NURHAYAT ALTUNCUOĞLU Düş ile Bellek Arasında Kurulan Bir Resim Evreni

“Altuncuoğlu’nun üretimini tek bir sanat akımı içine yerleştirmek güçtür. Naif sanat, büyülü gerçekçilik, sembolizm, fantastik figürasyon ve lirik dışavurumculuk arasında dolaşan çok katmanlı bir dil geliştirmektedir.”

Yücel Dönmez

Resim tarihi boyunca bazı sanatçılar dış dünyayı betimlemeyi, bazıları ise iç dünyayı görünür kılmayı amaçlamıştır. Nurhayat Altuncuoğlu’nun üretimi, ikinci gruba yakın duran; belleği, düş gücünü ve simgesel anlatımı aynı resim düzlemi içinde buluşturan özgün bir görsel evren önerir. Onun resimleri, görünen gerçekliği yeniden üretmekten çok, zihnin katmanlarını, çocukluk anılarını, mitolojik çağrışımları ve kültürel hafızayı aynı kompozisyon içinde yeniden örgütler.

İlk bakışta izleyiciyi karşılayan şey, figürlerin yoğunluğu ya da ayrıntı zenginliği değildir; daha çok, resimlerin kendi iç mantığına sahip kapalı bir evren kurmuş olmasıdır. Her tablo, tek bir anlatıya bağlı kalmaksızın, çok sayıda öykünün aynı anda yaşandığı bir sahneye dönüşür. Bu nedenle izleyici, resmin karşısında yalnızca bakan kişi değil; tablo içinde dolaşan, ayrıntılar arasında yönünü arayan ikinci bir anlatıcıya dönüşür.

Altuncuoğlu’nun resimleri, doğrusal zaman fikrini reddeder. Aynı yüzey üzerinde çocukluk ile yetişkinlik, tarih ile gelecek, masal ile teknoloji, gelenek ile bilimkurgu eş zamanlı biçimde var olabilir. Robotlar, uzay araçları, melekler, Osmanlı mimarisini çağrıştıran yapılar, mitolojik figürler, kuşlar, balıklar, maskeler ve çocuk karakterleri ortak bir anlatı düzleminde buluşur. Bu birliktelik rastlantısal değildir; sanatçı, farklı zaman katmanlarını tek bir zihinsel coğrafya içinde yeniden kurmaktadır.

Bu yönüyle eserler, yalnızca fantastik figürasyon örnekleri değildir. Aynı zamanda bireysel belleğin kültürel belleğe dönüştüğü görsel haritalardır.

Kişisel Mitolojinin İnşası

Nurhayat Altuncuoğlu’nun resimlerinde tekrar eden imgeler dikkat çekicidir. Kadın figürü, kuşlar, balıklar, maskeler, çocuklar, sütunlar, kubbeler, tekneler, yumurtalar, düşsel yaratıklar ve melek benzeri karakterler, sanatçının giderek genişleyen kişisel ikonografisini oluşturur.

Sanat tarihinde güçlü sanatçılar, yalnızca özgün biçim dili geliştirenler değil; aynı zamanda kendilerine ait bir semboller sistemi kurabilenlerdir. Bu açıdan bakıldığında Altuncuoğlu’nun üretiminde belirgin bir ikonografik süreklilik görülmektedir. Tek tek resimler bağımsız görünse de birlikte okunduklarında ortak bir mitolojinin parçaları hâline gelirler.

Kadın figürü bu mitolojinin merkezindedir. Ancak bu kadın belirli bir bireyin portresi değildir. Anne, çocuk, tanrıça, masal kahramanı, koruyucu ya da yalnız bir ruh olarak sürekli kimlik değiştirir. Sanatçı, kadını biyolojik bir varlık olmaktan çıkarıp zamanın taşıyıcısı hâline getirir.

Naiflik ile Bilinçli Üslup Arasındaki İnce Çizgi

İlk bakışta resimlerde naif sanatın özellikleri görülebilir. Perspektifin bilinçli biçimde ikinci plana itilmesi, figürlerin anatomik gerçekçilikten uzaklaştırılması ve çocuksu oranların tercih edilmesi bu izlenimi güçlendirir. Ancak eserler dikkatle incelendiğinde bu naifliğin teknik yetersizlikten değil, bilinçli bir estetik tercihten kaynaklandığı anlaşılır.

Sanatçı, akademik perspektifi reddederken görsel anlatımın olanaklarını genişletmektedir. Figürlerin büyük gözleri, uzatılmış boyunları, donuk ama yoğun bakışları psikolojik bir anlatım dili oluşturur. Bu figürler birey olmaktan çok, duyguların ve düşüncelerin temsilcilerine dönüşür.

Bu yaklaşım, modern resimde biçim bozmanın anlatım gücünü artıran bir yöntem olarak kullanıldığı birçok örnekle aynı düşünsel zemini paylaşır.

Rengin Psikolojisi

Altuncuoğlu’nun resimlerinde renk doğanın birebir karşılığı değildir. Renk, nesneyi tanımlamak için değil, ruh hâlini kurmak için kullanılır.

Özellikle morlar, lacivertler, firuzeler, yeşiller ve altın tonları resimlere düşsel bir atmosfer kazandırır. Soğuk renklerle sıcak renklerin dengesi, dramatik karşıtlık oluşturmaktan çok şiirsel bir birliktelik kurar.

Bazı kompozisyonlarda renk, figürden daha baskın bir anlatım aracına dönüşmektedir. Böylece izleyici, resmi önce okumaz; hisseder.

Kompozisyon ve Anlatı

Sanatçının kompozisyon anlayışı klasik merkez düzenine dayanır. Ana figür çoğunlukla merkezde yer alırken çevresi küçük anlatılarla çevrilir. Bu yapı, izleyicinin gözünü sürekli resim yüzeyinde dolaştırır.

Ancak bu zenginlik zaman zaman kompozisyonun en büyük sınırına da dönüşmektedir. Bazı eserlerde olayların ve figürlerin yoğunluğu, görsel nefes alma alanlarını azaltmaktadır. Boşluk, resimde en az figür kadar önemli bir anlatım öğesidir. Gelecekte daha seçici ve sade kompozisyonlar, sanatçının sembolik dilini daha da görünür kılabilir.

Bu durum bir eksiklikten çok, olgunlaşma sürecinde yeni araştırma alanı olarak değerlendirilebilir.

Bellek ve Mekân

Nurhayat Altuncuoğlu’nun mekânları belirli bir coğrafyaya ait değildir. İstanbul’u çağrıştıran siluetler, antik sütunlar, kubbeler, düşsel şehirler ve hayali mimariler aynı resimde yan yana bulunabilir.

Bu mekânlar gerçek yerler değil; belleğin mimarisidir.

Sanatçı mekânı anlatmaz; hatırlatır.

Bu nedenle izleyici birçok yapıyı tanıdığını hisseder fakat tam olarak nereye ait olduklarını söyleyemez.

Bu belirsizlik, resimlerin şiirsel gücünü artırmaktadır.

Teknik Yaklaşım

Teknik açıdan sanatçı, yüzeyi sert darbelerle bölmek yerine ince boya katmanları ve yumuşak geçişler tercih etmektedir. Konturlar belirgindir ancak baskın değildir. Figürlerin etrafında oluşan hafif sisli atmosfer, düş ile gerçeklik arasındaki sınırın bilinçli biçimde belirsizleştirildiğini düşündürmektedir.

Bu teknik, resimlerin masalsı yapısını destekleyen önemli unsurlardan biridir.

Sanat Tarihi İçindeki Olası Konumu

Altuncuoğlu’nun üretimini tek bir sanat akımı içine yerleştirmek güçtür. Naif sanat, büyülü gerçekçilik, sembolizm, fantastik figürasyon ve lirik dışavurumculuk arasında dolaşan çok katmanlı bir dil geliştirmektedir.

Eserlerinde kimi zaman Ortaçağ minyatürlerinin anlatı yoğunluğu, kimi zaman düşsel resim geleneğinin özgür mekân anlayışı, kimi zaman da modern figürasyonun psikolojik yaklaşımı hissedilir. Ancak bu etkiler doğrudan alıntıya dönüşmez; sanatçının kişisel anlatım süzgecinden geçerek yeni bir bütünlük oluşturur.

Bu nedenle Altuncuoğlu’nun en önemli başarısı, herhangi bir üslubun temsilcisi olmaktan çok, kendine ait tanınabilir bir resim dili geliştirebilmiş olmasıdır.

 Sonuç

Nurhayat Altuncuoğlu’nun resimleri, çağdaş Türk resminde anlatı geleneğini fantastik bir duyarlıkla yeniden yorumlayan özgün örnekler arasında değerlendirilebilir. Sanatçı, figürü yalnızca biçimsel bir unsur olarak değil; belleğin, masalın ve kültürel hafızanın taşıyıcısı olarak ele almaktadır.

Günümüz sanat ortamında teknik ustalık tek başına ayırt edici değildir. Asıl belirleyici olan, sanatçının kendine ait bir dünya kurabilmesidir. Altuncuoğlu’nun eserlerinde görülen ortak ikonografi, tekrar eden semboller, şiirsel atmosfer ve düşsel anlatım, bu kişisel dünyanın giderek olgunlaştığını göstermektedir.

Sanatçının gelecekte daha sade ve seçici kompozisyonlarla aynı sembolik yoğunluğu koruması, uluslararası sanat platformlarında görünürlüğünü artırabilecek önemli bir adım olabilir. Bununla birlikte mevcut üretimi bile, izleyiciyi yalnızca estetik bir deneyime değil; bellek, düş ve zaman üzerine düşünmeye davet eden güçlü bir görsel anlatı niteliği taşımaktadır.

AKILLI KOLEKSİYONERLERE REHBER…

Duygu Yaşam

Amerika’da belli konular için yazılmış olan bazı rehber kitapların kapağında, ”Aptallar için Bilgisayar” veya ”Aptallar için Ekonomi” diye yazılır. Bu yazımın başlığında ise ülkemize göre bir slogan kullanarak, sanata yatırım yapan akıllı koleksiyonerlerimize bir dizi tavsiyelerde bulunacağım…

Ne güzel ki görsel sanatlara ilgi duyuyor ve sanatı desteklemek veya yatırım amaçlı çabalıyorsunuz. Peki bu çabalarınız ülke sanatının dünya sanatında yükselebilmesi açısından faydalı oluyor mu ve bunu hiç düşündünüz mü… Öyle ya insan bir şeyi amaçladığı zaman, amacının da en azından çevresine ve ülkesine yararlı olması kaygısını da gütmeli… Ülkemizde bu açıdan düşündüğümüzde neler görüyoruz şöyle masaya yatıralım; görsel sanatlara yatırım yapan bilinçli koleksiyonerlerimizin sayıları hiç de küçümsenecek gibi değil. Fakat sanat piyasasına yeni ilgi duyanlar için bunu söyleyemeyeceğiz. Çünkü, piyasaya yeni girmiş olanları bazı uyanık müzayedeciler ve manipülasyonu ticaretin bir kuralı gibi gören kötü niyetliler, kıskaca alarak, yanlış yatırım yapmalarına neden oluyor ve bu arada kendileri de ceplerini doldurabiliyorlar… Burada kaybeden ülkenin sanatı ve ülkemizde gerçek sanat yapan sanatçılar oluyor…

Öncelikle görsel sanatlara yatırım yapmak isteyenlerin kısa dönem için düşünmemeleri gerekiyor. Çünkü bir sanatçının üslubunu tam oturtabilmesi için yıllarını sanatına vermesi gerekiyor. Görsel sanat yatırımcıları uzun dönem yatırım için düşündüklerinde, genç sanatçıları da geleceğe dönük olarak izlemeli ve geleceği olacağı düşünülen sanatçılara da yatırım yapmalı ki, bu yatırımlarında da uzun dönemde 12 den vurmuş olsun… İşte sanata yatırım aynen 12 den vurmayı başarabilmektir ki bunu da ancak araştırma yapan, akıllı koleksiyonerler başarabiliyor ve günü geldiğinde de yatırımları, platine dönüşüyor…

İhtiyaç hissedilen bir malın reklam ile satılması kapitalizm ile idare edilen ülkelerde sonuç verebilir fakat sanatın reklam ile satılması, bizleri düşündürmelidir. Çünkü sanatın reklamı, sanatçının ne yaptığı ve nerelere kabul edildiği, hangi literatürlerde yer alabildiği, çevresine ve ülkesine veya bulunduğu coğrafyaya sanatta ne katkı yaptığı, yeteneği, kişiliği ve topluma duyarlılığı ile ölçülür. Bakıyorsunuz ülkemizde düne kadar adı geçmeyen birileri, yine birileri tarafından sanat piyasasına lanse ediliyor. Fakat lanse edilirken de, yukarıda yazdığım kriterler düşünülmüyor ve bu durumda o lanse edilenlere yapılan yatırım da ne ülkeye ne de ülkenin duyarlı sanat kesimine bir şey kazandırmıyor. Kendi çıkarları için isim lanse eden birileri, lanse ettikleri isimlerden yok pahasına aldıkları eserleri, büyük kazanç ile satarken, daha çok insanın alabilmesi ve fiyatların yükselmesi için yeni oyunlar kurarlar ve bir bakarsınız ki, o lanse edilen isimler, ülkenin prestij sanat pazarında da boy gösteriyorlar. İşte asıl yanlışlık burada başlıyor ve bu oyunlara karşı bir şey yapamayan yüksek sanatçılar kaybederken, sanat piyasası da kaybediyor. Kazançlı çıkan ise, ülkenin sanatsal açıdan yükselmesine duyarlı olmayan ve sadece ceplerini düşünen üç beş kişi ve ne hikmetse bu üç beş kişi piyasayı olumsuza yönlendirmeyi başarabiliyor…

Buradan sanata ilgi duyan akıllı yatırımcılara, sanatçıların Instagram hesaplarını takip etmelerini salık veririm. Facebook hesaplarında da sanatçılar ilginç şeyler paylaşabiliyorlar.. Yatırımcı önce iyi bir araştırmacı olmalı ve çok ince hesaplar yaparak araştırmalıdır. Yatırım yapacağı sanatçının ne yaptığını bilmeli ve ona gör hareket etmelidir. Örneğin sanatçım hala eski resimlerden yapıyorsa, yani fotoğraf makinasının çekebildiği insan figürlerini yan ayan dizerek resim diye piyasaya sürmek, eski tip resim anlayışını aşmamış olduğunu ortaya koymaktadır. Çünkü, resimle uğraşan hemen herkes biraz emek verdiği zaman figürleri yan ayna da dizer üst üste de… Günümüz artık çağdaş sanatın gündemde olduğu, kavramsal sanata ilgi duyulduğu ve dijital teknolojinin sanatı yönlendirmeye başladığı bir dönemi yaşıyor ve yakın gelecekte, görsel sanatların daha farklı bir kulvarı deneyebileceğini de hissediyoruz…

Günümüz görsel sanatlarında tuval resmi hala gündemde fakat tuval resminde de, ancak farklı çalışmalar ortaya koyan sanatçılar ön plana geçiyor, hala eskimiş figür anlayışı ile sanatı sürdürenler, belli, daha az eğitimli veya eğitimli olup sanattan uzak yaşamış olanlara hitap edebiliyorlar. Soyut sanat yaparken sentez yapmayı ön planda tutan sanatçılar ise, araştırmacı yönleri ve kavramsal yetenekleri ile, farklı yöntemleri deneyerek, yapılması gereken sanatın örneklerini sunabiliyorlar…

Kısacası akıllı koleksiyoncu, birileri gözü kapalı olarak bir yatırıma yöneliyor diye onları takip edeceğine, onların yanlışlarını tespit ederek, kendisine doğru bir yol çizer…