Burak Kutlay’ın “Eşiğin Sessizliği” sergisinde son günler

Galeri Merkür. 3 Ekim’de açılan sergi, 8 Kasım’da sona erecek.

Burak Kutlay’ın “Eşiğin Sessizliği” sergisinde son günler

ArtKritik (Özel)

Burak Kutlay’ın insan, doğa ve insanın kurduğu dünya arasındaki ilişkiyi ele aldığı “Eşiğin Sessizliği” sergisi, pazar günü sona eriyor.

Kutlay, doğanın içinde var olan insanın zamanla yapılar, imgeler ve anlam sistemleri aracılığıyla kendisine ikinci bir çevre oluşturmasına odaklanıyor. Eserlerde insan figürleri, mimari çizimler, bitkisel biçimler ve kültürel simgeler iç içe geçiyor.

Doğanın yeniden yer edindiği yıpranmış mekânlar ve farklı dönemleri buluşturan imgeler, kurduğumuz düzenin kalıcılığını sorgulamaya açıyor. İncelikli figür anlatımı ve katmanlı kompozisyonlarıyla dikkat çeken sergi, izleyiciyi doğayla aramızdaki sınırı ve bu sınırdaki kendi yerimizi düşünmeye davet ediyor.

GURUR BİRSİN SERGİSİ ART ON GALERİDE

SUNAL GEMİCİ (Art Kritik)

Gurur Birsin, 1992 Tekirdağ doğumlu. Önceki çalışmalarında harabeler, metruk yapılar ve belirsiz mekânlar üzerinden zaman, yalnızlık ve geçicilik konularına yöneliyor. 2021’de Mixer’de açılan ilk kişisel sergisinin adı da Zamanın Enkazı. Sanatçı bu sergisiyle, anlamlı bir süreklilik sergiliyor.

GURUR BİRSİN:KIRILMANIN ARDINDA KALAN

Gurur Birsin’in “Kırılmadık Bir Şey Kalmadı” sergisinde kırılma, nesnelerin yüzeyinden insanın iç dünyasına doğru yayılıyor. Çatlaklar, yıpranmış çerçeveler ve görüntüyü kısmen saklayan danteller; hafızanın, inancın ve güven duygusunun ne kadar kırılgan olabileceğini düşündürüyor.

Birsin’in resimsel ustalığı, bakışı önce ayrıntılara çekiyor. Ahşabın aşınmış dokusu, kumaşın kıvrımları ve kabartma izlenimi veren figürler, yüzey ile derinlik arasında güçlü bir yanılsama yaratıyor. Ardından bu görüntülerin taşıdığı huzursuzluk beliriyor: Kutsal figürlerin çevresine yayılan çatlaklar, dokunulmaz sandığımız imgeleri de kırılganlığın alanına katıyor.

Benim için özellikle dikkat çekici olan, bir tablonun arka yüzünü gösteriyormuş izlenimi veren çalışma. İzleyiciyi alıştığı görüntüden mahrum bırakan bu yüzey, eserin görünmeyen geçmişini düşünmeye çağırıyor. Dantel perdenin yanındaki kırık cam ve önünde asılı duran nar ise korunma, kayıp ve yaşamın devamlılığı arasında açık uçlu bir ilişki kuruyor.

Bu resimlerde kırılmanın ardından izler kalıyor; o izler de yeni anlamlar kazanıyor. Birsin, izleyiciyi kendi hayatındaki çatlaklara bakmaya davet ediyor. Serginin etkisi, titiz işçiliğin içinden yükselen bu sessiz ve kişisel karşılaşmada yoğunlaşıyor.GG

ART ON GALERİ PİYALEPAŞA’DA EŞSİZ BİR SERGİ

Sunal Gemici

İtalya’nın Stazzema kentinde yaşayan Türk asıllı sanatçı Ümit Turgay Durgun,’un “Palimpsest” isimli sergisi, Art On Piyalepaşa galeride 07.11 – 12.12.2026 tarihine kadar izlenebilecek.

Küratörlüğünü Levent Çalıkoğlu’nun yaptığı sergide, kinetik sanatın farklı örnekleri de yer alıyor.

SERGİDEKİ ESERLER HAKKINDA

Ümit Turgay Durgun’un heykellerinde ilk karşılaşma, tanıma ile tereddüt arasında gerçekleşiyor. Bir kuşu, boynuzlu bir başı, dallanan bir ağacı ya da gövdesini doğrultmaya çalışan bir canlıyı hatırlıyoruz. Ancak bakışımız biçimin çevresinde dolaştıkça bu tanıdıklık değişiyor. Organik kıvrımlar geometrik kesitlerle karşılaşıyor; bütünlük duygusu, ek yerleri ve kesintilerle yeniden sorgulanıyor.

Bu heykellerin etkisi, tanınabilir bir varlığı ne ölçüde betimlediklerinden çok, o varlığın nasıl dönüşebileceğini düşündürmelerinde yatıyor. Gövdeler uzuyor, çatallanıyor; kimi zaman bir kanat, kimi zaman bir uzuv olabilecek çıkıntılar kazanıyor. Böylece izleyici, gördüğüne kesin bir ad vermeden önce onun duruşunu, ağırlığını ve taşıdığı gerilimi hissediyor.

“Palimpsest” başlığı, bu karşılaşmayı okumak için verimli bir anahtar sunuyor. Önceki yazının izlerini bütünüyle kaybetmeden yeniden yazılan bir yüzeyi anlatan kavram, burada biçimlerin katmanlı yapısıyla ilişkilendirilebilir. Heykeller, geçmişinden bazı parçaları koruyarak başka bir varoluşa geçen bedenler gibi görülebilir. Kesikler ve birleşmeler, bu dönüşümün görünür işaretlerine dönüşüyor.

Özellikle pürüzlü alanlarla düzgün yüzeylerin birlikteliği dikkat çekiyor. Işığı kesintisiz taşıyan bir kıvrım, bir anda kırılmış izlenimi veren koyu bir bölgeye ulaşıyor. Göz, bu geçişlerde yavaşlıyor. Yüzey, dokunma isteğini harekete geçirirken biçimin oluşumuna ilişkin sorular da uyandırıyor: Neresi korunmuş, neresi değiştirilmiş, nerede yeni bir bütün kurulmuş?

Art On kurucusu Oktay Duran, Artkritik.com editörü Yücel Dönmez ile.

Mavi ve yeşil tonlar, koyu ve toprak renkli kütlelerle birlikte bu bedensel çağrışımları çoğaltıyor. Renk, hacmin farklı bölümlerini belirginleştirerek heykelin nasıl okunacağını etkiliyor. Bazı yapıtlardaki metalik, boru benzeri uzantılar ise dal, kök ve mekanik parça çağrışımlarını aynı gövdede buluşturuyor. Bu birliktelik, canlılık ile inşa edilmişlik arasında güçlü bir gerilim yaratıyor.

Kaideyle kurulan ilişki de bu dilin önemli bir parçası. Bazı örneklerde figürün altındaki yüksek, yarılmış ya da işlenmiş izlenimi veren kütle, yapıtın anlatımına doğrudan katılıyor. Heykelin nerede başlayıp nerede bittiğine dair sınır genişliyor. Duvara ve zemine düşen gölgeler de uzantıları çoğaltarak biçimin mekândaki etkisini büyütüyor.