldatmacı vede kimlerin sadece kitaplar, dergiler ve Internet ortamından topladıklarıyla sanat dünyamıza sızmak istediğini açıkça ortaya koymak istiyoruz. Ve bu konuda duyarlı sanatçılar, sanat severler, koleksiyonerler, müzeciler ve de galerilerimizi blogumuza davet ediyoruz. Gelin birlikte tartışalım ve gerçeği birlikte ortaya koyalım.

Bu blogda yer alacak olan eleştirilere yanıt hakkı doğduğunu hissedenler her şekilde küfür içermeyen yanıtlarıyla gelebilirler.

Bu konuda giderek daha da fazla bilgi vereceğiz.