BÜŞRA ÖZKARDAŞ’IN YANGINLARI KONU ALAN ÇALIŞMALARI, DÜŞÜNDÜRÜYOR…
Genç sanatçılarımızdan Büşra Özkardaş’ın yanan ormanlarımız ile ilgili çalışmaları, düşündürürken, duygulandırıyor.
Ülkemizde ormanlarımız cayır cayır yanarken, herkes gibi sanatçılarımız da bir taraftan sosyal medyada duygularını dile getirirken, bir taraftan da gelecekte bu günleri hatırlatacak eserler üretmeye devam ediyorlar.
Büşra Özkardaş, sosyoloji çıkışlı bir genç sanatçımız. Ormanların, ağaçların yaşamda nasıl önemli olduğunu sanatıyla anlatabilmek adına, yapraklar ile yaptığı resimleri için, “Yangından kurtardığım yapraklar ile yarınlara kalıcı bir mesaj bırakmak istedim.” diyor.
“Sanatçı aynı zamanda tek başına bir sivil toplum kuruluşu gibidir, hisseder, yaşar ve hissedip yaşadıklarını mesajı ile topluma aktarır ve benim de yaptığım budur. Ormanlarımızda yanarak yok olan canlıları ve canların nasıl yandığını unutmamak gerek. Bir can canlı olarak nasıl yanar, düşünmesi bile korkunç. Yangın sanki bin başlı canavar, birini yok ediyorsunuz, öteki çıkıyor. Ülkemizin ormanlarını yok etmeye yönelmiş kötü niyetlilere, sanki taşeronluk yapıyor yangın canavarı.” diyerek duygularını paylaşan, Özkardaş, çalışmaları ile yapacağı online sergi için, yangınların son bulmasını bekliyor.
YAPRAK YAPRAK DÖKTÜK GÖZ YAŞLARIMIZI
Yine de sönmüyor içimizdeki yangın…
Yanmak nedir bilir misiniz
Siz hiç yandınız mı
Ciğerleriniz yandı mı
Hem de cayır cayır…
Şu anda Ağustos ayının beşinci günü
Yangın sekiz gündür devam ediyor.
Ve bir inek yarısı yanmış
Can çekişiyor…
——————————————————————
Büşra Özkardaş’ın konu ile ilgili bazı çalışmalarından:
O genç bir görsel sanatçı. Eserleri, koca bir hayal dünyasıyla gerçeklerin kesiştiği noktada patlayan birer protest bomba sanki; Önceki resimlerinde kullanmış olduğu ağ imajı, sanatçının protest felsefesini sanatının ilk dönemlerinden belirlerken, kapitalizm dünyasının, toplumları nasıl kontrol ettiğine de bir gönderme yapıyordu. Esra farkında mı bilmem fakat, sanatçının içgüdüsel olarak ortaya koymuş olduğu eserlerindeki anlamlar, onun içinde tuttuğu çığlıklarının birer yansıması olarak tanımlanabilir.
Sanatçının çevresindeki neşeli davranışları, sanat dünyasındaki ünü ile eserleri arasındaki bağ ilk anda anlaşılmayabilir fakat gördüğü eseri iyi okuyabilen birinin, onun sanatındaki protest mesajlarını ve toplumu, yine toplumun şımarık fantezileri ile eleştirdiğini görebilir. Sakız şişiren genç kız figürleri her ne kadar, sevimli şımarık bir kız imajı verse de, gözlerdeki anlamlar, sanki genç ve alımlı bir kız olmanın, belirli kesimlerden kaynaklanan baskıya, bir isyan olarak tanımlanabilir.
Aslında sanatçının bu eleştirel yaklaşımlarının ne kadar doğru olduğunu, her gün televizyonlarda izlediğimiz haberlerden de biliyoruz. Burada Esra’nın sanatsal yeteneği, eleştirel bakışını bir sentezler dizisi şeklinde vermiş olması ile belirlenmiş oluyor.
Dudağını ısıran bir genç kızın sadece dudağını imaj olarak ortaya koyması, utangaçlıkla aynı zamanda yaşanan rahatsızlığın bir simgesi olarak karşımıza çıkıyor ve düşündürüyor.
Dudaklar ile dişlerin arasında şeker, çikolata bulunan çalışmaları ise, eleştirel yaklaşım sergileyen kesimlere sanki umurumda mı dünya mesajı veriyor ve Esra Meral’in hemen her çalışmasında ortaya koyduğu bilinç altı veya maksatlı yaklaşımları, onu günümüz sanat anlayışında, çağdaş bir platforma koymaya yetiyor. Jeff Koons ile başlayan fakat biblo türü figürler ile görsel bir şölene dönüşen akım, Esra Meral ile protest bir anlam kazanıyor. Esra Meral günümüz çağdaş sanatını çok ince mesajlar ve espriler ile süsleyerek, gerçek bir sanat örneği ortaya koyuyor.
Bir düş dünyasında sın … Etrafında çakıl taşları ve önünde ya koyu bir karanlık veya bir yerlerden sızan ışık… Fakat yalnızsın, tüm ihtişamına karşın çakıl taşlarının ve şiirsel atmosferin, yalnızsın ve yalnızlığın senfonisi kulaklarında çınlamaktadır… Belki de sanatçı kendi içsel yalnızlığını, çevresel tedirginlikleri, insanların acımasızlığını ve dünyadaki acılar çeken çocukların açlığını, kadınların çaresizliğini unutabilmek için resimlerindeki bu düş dünyasına sığınmaktadır… Çünkü Siret Uyanık’ın ısrarla vurguladığı bu düş dünyasına baktığım zaman bende uyanan duygular, mutlaka sanatçıda daha da uç boyutlardadır ve şiirselliğin gücünü, gerçeklerle, düş dünyasını bir çizgi şeklinde ayıran bu kendi dünyasında ortaya koymaktadır…
İşte gerçek sanatın gizemli yanı da budur… Yoksa iki çizgi çizip arasını boyamakla sanat olmuyor, mutlaka yaptığınızı yaşamalı ve kendi felsefeniz ve duygularınız, yaşamış olduklarınız ve düş dünyanızla bir arada vurgulamalısınız…
Eserlerindeki renk kombinasyonu, derinlik felsefesi ve verdiği gizemli mesajları ile Siret Uyanık, ülkemiz görsel sanatlarında izlenmesi gereken bir değerdir…
Türkiye’de sanat piyasası biraz garip işliyor. Sanata yatırım yaptıklarını sanan bazı insanlar, aslında sanata değil yaratılmış olan şaşırtıcı gerçek dışı algıya yatırım yapmış oluyorlar ve bu böyle olunca da, son gülen yine yanılanlar değil onları yanıltanlar oluyor. Bir sanat eseri nasıl olmalı ki yatırım yapılabilsin? Bu soruyu düşünmeden sanata dalan sözde koleksiyoner ve sanat yatırımcılarına tavsiyemiz, önce okusunlar, araştırsınlar iyice bilgilendikten sonra kararlarını versinler. Hoş sadece bir eseri kopya da olsa sahte de severek almak isteyenler bu tavsiyemize kulak asmasınlar zaten onların da sanattan bir beklentileri olmadığı için, sorun olmaz. Bir sanatçı sadece eser satabilmek için üretiyor ve ürettikleri ile ortaya bir yenilik koyamıyorsa o sanatçı gerçek sanatçı olmaya soyunmamış demektir. Gerçek bir sanatçı olabilmenin savaşını veremeyen tipler, başkalarının yaptıklarından nemalanmak için işin kolayına kaçar ve taklitçiliğe yönelirler. İşte ülkemiz de bu tür taklitçilerin cenneti olmuştur çünkü, taklit eserlere para yatıranlar sanatı desteklemiş olmuyor, gerçek sanatın ülkede yer bulmasına zarar veriyorlar. Kendini bilen, sanatı anlamaya çalışan ve görsel sanatlar konusunda neyin doğru neyin yanlış olduğunu öğrenmek isteyenler, Bize ellerindeki dokümanlar ile gelsinler, kendilerine öğrenmek istedikleri sanatın, sanatçısının nerede olduğunu, hangi sanatsal değerler ile tanımlanacağını açıklamalarıyla verelim ve istediği yabancı bir uzmana da bizim verilerimizi sunsunlar aynı açıklamayla karşılaşacaktır, o kadar da iddialıyız.
Akbank Sanat yayınlarından çıkan Hasan Bülent Kahraman’ın yazmış olduğu, Türkiye’de Çağdaş Sanat adlı kitap, Türk görsel sanatları için yok hükmünde sayılabilecek, araştırmasız, mesnetsiz bir kitap olarak kalacaktır belleklerde, eğer hatırlanabilirse…
Kitabın fihristine bakıyorsunuz, ne alaka… Yani böylesine iddialı bir ad taşıyan kitapta en azından kopyacı olarak tanınan sanatçı olmaz…
Söylemek gerekirse tam bir Hasan Bülent Kahraman stili çağdaş sanat kitabı olmuş… Tebrikler Hasan Bülent Kahraman…
Hasan Bülent Kahraman’ı bir de şu özelliği ile tebrik ediyoruz;
Yücel Dönmez’e kitabında yer vermemekle çok iyi etmişsin… Yahu kalkmış bir çok ilkleri ben yaptım çağdaş sanatta diyor. Hani bir Türk asıllı sanatçının dünya görsel sanatlarında bir ilki yapabileceği inandırıcı olsa yiyeceğiz de yok ki.
Yani bu Dönmez Türkiye’nin ilk çağdaş sanatçısıyım diyor da kafamız karıştı; yani 1968 yılında dünyada kar üzerine ilk defa resim yaparak TRT de yer almak görsel sanatlarımızda bir ilkse, elbette ki çağdaş sanatlarımızda da bir ilktir diyebiliriz…
Veya, 1974 yılında Kaçkar dağlarının Altıparmak vadisinde yaptığı 11 kaya heykel çalışması da, Doğa Düzenlemesi adıyla sunulduğu ve Milliyet sanat Ocak 1975 sayısında Zeynep Oral imzasıyla yer aldığı için de bu etkinliğe ülkemizin ilk çağdaş sanat etkinliği denilebilir herhalde…
Çünkü ne hadsizlik ki bu sanatçının yaptığı, düzenleme sanatı (enstelasyon) aslında dünyadaki sanat etkinlikleri içinde 90’lı yılların ortasına doğru yer aldı…
YIL 1974 VE BU ETKİNLİK BİZİM SANAT OTORİTELERİNE GÖRE(!) ÇAĞDAŞ SANAT DEĞİL…
Yani Yücel Dönmez’in 1974 yılında düzenleme etkinliği yaparak dünya sanatının önüne geçmesi hadsizlik değil de nedir… Kalkmış dünyada bir ilke soyunmuş ne alaka… Üstelik, etkinliğin adına Doğa Düzenlemesi diyerek, dünyada düzenleme sanatı adıyla bir etkinliğe imza atan ilk sanatçı olmuş, ayıp etmiş valla…
Sonra Yücel Dönmez, 1975 yılında Galeri Veb’de açtığı sergisinde, fotoğraf üzerini yağlı pastel ile kaplayarak, jiletle kazımış ve boya altından çıkan görseller ile bir armoni yaratmış ve de sergiyi gezenler, ayıplamışlar yani güzel sanatlar bitirmiş birinin fotoğraf üzerinde müdahale ile sanat yapması da ne demekmiş. Alır eline fırçayı yağlı boya ile tuval üzerine çalışırsın olur sana sanat… Oysa o tavır da Yücel Dönmez’in bir başka hadsizliği olmuş çünkü o yaptıkları daha bugünlerde yapılıyor… Sana mı kalmış sanatta 20-30 yıl sonrasına soyunmak…
Sonra Kuzgun Acar Yücel Dönmez’e bir akıl verir, “Oğlum çık git Amerika’ya nasıl olsa gitme olanağın da var. Burada kalırsan bir gün deli diye tımarhaneye atacaklar üzüleceğiz. Kuzgun’un söylediği yarı şaka fakat ciddi bir tavsiyeydi. Dönmez o tarihlerde Babı_Ali’de gazetelerde çalışıyor yanı sıra da sanatını yapıyordu. Yağlı boya patates baskıları ile yaptığı resimlerinden 6 adeti bugün, Chicago’da Truman Üniversitesi koleksiyonunda… Yine o tarihlerde ille de yeni bir teknik ortaya koyacağım diye araştırmalarını geleneksel sanatlarımız üzerinde yoğunlaştıran Yücel Dönmez, geliştirdiği tekniğinin ilk örneklerini ortaya koydu. 1980 yılında Amerika’ya gittiğinde, Chicago’da ve civar kentlerde sanat etkinliklerini sürdürdü… Bu arada geliştirdiği tekniği iyi bir duruma gelmişti ve karşısına çıkan bir şansla, 1987 yılı Temmuz ayında The Art Institute of Chicago müzesinde mini bir sergi ve 12 gün süren performanslar yaptı. İşte burada yaptığı etkinlik ile, Yücel Dönmez dünya görsel sanatlarına yeni bir tad getirdiği için, ulusal televizyonda yer aldı ve Chicago’s Very Own ünvanını aldı (WGN national TV.).
Dönmez yine bir ayıba yol açmış ve dünyada görsel sanatlarda bir ilki ortaya koyarak, hadsizliğini sürdürmüştü. Elbette hasan Bülent Kahraman araştırma yapmadığı için, bunları bilemez ki. O sadece Yücel Dönmez ile Kars’ın aynı mahallesinde dünyaya gelmiş bir hem şehridir başka bir şey değil ki…
Yücel Dönmez dünya görsel sanatlar platformuna getirdiği teknik ve üslubuyla Amerika’da gazetelerde yer alıp televizyon kanallarında boy gösterirken, sanırım Bülent Kahraman New York’ta öğrenim görüyordu… Ve araştırmadığı için de bir Türk asıllı sanatçının dünya görsel sanatlarında yenilikler yaptığını, enstelasyon kavramını ilk kez etkinliğinde kullandığını nereden bilecekti ki…
Bizim çağdaş sanat seçici(!) kafalara göre bu etkinlikte çağdaş sanat değil 🙂
Art Intitute of Chicago sergisinde Yücel Dönmez’in hem Doğa Düzenlemeleri hem de Kar Resmi müzenin yayınladığı bilgilerde önemle yer aldı ve dünyada kar üzerine resim yapan ilk sanatçı olduğu da belirtildi… İşte Hasan Bülent Kahraman herhalde, Türkiye’deki bazı sanat adamları gibi, Yücel Dönmez’i Türkiye’nin sanatçısı saymamış… Oysa Yücel Dönmez’e Amerika’da müze sergisinde, adını değiştirmesi ve bir Amerikan ismiyle anılmasının sanatta daha verimli olacağı söylenirse de Dönmez kabul etmez…
Yıl 1988 Yücel Dönmez santta neler olup bittiğini günü gününe takip ettiği için, dijital sanata ve video enstelasyonlara ilgi duyar ve ilk iş olarak bilgisayar sistemini kurup Corel Draw programı ve maus ile elektronik ortamda eserler üretmeye başlar. Bu yüzden ona Chicago’nun ilk dijitalcilerindendir de deniliyor…
2001 yılına kadar dijital kolaj resimler yapan ve gif formatında videolar hazırlayan Dönmez, Berlin Dünya Elektronik fuarında Vestel firmasının sponsorluğu ile video enstelasyonlarını sergiler… Yine aynı yıl Ankara’da Zerdüşt galeride kişisel dijital-kolaj resim sergisi açar… İşte burada da yine hadsizlik etmiş, dünyada kişisel olarak ilk dijital-kolaj resim sergisini açmıştır… Chicago Çağdaş Sanatlar Müzesi küratörleri, o tarihte henüz müzelerin bile dijital resim sergilerine yer vermediğini bir mektupla Yücel Dönmez’e belirterek, şaşkınlıklarını dile getirdiler.. Yani Yücel Dönmez aynı zamanda Türk asıllı bir sanatçı olarak ülkemizin de ilk dijital-kolaj sanatçısıdır, hadsizliğe bakar mısınız yine bir ilk.
Kamusal alan ilkleri.
Yahu bu Yücel Dönmez’in hadsizlikleri bir türlü bitmiyor ki, baksanıza “kamusal alana ilk orijinal dijital-kolaj sanat eserlerini Türkiye’de ben koydum” diyor… Taksim Füniküler istasyonundaki trenin tünele girdiği kısmın üzerine 2006 yılında 5 metrekare bir İstanbul sentezi, 2008 yılında ise, yine metronun Şişhane-Kasımpaşa girişindeki bölgeye, 22 metrekare Modern Türkiye sentezi, 15 er metre kare de Bizans, Osmanlı ve Fetih sentez çalışmalarını dijital-kolaj olarak koydu ve hala bu eserler güncelliğini korumaktadır…Şimdi diyeceksiniz ki böyle bir sanatçıya neden ülkemizde şapka çıkarılmıyor… Biz de diyoruz ki, ya şapkaları yoktur veya, kör gözüme parmak misali… Daha bitmedi, Altunizade metro istasyonunda metrobüs girişindeki 100 metrelik salonda, her biri 25 metre kare Yücel Dönmez çağdaş resim çalışmaları yer alıyor. Ve tanıtıcı levhalarda da bu sanatçının neden eserlerinin metroda o boyutta yer aldığı da belirtilmiş… Şimdi Hasan Bülent Kahraman bunları nereden bilecek ki, onun sanat fuarında Japon ressam Tadasuka Kuwayama vari bir resmin önünde poz verdiği zamanki mutluluğunu hep hatırlıyorum…
Hasan Bülent Kahraman aslında bilebilseydi yanılmazdı da…
Öff be yoruldum yaz yaz ne oluyor… Daha yazsam sayfalarca yer tutacak ve editör yer vermeyecek yazıma… Bundan sonrasını Avrupa’da ünlü bir sanat eleştirmeninin Yücel Dönmez hakkında yazdığı kitap yayınlanınca yeniden belki yazarım, çünkü Yücel Dönmez’in hakkında Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeninin yazdığı kitap, Yücel Dönmez’e hadsizlik açısından tavan yaptıracak 🙂 J
EDİTÖRÜN NOTU; ülkemiz görsel sanatlar platformunu oluşturan, her kesimin ayıbıdır bu. Bir Türk asıllı sanatçı dünya görsel sanatlarında çağdaş yeniliklere imza atıyor ve yabancı ülkelerde onun bu yaptıkları önem görüyor fakat ülkemizde, ülkemizin çağdaş sanatının anlatıldığı kitapta es geçiliyor. Neden mi derseniz tamamen kıskançlıktan diyebiliriz. Çünkü Yücel Dönemz Amerika’da dünya çapında da bilinen sanat literatürlerinde yer aldı, Avrupalı ünlü bir sanat eleştirmeni, Yüzyılımızın optik sanatta özgün temsilcisi olarak yorumladı, eserleri ülkemizdeki bazı sorumsuzluklar nedeniyle çalındı, dolandırıldı ve sanatçımız Amerika’ya dönene kadar ülkemdeki gerçek sanat koleksiyonlarına bıraktığım eserlerim benim kazancım olacaktır diyerek, ülkesine daha çok eser bırakmak için çaba harcadı… Yücel Dönmez sanat yoluna çıktığında amacının dünya sanat tarihine kalmak olduğunu vurguladı ve bugüne kadar hep concept işler yaparak, görsel sanatlara yeni tadlar getirmeye çalıştı ve biz bunu hakkıyla başardığını da görüyoruz… Akbank gibi bir müessese sanata yatırım yapıyorsa, ülkeye kalıcı yarar sağlamayacak uğraşılar yerine, Yücel Dönmez gibi sanatçılarımızı dünyaya sunmaya çaba gösterse, inanıyoruz ki, Türkiye’den de dünya sanat tarihine damgasını vuaracak sanatçı çıkacaktır.
Görsel sanatlar piyasasında süregelen sahtekarlık, çalıntı eser toplamak, dolandırılan sanatçıların eserleri üzerinden kazanç elde etmek, müzelerden çalıntı eser pazarlamak, sahte eserler ürettirmek derken, Letgo’da sanat eserleri satıcılarını da görmeye başladık. Devrim Erbil’in 50 B,in TL ye satılan boyda bir tablosu Letgo da 4500 TL satışa çıkarıldı. Üstelik telif hakları yasasına göre, Letgo satış platformunda profesyonel sanatçının izni olmadan, eserinin görseli ile satışa konulmaması gerekiyor… Aslında bu durum tüm müzayedeler için de böyle olmalı fakat ne hikmetse sonradan müzayedecilerin baskısı ile kanundaki bu durum müzayedeler hariç tutularak değiştirilmiş deniliyor… Eğer böyleyse, kanun yapıcılar sanatçılara karşı telif haklarını gözardı ederek, hukuksal bir yanlışı onaylamışlardır diye düşünüyoruz
Bu konu yalnız Devrim Erbil ile de ilgili değil, çeşitli sanatçıların zaman zaman eserlerinin bu ikinci el sitesinden satışa çıkarıldığı biliniyor… Yani sanatçı sanki mutfak malzemesi üretiyor da ikinci el piyasası bit pazarı mantığıyla pazarlanabiliyor… Bu mantığı bazı müzayede firmaları da yapmakta olup onlar ile ilgili de hukuki bir araştırmanın sürdüğünü buradan belirtebiliriz… Çünkü ortada bir kariyer meselesi vardır ve sanatçının kariyeri bulunduğu ülkenin de sanat açısından prestijidir., Bu prestiji üç kuruş kazanmak uğruna bit pazarı mantığı ile ayaklar altına alarak sanatçıya zarar vermek, kimsenin hakkı ve haddi değildir… Hele de sanatçıya eserlerine sahip çıksaydın lafını kullanarak ne mene bir müzayedeci ve galerici olduğunu ortaya koyan şahsiyet ise, (İsmi bizde saklı şimdilik.) bu lafıyla, sanki ‘ben ucuz bulduğum her sanat eserini sorgulamadan satın alırım, isterse çalınmış olsun beni ilgilendirmiyor’ demek istiyor ve çalıntı bir malı almanın da satmanın da suç olduğundan haberi yok galiba…
Letgo duyarlı bir firmadır ve sanatçının müracaatı ile bu tür satışlara izin vermeyecektir ve bununla ilgili geçmişten emsal bir konu olduğunu da biliyoruz…
Şimdi inanıyoruz ki Devrim Erbil’de konunun üzerine gidecek ve gereken yapılacaktır.
NUR KOÇAK VE VAHAP AVŞAR’IN YÜCEL DÖNMEZ’İN FOTOĞRAFLARINI İZİNSİZ KULLANMALARI GÖRSEL SANATLAR PİYASASINI KARIŞTIRDI.
Art4Critic
Görsel sanatlarda kavramsal takılacağız diye bazı sanatçılar sorumluluklarını aşan uygulamalara girerek, hem sanatın etik kurallarını çiğnemiş oluyorlar, hem de bir başka sanatçının üzüntüsüne yol açabiliyorlar.
Konu Yücel Dönmez ile ilgili; Dönmez’in 19070’li yıllarda çektiği fotoğraflarının, ülkemizin iki bilinen sanatçısı tarafından, sorumsuzca, izinsiz olarak kullanılması geç de olsa ortaya çıktı ve şimdi bu duruma ne yanıt verilecek merak konusu olmaya başladı.
16 cı İstanbul Bienalinde Nur Koçak sergisi ve sergide kullanılan Yücel Dönmez fotoğrafları. 2011 yılında Vahap Avşar tarafından New York’da Charles Bank Galleryde açılan sergide kullanılan aynı seriden fotoğraflar.
Telif hakkı Yücel Dönmez’de olan ve zamanında And kartpostal firması tarafından basılmış kartpostalların, Nur Koçak ve Vahap Avşar adında kavramsal sanatta bilinen iki isim tarafından izinsiz olarak kullanılması ve satışa sunulması görsel sanatlar konusunda bazı sanatçıların ne derece dikkatsiz olduklarını da ortaya koymaktadır.
Düşünün bir kere, siz fotoğrafta bulunan mankenleri bir araya getiriyorsunuz, mekanı saptıyor ve fotoğrafları çekiyorsunuz. Amacınız o yılların sevgi, aşk üzerine duygularını yansıtabilmek. Projeniz tamamlanıyor ve aynı zamanda kartpostal firmasına da, sadece kartpostal yapmaları için izin veriyorsunuz ve yıllar sonra sizin fotoğraflarınız büyük ebatlarda sergilenmiş, satışa sunulmuş halde çıkıyor. Hem de bienal gibi önemli bir etkinlikte, Salt gibi önemli bir kuruluşun sergisinde ve başka bir sanatçı tarafından da aynı fotoğraflar New York’da ki bir banka galerisi sergisinde.
16 İstanbul Bienalinde Nur Koçak sergisi (Tüm fotoğraflar Yücel Dönmez’e ait)
Araştırmaya devam ettikçe iyice şaşırıyorsunuz çünkü, Bahir Tunca ve Senar Seven’in iki sevgiliyi yansıtan çekimi, Kolekta güncel sanat eserleri satış sitesinden 39 bin TL’ye satışa konulmuş. Üstelik fotoğrafın üzerinde tek bir müdahale bile yapılmadan. Zaten Nur Koçak sergisindeki fotoğraflarda da önemli bir müdahale yok sadece bazılarının etrafına kalp şeklinde çizgi atılmış veya kalp şeklinde kesilmiş fotoğraf. Nur Koçak bildiğimiz, sevdiğimiz bir sanatçı fakat böyle bir hatayı yapması nasıl kabul edilir bilemem. Üstelik fotoğraflardan biri Artam dergisinde yer almış ve altında, ‘Sanatçının izniyle’ ibaresi var. Yani sanatçı izin almamış fakat izin vermese kullanılamıyor.
Vahap Avşar’ın 32.900 TL ye bir sitede satışa koyduğu fotoğraf
Kartpostallardaki mankenler 70’li yıllarda tıp öğrencisi olan ve bugün önemli bir cerrah olan A.Y ve o zamanlar tatbiki Güzel sanatlardan Yücel Dönmez’in arkadaşı Bahir Tunca ve Yeşilçam oyuncularından Senar Seven. Bugün fotoğraflarda olan kişiler hayatta ve onlarda bu duruma şaşırdıklarını belirtiyorlar.
Yücel Dönmez’in bugün görsel sanatlarda önemli bir isim olması da konuyu çok ilginç bir hale getiriyor. Bakalım bu durum nasıl sonuçlanacak bekleyip göreceğiz.
Nur Koçak’ın geçtiğimiz yıl Salt sergisindenVahap Avşar’ın New York sergisinden.Nur Koçak’ın kapsamlı sergisinden.Nur Koçak’ın bienaldeki “Mutluluk resimleriniz” köşesi.Vahap Avşar’ın New York banka galerisi sergisinden.
İnsanların yaşadıklarıyla, duygu ve düşüncelerini de geliştirdiğini düşünürsek, gerçek sanatçı da bu yapının daha da farklı boyutta oluşabildiği gerçeği karşımıza çıkıyor… Örneğin normal bir yapıdaki insanda yaşadıkları onu toplumdaki genel davranış biçimlerine sürüklediği zaman, bu durum gerçek bir sanatçı da çok farklı bir şekilde belirebiliyor ve sanatçının şaşırtıcı ve farklı yönü de burada belli oluyor…
Medyada sürekli kadın cinayetleri, sonu acılarla biten zorbalıklar veya toplumda güven sarsıcı sonuçlar doğuran dolandırıcılıklara karşı toplumun normal davranışı genelde intikam almak şeklinde gelişirken, bu durum gerçek bir sanatçı da dışavurumcu sanatsal davranışa dönüşebiliyor ve sanatçı yarattığı eser veya düşüncesi ile olaylara karşı kendi rahatlamasını sağlayacak, normal bir düşünce yapısı ortaya koyabiliyor…
Genç bir sanatçı olan Sevval Başalan da işte bu yüksek sanat bilincine sahip, gerçek bir sanatçı hüviyeti ile, yaşanan olayları, belki de kendi yaşadıklarını, bilinç süzgecinden geçirerek, sanatçı kişiliği ile, yarattığı eserlerine yansıtıyor…
Onun seramikten ürettiği eserlerini itici, iğrenç ve gereksiz olarak düşünebilirsiniz, zaten sanatçının amacı da izleyenleri bu kulvara çekmektir; vahşeti, en katı biçimde sunabilmek…
Sevval gençliği ve güzelliğinin yanı sıra, hobi olarak boks sporuyla da uğraşıyor ve onu bu spor dalına iten hevesin aslında içinde yer alan güçlü olma, yapılan haksızlıklara güçlü olarak karşılık verme iç güdüsünden kaynaklandığını düşünebiliriz… Belki Sevval sanatçı bir kişiliğe sahip olmasaydı yaşam onu, kendisine karşı yapılan haksızlıklara karşı daha yırtıcı bir hale getirebilir ve sonucu seramik heykellere yansımayacak biçimde, yırtıcı bir gerçeğe itebilirdi…
Aslında genç bir sanatçının sanatının ilk evresinde, böylesine güçlü bir sanatsal iddiayla yolunu çizmesi, onun görsel sanatlara bakış açısını da ortaya koyuyor ve inanıyorum ki, Sevval Başalan giderek sanatsal yolunu olması gereken bir zemine oturtup, yaşamın dengesizlikleri içinde kendi özgün dengesini kuracaktır…
Sanatçının KATARSİS adını verdiği sergisi Bedri Baykam küratörlüğünde, Taksim Piramid Sanat Galerisinde sürmektedir. 1 Aralık 2020 tarihine kadar izleyebilirsiniz.
Kavramsal Sanat 20. Yüzyılın en değerli sanatçısı ve kuramcısı Amerika’da Pop sanatı ve kavramsal sanat akımlarının temellerinin atılması konusunda en önemli sanatçılardan biri hiç kuşkusuz Marcel Duchamp’tır.Eğer şu anda bienallerde “anlamsız” bulduğumuz, anlamlar yüklemeye çalıştığımız eserler sergileniyorsa, bilin ki bu Marcel Duchamp sayesindedir. Geleneksel resim ölmüş, onun yerine nesne sanat eseri olmuştur. Bir pisuarı yerleştirip onu çeşme yapmıştır. Bu 20. yüzyılın en etkili eseri kabul edilmiştir.1960’lı yıllarda kavramsal sanat akımı ortaya çıkmıştır. Eleştirel bir yaklaşımla kendisini, çevresini ve yaşamı sürekli sorgulayan, geleneksel sanatın sınırlarını aşarak sanatın boyutlarını değiştirme çabasında olan kavramsal sanatçıların görüşleri çağdaş düşünceyle temellenmiş ve bütünleşmiştir.Düşüncenin yapıttaki üstünlüğüne olan inanç Marcl Duchamp’ta öteden beri var olan bir görüştür. Yapıtlarıyla kavramlar ve analizler öneren bu sanatçılar seyirciyi bunları anlamaya, çözmeye, kendi düşüncesiyle tamamlamaya çağırılar. Kavramsal bir iş, bir program öneririler. Özünde biçimsel yetkinliği arayan alışılagelmiş sanatın yerine, bir anlamda, yeni bir yaşam biçimi olarak da düşünülebilir. Kavramsal sanat, geleneksel sanatın sınırlarını zorlayan ve genişleten avant- garde (öncü) bir akımdır.Kavramsal sanat üreten kişi için o eserin beğenilmesi, estetik bir değeri olması önemli değildir. O yapıtın akla seslenmesi, bir şey anlatıyor olması ve bir fikrin, bir düşüncenin izleyici tarafından yakalanması amaçlanmaktadır. Diğer sanat eserleri gibi saklanamaz, o anda bakılır ve tüketilir. Sadece o yapıtın fikri nedir? İzleyici onu araştırır, bulmaya çalışır.Kavram sanatı, fikir sanatı olarak da geçer. Sanatçılar, bir resim veya heykel yapmak yerine fikirlerine uygun malzemeleri ile ifade etme amacı güderler. Klasik anlamda resim veya heykel tarzı nesneler, ticari olduklarından sanatsal yaratı ve beğeninin dışında tutulur. Sanatçılar seyredilmek ve beğenilmek üzere bir yapıt meydana getirmezler, bu yapıtlar alınıp satılmaz.Bir bienalde sanatçının çöp yığını oluşturarak yaptığı kavramsal eserin, temizlikçiler tarafından süpürüldüğünü ve bunun üzerine sanatçının tazminat davası açtığını biliyoruz. Sanatçı burada çevre kirlenmesini vurgulamıştır .Sanatçı Yücel Dönmez’in Taksim-Kabataş metro füniküler Taksim istasyonunda bulunan kalıcı enstalasyon çalışması bir vitrin ile metroyu kullananların izlenimine sunuldu. 4.5 metre çapındaki makaraları fonksiyonel-kinetik sanata çeviren Dönmez, belki de bu anlamda dünyada bir ilki gerçekleştirerek, fonksiyonel bir makineyi kavramsal imajlı sanata çevirmiş oldu. Onun bu çabası kavramsal sanatın Türkiye’de düzeye geldiğini vurgulayan çarpıcı bir örnektir.
SANATÇI “SİLÜET” ADLI ŞİİR KİTABINI TANEVİ KÜLTÜR AVLUSUNDA İMZALAYACAK.
Görsel sanatlarda çok yönlülüğü ile tanınan Ressam, akademisyen, yazar Müberra Bülbül, bu defa hayranları karşısına şair yönü ile çıkıyor.
Silüet adlı şiir kitabını 2020 Ocak ayında yayımlayan Müberra Bülbül, Korona nedeniyle okuyucuya ancak ulaştırabilecek. 12 Eylül 2020 saat 17:00 de Tan Evi Kültür Avlusunda Müberra Bülbül şiirleriyle buluşmaya ne dersiniz… Davetlisiniz.