Sibel Sun Kurt Ankara’da çalışmalarını sürdüren bir ressamımız. Kadın temelli resimlerini kendine has yorumu ve tekniği ile tuvale yansıtan sanatçı, kadının günümüzde önlenemez kilo fazlalığını estetik bir yorum ile işleyerek, kilolu kadının çekiciliğini bizlere sanatının ustalığı ile gösterebiliyor.
Norveç doğumlu olan Sibel Sun Kurt şimdiye kadar açtığı sergilerde başarılı satışlar elde ederek, onlarca koleksiyonere ulaşmış durumda. Sanatçı kendine has fantastik kadınları ile bir yerde kadının günümüzdeki önemini de feminist bir duygu ile ele alarak, özgür kadının güçlü duruşunu da ortaya koyuyor.
Sibel Sun Kurt bir grup sanatçıyla birlikte Nisan ayı içerisinde Norveç’in Oslo kentinde bir grup sergisine katılacak.
Türkiye’de görsel sanatlar ve kararan yüzü…
Kerem Akyel
Contemporary İstanbul sanat fuarı bu yıl sanat çevresinde dönen oyunların da arenası haline geldi… Balon gibi şişirilmiş bir takım isimlerin at koşturduğu fuar, aslında Türkiye’deki en önemli sanat fuarı fakat bu yıl sanki amacından sapmış… Aslında bu fuar ilk açıldığı zamanlarda gerçek sanatçılara bir ümit vermişti fakat organizasyonu yapan firma, sanat fuarını salt kazanç kapısı olarak görünce, amatörler ile profesyoneller birbirine karıştı ve Çin pazarından farkı kalmadı…
Manipülasyon oyunlarının son zamanlarda yükselmeye başlayan görsel sanatlar piyasasında sıkça kullanılmaya başlaması, Bu tür eylemlerin, serbest piyasa kurallarına göre oluşan arz ve talebe müdahale ederek, gerçek sanat yatırımcılarını piyasalara girmekten caydırdığı ve ciddi olumsuz sonuçlar ortaya çıkardığı kabul edilmelidir. Bir sanat eserini milyon dolara satışa çıkaran ressamın, herhangi bir eserini de hiç değilse 100 bin doların üzerinde satabilmesi gerekir ki, sanat piyasasında tutarlılığı olsun… Oysa trilyon TL’ye satıldığı duyurulan bir sanatçının başka bir eserini 20 bin TL’ye de rahatça alabiliyorsunuz… Dünya sanat piyasasında benzeri görülmeyen bu durumun ülkemize özgü olduğu ve bu yüzden de sanatçılarımızın eserlerinin yurt dışındaki yatırımcılar tarafından ilgi görmediği de iyice bilinmektedir…
Popülizm ile sanatçı olunmaz, akıllı yatırımcı bu tür oyunlara gelmez ve gülerek geçer… Fakat, sanat piyasasında akılları salt para kazanmaya yönelik yatırımcılar var ki, onlara göre sanat olmuş olmamış fark etmiyor, bugün aldıklarını yarın karla satabiliyorlarsa önemli olan budur ve sorsanız, “bana ne sanat piyasasının etik kurallarından, al gülüm ver gülüme bakarım ben” derler…
Son zamanlarda belli grupların, belli nedenler ile bazı isimlerin ön plana çıkması konusunda devreye girdiğinin duyumlarını alıyoruz ki, ülkemizin bütünlüğüne, etik kurallara aykırı olan bu durumları göz önüne alması gereken sanat çevresinin çok dikkatli olması da gerekmektedir…
Örneğin sahne sanatında, sinema sanatında köşe başlarını tutmuş olan bazı oluşumların, görsel sanatlar piyasasında da aynı durumu yaratmak ve belli kökenlere sahip isimleri ön plana çıkarmak için çaba harcadıkları da duyumlarımız arasında ve bu durumun nasıl kabul edilebildiği duyarlı sanatçılar tarafından sorgulanırken, sanat çevresinde para kazanmaktan başka bir dertleri olmayan sözde sanat tacirlerinin de avuçlarını ovaladıkları görülmektedir…
Yabancı sanatçıların yapmış oldukları projeleri tekrar yaparak sanata para yatırmak isteyenlerin gözlerini boyamaya çalışanlar, foyaları meydana çıktığı zaman ise “Türkiye’de hiç yapılmadı” gibi saçma bir yanıt ile, sözde kendilerini aklama yolunu seçmektedirler… Fakat sanat dünyasında yapılmış olanın tekrar yapılmasının, nerede olursa olsun kopya sayılacağını, sanatı pazarlamaya çıkmış olan sözde sanat tacirleri pek bilmiyor veya bilmek işlerine gelmiyor…
İnsana sorarlar “Kardeşim milyon dolara satmaya çalıştığın sanat eserinin önemi nedir ve sen dünya sanat platformunun neresindesin ki böyle bir fiyat koyabiliyorsun?” Bu sorunun yanıtı ancak şöyle verilebilir, “Ben dünya sanat literatürlerinde biliniyorum ve dünyanın en prestij sanat kurumları benim orijinal eserlerime para ödeyerek satın almıştır ve dünyanın en önemli sanat dergilerinde, hakkımda bir sürü makale yayınlanmıştır” Böyle bir yanıt verecek olan herhangi bir sanatçı biliyorsanız veya varsa, getirsin elindeki satış makbuzunu veya sattığı kurumun resmi belgesini de, biz de bu yazdığımızı tekzip edelim…
Ressamım ülkemizde destek görüyor, manipülasyonlar ile balon gibi şişiriliyor ve bakıyorsunuz, filan müze eserlerini aldı diye haberler uçuruluyor… Soruşturuyorsunuz, birisi bilmem hangi müzeye o sanatçının baskılarını hediye etmiş… Veya bir müzeye sanat eseri hediye edilmiş ve de müze kabul etmiş… Merhum Sabancı’nın Metropolitan Müzesi’ne ne kadar bağış yaptığını biliyoruz. Elbette ki, büyük bağış alan bir müze hatır için o ülkeden hediye de kabul edecektir…
Sanatın Global dili oluşturuldu konusu dahilinde, genç sanatçılarımızdan da yurt dışında seslerini duyurabilenler oldu fakat, şöyle dünya sanat platformundaki önemli yatırımcıların, dünya çapındaki galerilerin, ilgisi oluşturulamadı…
Yurt dışındaki müzayedelere götürülen sanatçılarımızın işlerinin de yine ülkemiz galerileri tarafından satın alınarak ülkemize getirildiği gerçeği de, sanat çevremizdeki duyarlı insanları harekete geçiremedi çünkü, herkes “Bana ne” derse, sanat çevresindeki manipülasyon da giderek tırmanır hele gelir…
Kopyacı utanmıyor, manipülasyon yapanlara karşı önlem alınmıyor ve nedense bir takım etik olmayan oluşumların oyunlarına gelinerek, ülkemiz sanatının kafa karıştırıcı durumu yaşaması sağlanmış oluyor…
Bakıyorsunuz medya da, sansasyonlara karşı gerçekleri araştırmadan atladığı için, gerçek sanatçılar dışarıda kalıyor, oyunlar ile şişirilmiş olanlar ön plana çıkıyor. Bu suni oluşum ile de Türk görsel sanatları zarar görüyor ve aldıran yok…
Bir zamanlar bir gazete bir sanatçımızın Metropolitan müzesine 12 yağlıboya tablosunun satıldığı haberini birinci sayfadan, tam sayfa olarak duyurdu. Araştırıldığı zaman ise bir vatandaşın o müzeye adı geçen sanatçının 10 baskısını hediye ettiği ve müzenin baskı bölümünün de hediyeyi kabul ederek arşivine koyduğu ortaya çıktı… Fakat ülkemde, o sanatçının müze tarafından para ödenerek 10 yağlıboya tablosunun alındığı uydurması, hala gerçek olarak düşünülüyor ve bakıyorsunuz o sanatçının eserleri trilyon TL’ye ulaştırılmış.
Aldatmaca nereye kadar sürer bilinmez fakat bilinen şu ki, gerçek sanatçı manipülasyonlara alet olmaz, popülizm yapmasına gerek yoktur. Gerçek sanatın değeri yok olmaz ve edilemez, gün gelir popülizm biter ve aldatılmış olanlar aldatıldıkları ile kalırlar, sanat tarihi gerçek sanatçıları bünyesine alır.
Ülkemde henüz sanat tarihi yok. Sanat tarihini yapılandıracak olan değerlere de pek fırsat verilmiyor ve araştırmacılıktan uzak, sadece popülizmin ve kendi çevrelerinin kaygısı ile hareket eden bir takım isimler, ellerine geçirdikleri köşe başlarını sıkıca tutarak, istedikleri gibi sanat meydanında at koşturmaktalar… Bu duruma, onları sponsor edenler de pek aldırmıyorlar, çünkü onlar için sanatın gerçekliği veya uydurukluğu fark etmiyor. Günü popülizm değerlerinde götürdükleri için de mutludurlar. Böylece hem reklam yapmış oluyorlar hem de ülkede sanata sponsor oldukları için, yetkili kurumlardan da ilgi görebiliyorlar.
Sözde sanat yazarım, bir takım yerlere yazı yazabildiği için, galerilerin odağı haline geliyor çünkü karşılıklı alış veriş var, al gülüm ver gülüm… Kokteyllerde boy gösteriyor ve bakıyorsunuz resimlerini de ön plana çıkarttırmış sanki sanatın önemlilerindenmiş gibi hakkında yayınlar yapılıyor… Yani görsel sanatlar piyasasında bazı uyanıklar bu piyasayı ellerine alabilmek adına öyle oyunlara girmişler ki, kasaba kurnazları yanlarında hiç kalır.
Resim sanatının üzerinden kara para aklama oyunlarının döndüğü ve bu oyunlara alet olan çevrelerin de nemalandığı söylentileri herhalde uydurma olamaz. Ne oldu da birdenbire resim piyasasında fiyatlar uçmaya başladı? Bugüne kadar ülkemizde çok önemli ressamlar veya görsel sanatçılar vardı da biz mi uyanamamıştık ki, İngilizlerin dürtüsüyle uyandık? Hangi kriterler bunu belirledi ki biz o kriterleri bilmiyorduk, sözde İngiliz kaynaklarından öğrendik.
Burada her sanatçıyı aynı kefeye koymak gibi bir iddiamız yok. Türkiye görsel sanatlar piyasasında samimi, gerçekten değerli eserler ortaya koymuş olanlar az da olsa mutlaka vardır ve onlar neden sanat piyasasının içine sokulmak istenmiyor? Neden hala ülkemizde akademisyen ressamlar çok önemli sayılıyor? Yani bir okulda öğretim görevlisi olmak, bir derse girmek iyi sanatçı olmaya yetiyor mu? Böyle olsaydı dünyada tüm sanat kökenli akademisyenler sanat tarihine mal olurdu…
Akademisyen yıllarca duayen ressam olduğunu körükleterek göz boyuyor ve bir gün “Türkiye’de Görsel Sanatlar” kimden kopya yaptığını ortaya koyunca da acele stil değiştiriyor…
Merhum Ömer Uluç son yıllarda bir borudur tutturmuş gidiyordu. Hırdavatçıdan satın alınan boruları 1992 yılında bir başka sanatçımız da Amerika’da açtığı enstalasyon sergilerinde kullanmıştı ve herhalde etkilenme değildi sadece Uluç, bir 10 yıl sonra keşfetmiş olsa gerek hırdavatcıda satılan o boruları…

Yücel Dönmez 1992 yılında Gallery2000Chicago’da açtığı Enstalasyon sergisinde aynı boruları kullanmıştı…
Contemporary İstanbul sanat fuarından sonra Star gazetesinden bir yazar, fuarda popülizm deneyen bir ressamı Kürt ressam olarak vurguladı ve nedense bunun üzerinde fazla durulmadı. Amaç neydi, sahne sanatları ve sinemadan sonra Kürt kökenli sanatçıların da bir numara olduğunu mu vurgulamak? Aslında Kürt kökenli samimi, özverili çalışan ressamlarımız var ve bugüne kadar hiç biri de kalkıp unvanlarının başına Kürt ressam koydurmadılar ve bu yüzden dışlandıkları iddiasını da gütmediler çünkü, görsel sanatlar piyasasında sanatçılar bugüne kadar kökenlerine göre ayırt edilmedi ki… “Niyet neyse menzil oraya” diye bir laf vardır acaba, bu konuda başka bir niyet mi körükleniyor…
Kısacası birilerinin ceplerini doldurmak uğruna Türkiye’de görsel sanatlar piyasası tüketilmemelidir. Siyasi amacı olanlar doğru mesajlar ile ortaya çıksınlar, kafa karıştırmasınlar ki ülkemizde sanatın önemi ortaya çıksın. Kim neyi hangi amaçla yapıyor ayırt edebilelim. Güzel sanatlar fakültelerinden her yıl mezun olan yüzlerce sanatçı adayı da etik kurallar çerçevesinde yol alabilsin…
TÜRKİYE’DE GÖRSEL SANATLAR YAPILANMASI OLARAK ELEŞTİRİLERİMİZİ YAPMAYA DEVAM EDECEĞİZ. BU KONUDA ELLERİNDE DOKÜMAN OLANLARIN, VEYA ELEŞTİRİSİ BULUNANLARIN DA BİZE ULAŞMASI HALİNDE, GELECEK OLAN YORUMLARI DEĞERLENDİRECEĞİMİZİ BİLMENİZİ İSTERİZ.
Bedri de poşo modasına uymuş…
Sotheby sitesinde bulunan bir videoda şaibeli müzayedelere katılan bazı sanatçılar ile söyleşi yapılmış. Söylenenler pek önem taşımıyor ama, Bedri Baykam’ın Uluslararası Plastik Sanatlar Derneği başkanı olarak videoda, boynunda poşo ile gözükmesi, onun da Kürt modasına uyma çabası gösterdiğini ortaya koyuyor…
Bedri bu kadar poşo meraklısı olduğuna göre, açılıma da destek veriyordur ve yakında başbakanın yanında görürsek şaşırmayalım…
Sanatçı yaptıkları, kişiliği, sanatçı duruşu en önemlisi ise özgün olmasıyla değer bulur. Ülkemde kaç sanatçı kabul edilebilir özgünlüğe sahiptir pek belli değil. Belli değil çünkü hep aynı isimler üzerinde sürüyor spekülasyonlar ve oyunlar.
Batıbeki’nin Radikal’de Ayşegül Sönmez’e söylediği, bugün görsel sanatlar dünyamızda, gay ve Kürt olmak modasına uyanlar herhalde önce Sotheby’den kabul görüyor. Neyse, Bedri Baykam da, Kürt modasına uymuş. Yakışmış mı, yakışmamış mı? Yakışmasa poşo neden taksın ki…
Ömer Uluç’u uğurladık…
Ömer Uluç’u son yolculuğuna uğurladık. Bir sanatçiının yaşamı da böylke bitti ve şimdi eserleriyle yeniden yaşama merhaba diyecek…
Müzayedelerde Ömer Uluç eserleri için bayraklar birbirleriyle yarışacak ve rakamlar çıktıkça çıkacak, sonunda bir Ömer Uluç eserine sahip olma şansını yakalayan müthiş koleksiyonerimiz(!) “Ohh” çekecek.
Zaten son 2 yıldan beri Ömer Uluç’un eserleri iyi para etmeye başlamıştı. Çünkü sanat çevresinde fazla yaşayamayacağı düşünülüyor ve eserlerini kapabilmek için birileri birbirleriyle yarıştırılıyordu.
Ülkem, ülkemin sözde sanat yatırımcıları, galeriler sözde müzelerimiz ve sanatçının yolunu bir akbaba yırtıcılığı ile kovalayan bazıları, sizlere sesleniyoruz: araştırmanızı iyi yapın ve özgün ile özgün olmayanı, değerli ile amatör kalanları iyi belleyin. Yoksa ülkemizde sadece adları ön plana çıkarıldığı için birileri pastadan büyük pay alır, asıl değerli kılınması gerekenler ise mağdur edilmiş olur.
Sotheby’s politikası ne olacak?
Geçtiğimiz yıl Sotheby Türk çağdaş sanat müzayedesinde Ömer Uluç eserlerine yer verilmemişti. Bu yıl Nİsan ayının 15’inde yine aynı müzayede, yine muhtemelen Türk galerilerinin birbirleriyle yarışacağı bir satış alanına çevrilecek ve bu defa Ömer Uluç’un eserleri büyük paralara pazarlanacak çünkü satışı garanti ve Sotheby ile Uluç eserleri yüzbinlerce dolar dğer bulacak. Bu arada parayı kazanacak olan Sotheby olacak…
İki yüzlülük ve kayırma, menfaat, haksızlık nedense son yıllarda ülkemiz sanat piyasasında olduğu gibi, bizim insanlarımızla bağlantılı olan İngiliz sanat piyasasında da ayyuka çıkmış durumda…
Birtakım isimler kişisel seçenekleri nedeniyle korunurken, normal seyrini sürdüren sanatçılar dışlanıyor. Yani ille de yamuk mu olmak gerekiyor ki, sanat piyasasında dikkat çekilsin…
Yurdum sanatçıları resimle falan neden uğraşıyorsunuz ki, çıkın sahneye kullanın gırtlağınızı isim de yaparsınız, para da…
Çünkü ülkemizde hala resimler, desinler diye alınıyor, mobilya rengine göre seçiliyor ve birileri de belki iyi para eder de ileride borsadan fazla kazanırız diye satın alıyor. Koleksiyoncularımızın iddia ediyoruz ki yüzde 7’si ancak araştırma yaparak görsel sanatlara yatırım yapıyor. Yüzde 18’i paket paket eserler alarak paketliyor ve gelecek yıllarda piyasaya sürmeyi düşünüyor…
Bir kısım alcı da sözde sanat danışmanlarının kararlarıyla habire eser topluyor fakat o alınan eserlerin çoğunun masa altı satışı olduğundan da habersiz. Bugün ülkemizde etik davranan kaç sanat danışmanı gösterebilirsiniz ki…
Kaç küratör gösterebilirsiniz ki kendi cebinden çok sanatçısını düşünsün…
Türkiye’de Görsel Sanatlar’ın sürekli eleştiri yaptığından söz ediyorlar oysa aynayı kendilerine çevirip bakmıyorlar ki gerçeği görebilsinler.
Ömer Uluç’a tanrıdan rahmet diliyoruz.
Görsel Sanatlar Magazin
Ulvi sinan
Kırk beş dakikada ressam olmak…
Artık ressam olmak için güzel sanatlara falan gitmeye gerek yok. Bunu şaka olsun diye yazmıyorum: bir projeksiyon aleti ve bir de fotoğraf makineniz varsa yarı yarıya ressam olmuşsunuzdur. Yeni kameralar video da çektiği için tam tekmil kavramsal bir sanatçı için gerekli şeylere sahipsiniz demektir…
Şimdi tuvalinize ne yapacağınızı düşünüyor ve yapacağınız resmi fotoğraf olarak tasarlıyor ve kameranız ile fotoğrafını çekiyorsunuz.
Buraya kadar anlamışsınızdır. Bundan sonrası kolay, çektiğiniz fotoğrafı projeksiyon aleti ile tuvalinizin üzerine yansıtıyor ve elinizdeki kalem beya mum boya vs. ile konturlarını çiziyorsunuz. Bundan sonra yapacağınız şey örneğin genç kuşağın en renkli ressamlarından(!) Oganer gibi konturların içini boyamak olacaktır. (Yazının tamamı Görsel Sanatlar Magazin bölümünde)
2010 ve GÖRSEL SANATLARIMIZ…
Bir yılı daha geride bıraktık.
Görsel sanatlarda 2009 yılı, “al gülüm ver gülüm” açısından verimli oldu…
Sanatta çeteleşmenin hiç bu kjadar doruğa ulaştığına tanık olmamıştık…
Çeteler bir liste hazırlamış ve o listenin dışına çıkılmadan Türkiye’de sanata yatırım pompalanacakmış…
Dediklerini yaptılar ve 2010 yılında da yapmaya devam edeceklerinin sinyallerini vermeye başladılar…
Sanatta çeteleşmeye “dur” diyen yok. Bazen bu çetelerde yer alanların ödüllendirildiklerinide görüyoruz…
Dünün çocukları bugün sanat eleştirmeni kesilmiş ahkam kesiyorlar. İnsana sorarlar, nereden aldın bu kariyeri diye fakat nedense ülkemizde bu sorulmaz…
BATI’nın kuklası olmuş küratörler, ceplerinden başka bir şey düşünmeyen galeristler, sadece çevrelerinde duydukları isimlerin önemli sanat yaptıklarına inanan bilgisiz koleksiyonerler, sanat çevremizde giderek sayıları artmaya başlayan dolandırıcılar ile, ne yazık ki görsel sanat dünyamız bir kirlenmişliğin içinde yolunu bulmaya çalışıyor…
Sömüremedikleri sanatçılara sırtlarını çevirerek onları yok edebileceklerine inanan sözde sanatımızın köşe taşlarına yerleşmiş olanların ne kadar yanıldıklarını zaman ortaya koyacaktır.
Tabelalarına müze yazılmış olan özel koleksiyonları, Türk görsel sanatını temsil eden eserler olarak suanlar da yanılmış olduklarını şimdiden anlamış durumdalar. Fakat nedense yapılması gerekeni değil de hala, kafalarının arkasındakini yapma yolunda çaba harcıyorlar…
Diyeceksiniz ki, Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak hep yerden yere vuruyorsunuz. Haklısınız da, bize elle tutulur bir tarafını gösterebilirmisiniz Türkiyemizde görsel sanatlar alanında oynanan oyunların.
2010 yılında da ülkemizde çeteleşmeyi kendilerine meslek edinmiş olan, görsel sanatlar dünyamızın yamuklarıyla mücadele edeceğimizi ve oynanan oyunları ortaya koyacağımızı belirtmek isteriz.
2010 YILINIZ KUTLU OLSUN!
Türkiye’de Görsel Sanatlar
Sanatçının günün koşullarından soyutlanamayacağının gerçeği üzerinde düşünen 14 ünlü isim, gündemin bir parçası olan tepkisel tepkisizliğe karşı, tepkilerini eserleriyle ortaya koydular.
Sanatçılardan Mediha Gerez, gerçeklerin değil, düşsel bir dünyanın parçası olan yığınların durumunu hayalet bir manken yerleştirmesiyle sergilerken, Neslihan Öner, galerideki sessizliği bozan bir cadı kukla yerleştirmesi ve 4 boyutlu Mona Lisa ile,
sanatımızda oynanan oyunlara gönderme yapıyor.
Reha Yalnızcık’ın mesajlı zarfı, Yücel Dönmez’in Kapitalizmin din olduğunu vurgulayan çarpıcı çalışmaları ve global adaleti sentezleyen, “Global adaletin tahtarevalli olduğunun işaretidir” çalışması, sergiyi izleyenlerin ilgisini çekiyor.
Sergide eserleri bulunan 14 sanatçı şöyle sıralanıyor: Prof. Nazan Erkmen, Prof. Mustafa Aslıer, Kazım İşgüven, Mediha Gerez, A. Raşit Karakılıç, Reha Yalnızcık,
Neslihan Öner, Mine Arasan, A. Senai Erener, Süha Semerci, Metin Ateş, Muhittin Köroğlu, Aylin Ataç ve Yücel Dönmez. 
Aynı zamanda 11 ci İstanbul Bienaline karşı bir gönderme olan Tepkisel Tepkisizlik sergisi, sergi müddetince her Cumartesi yapılacak söyleşiler ile de sürecek.
Tatbiki Sanat Galerisi
Bahariye Cad. No:3 Kat:1
Altıyol/Kadıköy
Tel: 0216 338 9837
Pop Star Yarışması ve Görsel Sanatlar…
Fox Tv. Pop Star yarışmasını izliyorum: jüri üyelerinden Sayın Armağan Çağlayan’a bu hafta bir izleyici hakaret içeren bir mesaj göndermiş ve proğram sırasında mesajının okunmasını istemiş…
Armağan Çağlayan o mesajı televizyondan okudu…
Katı bir jüri üyesi olduğu için, yarışmacılardan birinin arkadaşı olduğu sanılan mesaj sahibi, Armağan Çağlayan’a hakaret etmek istemiş…
Eline ne geçti? Hiç bir şey. Kendisini rezil etti o kadar…
Keşke görsel sanatlar dünyamızda Armağan Çağlayan gibi, konuyu bilen bir uzman da çıkarak, sanatçılarımızın eserlerini, üsluplarını ağır bir şekilde eleştirse…
Bu açıdan görsel sanatlar ile uğraşanların şansı yok çünkü, kendilerine sözde uzman süsü verenler, bu tür eleştirileri yapabilecek ne bilgiye ne de birikime sahip değiller…
Zaten sahip olsalardı, görsel sanatlarda da aynen müziğimizde olduğu gibi, uluslararası alanda başarılar elde edebilirdik…
Görsel sanatlarımız ve görsel sanatçılarımız olarak ağır eleştirilere susmış durumdayız. Yok mu bir etik uzman ki, ortaya çıkıp susuzluğumuzu giderse!
Belki o sayede görsel sanatlar alanında kendimize gelir ve neyi doğru, neyi yanlış yaptığımızı anlayabiliriz…
Bir etik eleştirmen çıksa da kim kopyacı kim değil açıkça belirtebilse…
Görsel sanatlara eleştiri göreceye dayandığı içindir ki, sadece yuvarlamaktan öteye gidemiyoruz. ar tpou gibi neyi yuvarlamaya kalksalar çığ ediyorlar fakat o çığ sadece ülkemizden hissedilebiliyor: sanat dünyasında ise, kar tanesi bile olamıyor çünkü, göğsünü kabartarak yazabilecek eleştirmenlerden yoksunuz: ver parayı methiyeler yazdır devrindeyiz sanki…
Burada olan, sanata yatırım yapanlara oluyor…
Gerçek sanatçılar eziliyor, görsel sanatlarımızda tacizler giderek gerçek bir çığa dönüşüyor.
Fox Tv’nin Pop Star yarışmasında yer alan Armağan Çağlayan, Bülent Ersoy, Metin Akpınar ve diğerlerine, bizlere sanat adına etik bir eleştiri anlayışı sundukları için ArtKritik olarak teşekkür ediyoruz.
Medya ve Sanat Sayfası
Ulusal yayın yapan medyamıza bakıyoruz bir çoğunda sanat sayfası yok. Sanat sayfası olanların da genellikle görsel sanatların dışındaki haberlere ağırlık verdiğini görüyoruz. Cumhuriyet ve Radikal gazetelerinin sanat sayfaları hala en popüler olanlar. Zaman gazetesinin sanat sayfası da okuyucularına sanatı yaymak için yoğun bir çaba içinde olduğunu görüyoruz. Yeterli değil. Gazetelerimizde yer alan görsel sanat haberlerinin bir çoğu hatır haberleri gibi gözüküyor. Örneğin İstanbul’da çok önemli sergiler de açılıyor fakat sanki sanata az da olsa yer veren medyamız kilit isimlere odaklanmış durumda…
Hep söylüyoruz 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti ve biz hala, hangi sahne sanatçısının bebeği kız mı, oğlan mı olacak ona takılmışız… Gerçek sanat yapanlar ortada yok.
Şu bilinmeli ki, medyamız sanat haberleri açısından uzmanlar çalıştırmadıkça, sanat ve kültürümüzü yayamayız ve de hatır haberleri, alışılmışın dışına çıkılmazlık sürüp gidecektir. Bu arada sözde sanat haberleri yapan bazı yayınlar da belli bir iki ismin tekelinde gözüküyor ve onların onayının dışında o yayınlara başka isimler giremiyor: buna sanat dergileri de dahildir…
Tekelcilik, spekülasyon, şişirme sanat medyaya da ülke sanatına da zarar verir. Görsel sanatlarımız bencillik ve tekelcilikten kurtarılmalıdır.
Ülkemizde sanat eğitimi veren hocalar, kendilerine gelen yurt dışı kaynaklarını kullanacaklarına, yetenekli, Türkiye’nin görsel sanatlarda önünü açabilecek isimlere de kullandırmalıdırlar…
Hocalar sanat eseri satma kaygısı güdeceklerine, eserler üretmelidirler… Medya da isimlerinin başında prof. olanları sanatın zirvesinde görerek yanlışa düşmemelidir. Sanat eğitimi vermek başka, yetenekli olmak ve sanat adına yenileri üretmek ise daha başkadır…
Milliyet Gazetesi Sanat konusunda Sınıfta kaldı…
İstanbul 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti…
Ülkemizin sanat önem verdiği bilinen ulusal gazetesi Milliyet’in sanat sayfasında plastik sanatlar bölümüne giriyorsunuz, aylardır aynı haberler: sanki amatör bir web sitesi…
Ellerine haber mi gelmiyor acaba…
Yoksa bu konuda elemanları mı yok…
Siz bu sorulara yanıt bulmaysa çalışın, sitenin plastik sanatlar bölümünde aynı sanatçıların aylar önce yapılmış haberlerini bulacaksınız. Sanki o isimleri insanların beyinlerine kazımak için bilinçli olarak orada tutuluyor. Oysa o sayfa boş olsaydı bu kadar tepki çekmezdi…
Milliyet Sanat ülkemiz sanatına damgasını vurmuş en eski yayınların başında geliyor. Rahmetli Akal Atilla’nın kemikleri sızlıyordur…
Milliyet sanat ile ilgili olarak son zamanlarda gündeme gelen eleştiriler şunu gösteriyor ki, birileri o sayfalara belli isimlerin dışındaki sanatçıların girmesine karşı çıkıyor…
Plastik sanatlar alanında bir spekülasyon olduğunu biliyoruz fakat engellemelerin medyayı da etkilediğine pek tanık olmamıştık…
Rahmetli Abdi İpekçi’nin Milliyet gazetesi ne hale geldi oysa İpekçi sanata çok önem verirdi…
Sayın Sedat Ergin gündemden sıyrıldığında bu konuya eğilirse, her gün para vererek aldığımız Milliyet gazetesinde, sanat adına etik uygulamaları görebiliriz. Hatır haberlerine değil, gerçek sanatçılara, şişirme değil gerçekten hak eden yeni yeteneklerin duyurulmasına da şans verilmeli. Yoksa Milliyet gazetesi sanat adına aynı sınıfta okumaya devam eder ki bu da gazetenin prestiji için iyi değildir.
Art4Critic





