GÖRSEL SANATLAR ve GERÇEK SANATÇI KAVRAMINDA “SON DAKİKA…”

BU DEĞERLENDİRMEDEN SONRA, GERÇEK SANATÇI KAVRAMI ANLAM KAZANIYOR…

Yücel Dönmez

Görsel sanatlarda bugüne kadar sanat yapmanın çeşitli kuralları dile getirildi. Fakat gerçek görsel sanatçının nasıl tanımlanacağı ile ilgili bir düşünce ortaya konulmadı. Bugün çağdaş sanat dediğimiz konunun artık geçmişteki pek çok sanat kavramı ile ilgisinin olmadığı açıkça bellidir. Çünkü görsel sanatlar dediğimiz zaman içine çok çeşitli kavramları da sokuyoruz ki aslında gerçek görsel sanatçının bu kavramlar ile çok fazla ilgisi yoktur.  

Sanatçı örneğin resmini yapıyorsa bir kompozisyon çizmez, onun kompozisyon DNA’sı kafasının içinde, o anki yaşadığı ruhsal durumu, sorunları, sevinçleri ve de düşleri ile ilgilidir… Bugüne kadar kompozisyon sanatın DNA’sıdır denilen fikir bundan sonra gerçek sanatı ve sanatçıyı tanımlama konusunda, anlamını yitirmiştir…

Müzik nasılsa gırtlaktan çıkan sesin faklı dağılımı, yankılanması ve sanatçısının ciğerleri, diyaframı ile ilgiliyse, görsel sanatçının da  ortaya koyduğu eseri, aynen müzik yapan bir yeteneğin kullanmış olduğu gibi kişisel yetenekleri ve felsefesi, fiziki ve ruh durumu ile ilgilidir…

Görsel sanatçı eğer iki çizgi çizip arasını boyayla dolduruyorsa bu sanat değil, sadece boyamaktır. Çünkü sanatçı iki çizgiyi çizdiği zaman ortasını da boyayarak bir görsellik elde edeceğini düşünür ki bu yaptığı, sanatı albenisi olan bir disipline yönlendirmesi demektir…  Nasıl ki ses sanatçısı tanrı vergisi sesiyle  bir özgünlük ve bir ruh ortaya koyuyorsa, görsel sanatçı da, sanat yapmaya başladığı zaman, o anki ruh durumu, bilgi birikiminden kaynaklanan düşleri, hissettikleri ve bir medyum gibi transa geçme durumundan kaynaklanan tüm vücuduyla, sanatını ortaya koyar.

De Kooning, Francis Bacon, Twombly, Jackson Pollock gibi sanatçılar görsel sanatların bu boyutunu yakalayabildikleri için her biri bir değerdir. Öte yandan Picasso, Dali, Chagal gibi sanatçılar yine aynı sanatçı psikolojisi içinde, daha çok bir düş ortamını dile getirebilmek adına, sanatlarını ortaya koydular. Bugün ise bakıyoruz bu saydığımız sanatçılardan yola çıkarak sanatlarını ortaya koyanlar ,yine aynı  değerlere ulaşabiliyorlar.

Öte yandan Kapitalizmin para aklama yöntemine adapte edilen sanat ile Jeff Koons gibi sanatçıları ön plana çıkartan kesim, sanat eserini değil, sanat eserine para yatıranların vermiş olduğu borsa değerlerini ön planda tutuyor ki, görsel sanatlarda bu çok yanlış bir tutumdur ve bu yüzden bugün görsel sanatlarda birçok değersiz sanat eserleri de değerliymiş gibi algı yoluyla sanat piyasasında  büyük paralar karşılığında alınıp satılıyor..

Bir sanat eserine baktığınız zaman, o sanatçının  eserini ortaya koyarken,hangi koşullarda çalışmış olduğunu hissetmeye çalışırsanız, o sanat eserinin  önemli olup olmadığını da anlayabilirsiniz. Sanatçı eserini yaratırken kim bilir hangi düşünce durumunda ve hangi hisleri taşıyarak o sanat eserini üretiyordu, bunu düşününce  konuyu algılayabilirsiniz…

Sözde sanatçım önce bir plan kuruyor kafasında ve  boyasını hazırlayıp, fırçasını tuvaline dokunarak bir albeni yaratmaya çalışıyor. Arada bir de bakarak, dengesi, leke geçişleri veya başka dengelemeleri, gözlüyor. Sonunda tamam olduğuna karar verir, artık görenlerde albeni yaratacaktır diye düşünür ve sanır ki o yaptığı bir sanat eseridir. Hayır değildir o yaptığı sadece bir tasarlanış ve bir plan dahilinde ortaya çıkarılmış ve de göz boyama açısından da planlanmış bir çalışmadır ve poster değeri olabilir de bir sanat eseri değeri, yoktur… O esere sadece birkaç gün belki keyifle bakabilirsiniz. Sonrasında  tıpkı arabesk müzik gibi bir bıkkınlık getirebilir. Oysa gerçek soyut resim, sanatçısının tüm varlığıyla ortaya çıkmıştır ve her karşısında durduğunuzda sizinle sanki konuşur ve sizi bambaşka  düşüncelere götürebilir İşte yaşayan sanat dediğimiz de budur…

50 yıldan fazladır görsel sanatlarda neyin sanat neyin sanat olmadığı konusunu irdeliyordum ve sonunda net bir fikre ulaştım ve bu yazdıklarımın yanlış olduğunu ortaya koyabilecek olan herhangi bir sanat felsefecisi, de düşünemiyorum. Çünkü sanat eseri fabrikada üretilen ve planı, krokisi, formülü belli olan bir şey değildir. Sanat eseri tamamen sanatçısının fiziki ve felsefi yapısıyla ilgili tüm vücudundan bir parçadır ve böyle olunca da değerlidir…

Görsel sanatların tüm kavramlarıyla ilgili dönemlerim oldu ve en sonunda bu yazdıklarımı doğrulayan soyut çalışmalarım ile sanatta kendime geldiğimi hissettim. Çünkü soyut çalışmalarımda ortaya koyduğum eserlerimi yaşayarak yapıyordum.

Farklı bir trans içerisinde, kafamın içinde beni düşler ortamına sokan, anlam veremediğim ve bazen de hissederek keyiflendiğim düşüncelerime daldığımda, karşımdaki sanat eserimin beni de içine aldığını ve renkli bir dünyanın içinde tek başıma dolaştığımı algılıyordum… Bu bambaşka bir duygudur ve sanatçının eseriyle kaynaşmış olduğunun işaretidir… Bu yazdıklarımın ışığında bir değerlendirme yapmak istersem, örneğin her resim ve heykel eserinin bir sanatsal değeri olmadığını fakat, bir emek değeri olduğunu ve yine de bir sanatçının elinden çıktığını hatırlayarak, sanat açısından bir değerlendirmeye gidebiliriz. Burada ortaya koyduğum fark, gerçek görsel sanat eseri ile, el becerisinin bir tutulmamasıdır ki, bu da yüksek sanat yapan ile, el sanatları yapanın karşılaştırılması gibi düşünülebilir…

AKILLI KOLEKSİYONERLERE REHBER…

Duygu Yaşam

Amerika’da belli konular için yazılmış olan bazı rehber kitapların kapağında, ”Aptallar için Bilgisayar” veya ”Aptallar için Ekonomi” diye yazılır. Bu yazımın başlığında ise ülkemize göre bir slogan kullanarak, sanata yatırım yapan akıllı koleksiyonerlerimize bir dizi tavsiyelerde bulunacağım…

Ne güzel ki görsel sanatlara ilgi duyuyor ve sanatı desteklemek veya yatırım amaçlı çabalıyorsunuz. Peki bu çabalarınız ülke sanatının dünya sanatında yükselebilmesi açısından faydalı oluyor mu ve bunu hiç düşündünüz mü… Öyle ya insan bir şeyi amaçladığı zaman, amacının da en azından çevresine ve ülkesine yararlı olması kaygısını da gütmeli… Ülkemizde bu açıdan düşündüğümüzde neler görüyoruz şöyle masaya yatıralım; görsel sanatlara yatırım yapan bilinçli koleksiyonerlerimizin sayıları hiç de küçümsenecek gibi değil. Fakat sanat piyasasına yeni ilgi duyanlar için bunu söyleyemeyeceğiz. Çünkü, piyasaya yeni girmiş olanları bazı uyanık müzayedeciler ve manipülasyonu ticaretin bir kuralı gibi gören kötü niyetliler, kıskaca alarak, yanlış yatırım yapmalarına neden oluyor ve bu arada kendileri de ceplerini doldurabiliyorlar… Burada kaybeden ülkenin sanatı ve ülkemizde gerçek sanat yapan sanatçılar oluyor…

Öncelikle görsel sanatlara yatırım yapmak isteyenlerin kısa dönem için düşünmemeleri gerekiyor. Çünkü bir sanatçının üslubunu tam oturtabilmesi için yıllarını sanatına vermesi gerekiyor. Görsel sanat yatırımcıları uzun dönem yatırım için düşündüklerinde, genç sanatçıları da geleceğe dönük olarak izlemeli ve geleceği olacağı düşünülen sanatçılara da yatırım yapmalı ki, bu yatırımlarında da uzun dönemde 12 den vurmuş olsun… İşte sanata yatırım aynen 12 den vurmayı başarabilmektir ki bunu da ancak araştırma yapan, akıllı koleksiyonerler başarabiliyor ve günü geldiğinde de yatırımları, platine dönüşüyor…

İhtiyaç hissedilen bir malın reklam ile satılması kapitalizm ile idare edilen ülkelerde sonuç verebilir fakat sanatın reklam ile satılması, bizleri düşündürmelidir. Çünkü sanatın reklamı, sanatçının ne yaptığı ve nerelere kabul edildiği, hangi literatürlerde yer alabildiği, çevresine ve ülkesine veya bulunduğu coğrafyaya sanatta ne katkı yaptığı, yeteneği, kişiliği ve topluma duyarlılığı ile ölçülür. Bakıyorsunuz ülkemizde düne kadar adı geçmeyen birileri, yine birileri tarafından sanat piyasasına lanse ediliyor. Fakat lanse edilirken de, yukarıda yazdığım kriterler düşünülmüyor ve bu durumda o lanse edilenlere yapılan yatırım da ne ülkeye ne de ülkenin duyarlı sanat kesimine bir şey kazandırmıyor. Kendi çıkarları için isim lanse eden birileri, lanse ettikleri isimlerden yok pahasına aldıkları eserleri, büyük kazanç ile satarken, daha çok insanın alabilmesi ve fiyatların yükselmesi için yeni oyunlar kurarlar ve bir bakarsınız ki, o lanse edilen isimler, ülkenin prestij sanat pazarında da boy gösteriyorlar. İşte asıl yanlışlık burada başlıyor ve bu oyunlara karşı bir şey yapamayan yüksek sanatçılar kaybederken, sanat piyasası da kaybediyor. Kazançlı çıkan ise, ülkenin sanatsal açıdan yükselmesine duyarlı olmayan ve sadece ceplerini düşünen üç beş kişi ve ne hikmetse bu üç beş kişi piyasayı olumsuza yönlendirmeyi başarabiliyor…

Buradan sanata ilgi duyan akıllı yatırımcılara, sanatçıların Instagram hesaplarını takip etmelerini salık veririm. Facebook hesaplarında da sanatçılar ilginç şeyler paylaşabiliyorlar.. Yatırımcı önce iyi bir araştırmacı olmalı ve çok ince hesaplar yaparak araştırmalıdır. Yatırım yapacağı sanatçının ne yaptığını bilmeli ve ona gör hareket etmelidir. Örneğin sanatçım hala eski resimlerden yapıyorsa, yani fotoğraf makinasının çekebildiği insan figürlerini yan ayan dizerek resim diye piyasaya sürmek, eski tip resim anlayışını aşmamış olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü, resimle uğraşan hemen herkes biraz emek verdiği zaman figürleri yan ayna da dizer üst üste de… Günümüz artık çağdaş sanatın gündemde olduğu, kavramsal sanata ilgi duyulduğu ve dijital teknolojinin sanatı yönlendirmeye başladığı bir dönemi yaşıyor ve yakın gelecekte, görsel sanatların daha farklı bir kulvarı deneyebileceğini de hissediyoruz…

Günümüz görsel sanatlarında tuval resmi hala gündemde fakat tuval resminde de, ancak farklı çalışmalar ortaya koyan sanatçılar ön plana geçiyor, hala eskimiş figür anlayışı ile sanatı sürdürenler, belli, daha az eğitimli veya eğitimli olup sanattan uzak yaşamış olanlara hitap edebiliyorlar. Soyut sanat yaparken sentez yapmayı ön planda tutan sanatçılar ise, araştırmacı yönleri ve kavramsal yetenekleri ile, farklı yöntemleri deneyerek, yapılması gereken sanatın örneklerini sunabiliyorlar…

Kısacası akıllı koleksiyoncu, birileri gözü kapalı olarak bir yatırıma yöneliyor diye onları takip edeceğine, onların yanlışlarını tespit ederek, kendisine doğru bir yol çizer…