SANATIN KARİYERİ NELER GEREKTİRİYOR?

“sanat tarihçi fakat gerçek sanatı görmeyecek kadar kör. Sanat eleştirmeni, yazarı fakat kör taklidi yapıyor. Galerici o da hırsından kör numarasına yatabiliyor çünkü ayırımdan, ayırımcılıktan yana koşuyor,”

Meslekler, kariyerler vardır farklı davranışlar gerektirir. Örneğin bir polisin rüşvet alması mesleğinde yüz karasıdır. Aynı zamanda bir doktorun ettiği yemini hiçe sayarak tıp alanında herhangi bir yanlışa göz yumması da yüz karası olarak yorumlanır ve bunun hukuka göre de cezası vardır.

Bu konuda sayısız örnekler vermek mümkündür. Fakat konumuz sanat olduğu için burada örneğin görsel sanatlar alanındaki kariyer sahiplerinin görevlerini nasıl kullanabileceklerini masaya yatıracağım; bir galerici sanatçıyla anlaşabildiği şekilde bir yüze ile çalışabilir. Fakat günümüzde sanatçıya ver parayı sana sergi yapalım ve senin tanıtımına soyunalım diyen galericilerin sayısı oldukça fazladır fakat bu galericilerin para gücüyle temsil ettikleri sanatçıların sanat tarihine kalabilmeleri olanak dışıdır. Çünkü eğer ki bir sanatçı gerçekten sanat tarihine kalıcı işler yapıyor ve yeniliklere imza atıyorsa, o sanatçıdan gerçek bir galeri para talep etmez ve sponsoru olur ki o sanatçıyla çıkacağı yolda yükselsin.

Küratör sergi düzenleyicisidir. Bir sergiyi her boyutu ile dizayn eder ve  karşılığında mutlaka emeğinin karşılığını almalıdır. Sanat eleştirmeni de öyle.  Yazdığı yayından karşılığını almalıdır. Eğer ki bir sanat eleştirmeni yazacağı sanatçıdan para talep edebiliyorsa bu affedilir bir şey  değildir. Çünkü o yazdığı yazı tarafsız olamaz. Ülkemizde ise bu konu farklı algılanıyor; sanat eleştirmeni yazdığı yayından veya gazeteden para alamıyormuş bu yüzden de  ya galericiden veya sanatçıdan para talep etmeliymiş. İşte hata burada yapılmış oluyor, sanat eleştirmeni parayla yazı yazıyorsa onun yazdığı eleştiri tarafsız olmadığı için de değersizdir. Çünkü para karşılığı gerçek eleştiri yapılamaz.   O zaman sanat eleştirmenliğine soyunan kişi bu işten para kazanamıyorsa, eleştiri değil sanatçıyı övdüğü için para aldığını da ifade etmelidir.

Aslında görsel sanatlar alanında ülkemiz diğer ülkelere göre karmaşık bir farklılık sergilemektedir bunun da nedeni, sanat piyasasında görsel sanatları derinine bilen ve güncel değerlendirebilen dürüst kişilerin sayısının çok, çok, çok az olmasıdır.

Konumuz sanat tarihçisini yorumlamak olunca da ülkemizden eşi olmayan farklılıklar gözetliyoruz; örneğin  ünlü bir sanat tarihçimiz diye adı duyulmuş. Fakat irdelediğinizde 5 bin TL den aşağı sanatçı için yazı yazmıyor. Diğer taraftan da öteden beri tuval resmi bitti bitiyor diye de yaygarasını eksik etmiyor. O zaman günümüzde olan sanatı değerlendir denildiğinde, bir sanat tarihçi olarak görmezden geliyor ve yazı yazması için de para talep ediyor. Sanki görsel sanatçı ülkemizde çok büyük paralar kazanıyor ve garibim o paradan hisse almanın peşinde. Hadi oradan sen sanat tarihçi isen ve de çalıştığın kurumdan maaş alıyorsan veya emekli isen, sanat tarihçiliğinin etik kurallarına saygılı olup, ayırım yapmadan ve yapılan ayırımlara göz yummadan mesleğinin, kariyerinin gerektirdiğini ortaya koyarsın.

Ülkemizde, gerçek sanat eleştirmeni yok, samimi olarak araştırarak yazan gerçek sanat yazarı da yok denecek kadar az (Olsaydı bugüne kadar ortaya koydukları eylemlerinden bilirdik) , gerçek küratörler var. Az da olsa gerçek galericiler var. Gerçek müzayede şirketleri de çok,çok,çok az. Elbette bunlar olmayınca  veya çok az olunca da gerçek sanatçının ortaya çıkarılması da gelecek perdeye kalıyor ki, o tiyatro perdesi de görsel sanatlarımızda hiç açılmayacak gibi. Çünkü sanat tarihçi, fakat gerçek sanatı görmeyecek kadar kör. Sanat eleştirmeni, yazarı fakat kör taklidi yapıyor. Galerici o da hırsından kör numarasına yatabiliyor çünkü ayırımdan, ayırımcılıktan yana koşuyor, dur diyen de yok. Çünkü ticaretteki serbest piyasa fikrini sanata taşımış, “istediğime önem veririm istediğime vermem. Ben görsel sanatlar piyasasında  kazanacağım parayı sanatçıdan önce görürüm, bana ne sanatta önümüzün açılması.” gibi düşünebiliyor.

Birisi bu eleştiriden sonra ortaya çıkıp, ülkemizdeki sanat piyasasında işlerin dürüstçe yürüdüğünü iddia edebilir mi? Buyurun burada yanıt hakkı da doğdu, varsa söyleyeceğiniz, noktasına virgülüne dokunmadan yer vereceğiz.

BERNARD BUFFED BASKISI YABANCI GALERİDE 2600 EURO, BİZDE MÜZAYEDE DE 2700 TL

Art4Kritik

Türkiye’nin  prestij müzayede firması Antik A.Ş’nin yeni müzayedesinde (4-10 Haziran 2020) gördüğümüz bir gerçeği dile getirmek istedik. Artık ülkemizde sanat koleksiyonu yapan kesim, müzayedelere eser vermekten kaçınıyor. Çünkü konulan başlangıç fiyatları, sanatçının gerçek fiyatını yansıtmadığı gibi, elindeki bir eseri satmak isteyen sanat koleksiyoncusuna da sanki, sen  pahalı almışsın der gibi, sanat eserini sanatçının gerçek piyasasının çok altında müzayedeye koyarak, piyasaya da o sanatçı hakkında yanlış imaj vermiş oluyorlar…

Şu anda süre giden online müzayede de gördüğümüz, artık görsel sanatlar müzayede piyasasının gerilemiş olduğu gerçeğini gösteriyor. Daha  farklı bir politika güdülmediği taktirde, ülkemizde sanat yatırımcılığının giderek anlamını yitirebileceğini düşünüyoruz. Çünkü gerçek ekspertiz yapılmıyor ve bu konuda piyasa oluşturabilecek uzmanlar yok. Çok az sayıda bazı sanatçı isimlerin desteklenerek piyasaları yükseltilirken, bir zamanlar büyük paralara pazarlanan bazı isimlerin ise bugün piyasaları, eski fiyatlarının  neredeyse dört katı altında satılıyor. Bu durumda sanat yatırımını düşünen ve bu konuda araştırma yapan insanlar, güven kaybı yaşadıkları için piyasadan çekiliyorlar.

Antik A.Ş’nin yeni online müzayedesinde ekspertiz sorunu yaşayan  bir yabancı örnek de bulduk; Bernard Buffed dünyada bilinen bir sanatçı ve bu sanatçının Balık adlı bir baskısı pazarlanıyor ve şu andaki fiyatı 2700 TL. Oysa aynı baskının yabancı bir sitedeki fiyatı ise 2600 Euro olarak görülüyor.  Bu örnek gösteriyor ki, Bernard Buffed’in  müzayede piyasası yok, yani müzayedede değer etmeyen bir sanatçı(!). Oysa 1999 yılında 71 yaşındayken intihar eden bu ressamın, milyon dolarların üzerinde satışları var ve piyasası giderek yükseliyor.

Bizim müzayedelere ve sanata yatırım gözüyle bakanlara tavsiyemiz şudur, önce iyice araştırın ve elma ile armudu aynı kefede görmeyi bırakın ve sanatın hakkını vermeye bakın ki, gelecekte alkışlanın yoksa bu gidişle geçmişteki gibi yanılgılar yaşayabilirsiniz.

  

Antik A.Ş müzayedesinde yer alan Bernard Buffed’in Tabaktaki Balık baskısı, sanatçının orijinal imzasını ve 1953 tarihini taşıyor. Yabancı bir  galeride 2600 Euro ya satılan baskı, bizdeki müzayede de 2700 TL şu anda. Bunda bir ekspertiz hatası olduğu da aşikar.

GÖRSEL SANATLAR SORUNLAR ÜZERİNE TARTIŞMA YARATACAK GÖRÜŞLER…

 Art4Critic

Rönesans sanatı çok gerilerde kaldı ve Rönesans’tan beri de dünya çok değişti… Görsel sanatların bugün geldiği noktaya bakarsak,  dün konuşulan ve yazılanların da modası ve günü geçmiş değerlendirmeler olduğu göze çarpmaktadır…

Sanatta tasarım bana göre geçmişte  sanat açısından önemli kılınıyordu fakat şimdilerde,  eserin ortaya çıkarılması için düzenlenecek olan tasarım eskizi, dekoratif bir çalışmaya hazırlıktan başka bir şey değildir…

Görsel sanatların içinde yıllarca yoğrulmadan ortaya konulacak olanın gerçekten sanat mı yoksa tasarlanarak ortaya konulan bir dekoratif unsur mu olduğuna karar veremiyorsun…

Okuldan yeni mezun olmuş öğrencilere baktığımızda, çoğunluğunun sanatın geçmiş dönemlerine bakarak bir şeyler ortaya koymaya çalıştığını, sanatın ne olduğunun ve neler yapmanın sanat olabileceğinin, pek farkında olmadıklarını görüyoruz…

Oysa sanatçı yaşadığı duygularının, hissettiklerinin sanatına nasıl yansıyabileceğinin farkında olabilendir…

MEKANİK YORUM

İki kontör çizgi çizerek içini boyamakla sanat yaptığını zanneden sanatçı adayı şunu bilmelidir ki, yaptığı gerçek bir sanat değil, günümüze göre göz boyamaktan öteye gitmeyen bir çabadır… Genelde bu değerlendirme sadece ülkemiz sanatçı adayları için değil tüm dünyada bugün sanat alanında çaba gösteren sanatçı adaylarını da kapsamaktadır…

Bakıyorsunuz  dünyanın en önde gelen müzayede firmaları kataloglarında  çok genç sanatçıların eserlerine büyük rakamlar yükleyerek sanata yatırım yapmayı amaç edinen para babalarına satmayı amaç ediyorlar… Sanata yatırım yaptığını zanneden  koleksiyoner veya sanat yatırımcısı, aslında gerçek sanatın ne olduğunu pek yorumlayamadığı için, önüne ne konulursa ona inanarak parayı bastırıyor… Satışı yapan firma da  önemli bir sanatçı yakaladığı  inancına giriyor ve bakıyorsunuz  henüz piyasaya sunulan bir isim, büyük rakamlarda satışlar elde edebiliyor… Ta ki  satın alanların hevesi geçene kadar… Sonra o eserler alıp satanların eline geçiyor ve bakıyorsunuz sanat piyasamız(!) bu sanat tacirleri ile yapılandırılmaya çalışılıyor…

Dijital YORUM

 

Peki bu satılanların önemli olduklarına kimler karar veriyor? Birtakım okullardan mezun olarak kendilerine otoriter  unvanlar verenler mi? Yoksa ticari amaçtan öteye gitmeden sanat yayıncılığı yapan  dergilerde yazanlar mı? Elbette bu  saydığımız çevrelerden  sanatı dört dörtlük yorumlayabilen ve günümüze indirgeyen isimler de bulunmaktadır fakat bu isimlerin  yüzde kaçı dikkate alınmaktadır, bilinmez…

Dünya sanat tarihinin içinde bulunduğumuz yılların çok sonrasında yazılabildiğine dikkat çekersek, bugün şişirilen ve büyük paralar ettiği iddia edilen ve büyük paralara eserleri satılan sanatçıların, gelecekte  çok önemli olmadıkları da vurgulanabilir. Çünkü dünya eskisi gibi  değil artık.. Her geçen gün çok yeni bir boyuttan bakılıyor sanata ve insan yaşamına…

Örneğin tıp alanını ele aldığımızda, nasıl ki kuduz aşısını bulan Louis Pasteur ile bir pratisyen doktor bir tutulamıyorsa, sanatta da, bilinen tekrarları ortaya koyan biri ile Van Gogh gibi sanata  yön vermiş olan sanatçı bir tutulamaz. Çünkü Van Gogh ortaya koyduğu sanatsal çalışmaları ile çağdaş resim anlayışının yaratılmasını sağlamıştır…

İşte günümüz dünyasında bu değişimler daha süratli bir şekilde oluşmaktadır. Nasıl ki dünün katılaşmış resim kurallarını Van Gogh yıkarak yeni bir  çağdaş sanat anlayışının doğmasına öncülük etmişse, günümüzde de  dikkate alınacak olan sanatçı ve sanatı çok iyi irdelenmeli, bir takım zenginlerin  çok para vererek aldıkları sanat değil, gerçekten sanatsal değere ulaşabilmiş olan sanat araştırılmalıdır… Yüksek sanat ile sanatın  birbirine karıştırıldığı günümüzde, profesyonel ile profesyonel olmayan sanatçılar nasıl ki birbirinden ayrılıyorsa, gerçek sanat yapan sanatçılar ile sanatını paraya çevirebilmek için türlü oyunlara giren profesyonel sanatçılar da birbirine karıştırılmamalıdır… Çünkü sanatı salt para amaçlı düşünen birinin gerçek bir sanat ortaya koyabileceği de düşünülemez… Çünkü sanatı satın alanlar, sanatçıyı da mal üreten biri gibi görmekten geri durmazlar… Sanatı satın alarak kazanç amaçlı ticaret yapanlar ile, sanatı irdeleyerek yüksek sanatı belirleyip alan koleksiyonerler bir değildir… Birisi  aldığı sanat eserini albenisi olmasına bakarak satın alırken, gerçek koleksiyoner  farklı bulduğu sanata odaklanarak, edindiği koleksiyonu ile  her gün ayrı bir mutluluk yaşamaktadır… Ülkemizde burjuva kesimi olmamasına rağmen  gerçek sanat sever koleksiyonerlerin sayısı hiç de az değildir… Bu koleksiyonerler  saptadıkları sanatı edinerek yarınların sanat tarihine bir hizmet amaçlamış olmaktadırlar. Bu koleksiyonerlerin  edinmiş oldukları sanat eserlerini kendilerinden kolay  satın alamazsınız. Çünkü gerçek koleksiyıoner inanarak edinmiş olduğu sanat eserine bir yerde aşık olmuştur ve aşkını üç beş kuruş uğruna elden çıkarmaz… İşte bu yüzden ülkemizde bulunan müzayede firmalarının müzayedelere çıkardıkları sanat eserleri arasında,yüksek sanatı içeren işleri pek göremezsiniz… Çünkü gerçek koleksiyoner sanatı alınıp satılan bir mal gibi değil, sahiplenilen bir eser gibi görür ve sahip çıkar…

Ülkemizde görsel sanatlar konusunda  dünya sanat platformuna çıkacak bir sanatçımız olmadığına inananlara şunu demek gerek, sahip çıkıldı da mı sanatçılarımıza ki  o platforma giremediler… Hiç mi yok yani 83 milyonluk ülkemizde  üstün sanat yapan veya yapabilecek bir yetenek… Yani  bugün Batı’dan sunulan isimlerin hepsi mi üstün yetenek? Bence  sanat açısından masaya yatırıldığında dünya sanatına bir katkıda bulunmamış olan fakat Batı tarafından şişirilerek sanata mal edilmeye çalışılan bir çok gereksiz yetenek yüzünden, gerçekten sanatta değer olabilecek  isimler  karanlıkta kalıyor…

Bugün karanlıkta bırakılmaya çalışılan sanatçılar, geçmişteki  bir çok sanatçılar gibi sonradan keşfedildiklerinde hiç mi utanmayacak  ülkemizin sözde sanat piyasası… Bence bir başka sorunumuz da, körler ve sağırların birbirlerini ağırlaması olarak karşımıza çıkıyor. Sanat piyasamızda bir türlü yok edilemeyen kayırmalar, kıskançlıklar, görmezden gelmeler yüzünden, ülkemiz görsel sanatları da iyice çıkmazın içine gömülmektedir… Şu Corona  günlerinde bile ülkemizde  sanatçısına sahip çıkan bir yönetim de yok… Sanat eseri üreterek yaşamlarını sürdüren görsel sanatçıları dikkate alan yok… Atölyelerinin kirasını ödeyebiliyorlar mı diye düşünen de yok…Garsonlar, berberler gibi gündelik çalışanlar bile dikkate alınırken, sanatçı kendi kaderi ile baş başa bırakılmıştır… Yine de Corona krizinden en kazançlı çıkacak olanlar sanatçılar olacaktır çünkü onlar sürekli üretebiliyorlar… İster Corona ister savaş olsun sanatçı üretmeden duramaz…

ÇARPIK  KURULMUŞ OLAN SANAT PİYASASI, GÖRSEL SANATÇILARA ZARAR VERMEYE DEVAM EDİYOR…

Art4Critic

Ülkemizde nedense görsel sanatlar konusunda oluşturulmaya çalışılan piyasa eleştirilere rağmen hala çarpık adımlarla gitmeye devam ediyor…

Sanatçının üzerinden para kazanmaya soyunmuş olan bir takım müzayede firmaları, paraya sıkışmış olan sanatseverlerin elindeki eserleri, kendi istedikleri fiyattan müzayedeye çıkararak, yok fiyattan satılmasını sağlıyor ve bu durumda kendi komisyonlarını da  garanti altına almış oluyorlar…

Kendilerine sorduğunuz zaman, sanatçının müzayede piyasası diye saçma bir neden gösteriyorlar… Görsel sanatları bir borsa havasına sokarak kendi istedikleri gibi yönetmeye kalkan bir takım müzayedeciler, ülkemiz sanatının da  önünün açılmasını engellemiş oluyorlar…

Örneğin bir sanatçının güncel piyasası belli bir büyüklükteki resimde diyelim ki 20 bin TL. Elinde o sanatçıdan eser olan ve  paraya sıkıştığı için satmaya kalkan sanatsever veya sanat koleksiyoncusu, müzayede firmasına başvuruyor ve müzayede firmasına elindeki sanat eserine  20 bin TL verdiğini söylediği halde kendisine, “Hayır o fiyattan koyamayız çünkü sanatçının işleri müzayedelere pek çıkmamış ve müzayede piyasası yok. Biz bu eseri 3-5 bin TL den ancak koyabiliriz” diyerek, paraya sıkışmış olan kişiyi kendi dedikleri fiyattan müzayedeye koymaya zorlamış oluyorlar…  Bu durumda müzayedeci  yüzde 30 komisyonunu alarak kazancını garantilemiş oluyor çünkü düşük fiyattan müzayedeye konulan eser kolayca satılabiliyor… Fakat bu durum eserin sanatçısının sanat piyasasını etkileyerek, galeriden güncel fiyatında eser almış olan koleksiyonerleri arasında bir şüphe uyandırıyor ki, bu davranış gerçekte etik değil ve sanat piyasası borsa gibi kullanılarak  fiyat konusunda ters açıdan manipülasyon yapılmış oluyor ve borsada suç sayılan manipülasyon burada sanatçının sanat değerine de bir saldırı olduğu halde, neden suç sayılmıyor bu konunun ele alınması gerekiyor…

İlle de para kazanacak diye sanatçının güncel değerini düşürmeye  bir müzayedenin hakkının olmadığını düşünüyoruz…

Diyeceksiniz ki müzayedelerde zaman zaman baş yapıt adı altında eserler pazarlanıyor ve yüksek fiyattan bazı sanatçıların eserleri satılıyor bu nasıl oluyor? Türkiye’de müzayedede  yapılan bu durum, başka ülkelerdeki sanat müzayedelerinde karşınıza çıkmaz… Tanınmış bir sanatçının güncel galeri değeri altında eseri müzayedeye konulmaz. Zaten müzayedeye veren koleksiyoner öyle bir durum ile karşılaşsa sanat dünyası karışır. Konu müzayedecinin kazancını garanti altına alması değil, aynı zamanda sanatçının da yükseltilmesi ile ilgilidir. Bir sanatçının eserlerinin sanat değeri yüksekse ve hakkında çeşitli yayanlar yapılmış, uluslar arası literatürlerde yer alıyorsa o sanatçının müzayedede eser fiyatını aşağı çekmek, hem etik değil hem de sanat üzerinden para kazananın kendi ayağına kurşun sıkması gibidir…  İlle de birkaç sanatçının üzerinden birilerini zengin edebilmek için sanat piyasasını kontrol altına almak kimsenin haddi olmamalıdır… Bir kere bizdeki müzayedecilerin sanat eksperi yetersizdir çünkü yeterli sanat eksperine sahip olsalar sanat değeri olan eserleri yok pahasına müzayedeye çıkaramazlar. Sanat değeri olan, ilkleri başarmış bir sanatçıyı desteklemeleri gerekirken yerden yere vurmaya çalışmak, ülkenin sanatına da sanatçısına da zarar verir ki, bunu vicdanı olan hiç kimse kabul etmemelidir…

Türkiye’deki müzayedelerin gerçeği şudur; birileri sanatçılardan stok yapar ve  müzayedelere vererek satış yapar ve bunu yapanlar düşük fiyatta  koydukları sanatçıları zamanla fiyat yükselterek geleceğe kalacak ve fiyatı artacak sanatçılar olarak lanse ederler. Bu durum bazı sanatçılar için doğru olabilir fakat yapay olarak fiyat arttırılması sonucunda  bir zaman sonra fiyat düşüşleri de ortaya çıkabiliyor ve bu durumda da sanat eserine yatırım yaptığını sanat sanat severler para kaybetmiş oluyorlar… Türkiye’de bu durum birkaç kez yaşandı ve şişirilmiş fiyatlarla sanat eseri almış olanlar mağdur oldular…

Sanat değeri yüksek olan sanatçılar günümüzde bilinçli koleksiyoner tarafından izleniyor ve  koleksiyonerler kimsenin etkisinde kalmadan geleceğe kalacak olan sanat eserlerine kavuşuyor ve bu gerçek koleksiyonerler kesinlikle özel bir durum olmadan müzayedelere eser vermiyorlar…

Ancak bazı durumlarda koleksiyoınerden müzayedelere eser verildiği zaman da, sanatçının güncel galeri fiyatının göz önüne alınması gerekir ki, ülkemizin sanat galerileri de güç durumda kalmış olmasın. Bugünkü durumda müzayedelerin galerilere karşı sanki savaş açtığı bir durum yaşanıyor ve galeriler sürekli kapanarak, sanat piyasasının da gerçek anlamda oluşması önlenmiş oluyor…

Müzayedelerde deneyimli ekspertiz uzmanı olmadığı için, sahte eserlerin de pazarlanabildiği, hatta sanatçıdan dolandırılmış eserlerin müzayedelerde görüldüğü de bilinmektedir…  Ülkemizde  müzayedelerde bugüne kadar milyonlarca TL’ye satılan eserler de oldu fakat o eserler ile ilgili olarak sağlam bir ekpertiz raporu görmedik. Sadece uydurulmuş bir hikaye ile satışa çıkarılan bir eser baş yapıt olarak milyonlarca liraya pazarlanamaz. En azından o eserin bir karbon testinin de yaptırılmış olması gerekmez mi ki satın alanın da içine sinsin… Birdenbire X sanatçının bilinmeyen bir eseri çıkıyor ortaya ve bakıyorsunuz eserde orantısızlıklar da var ve hikayesinde de eserin  aniden bir yerde bulunmuş olduğu yer alıyor. Bu durumda  inandırıcılık nerede kalıyor…

SANATTA KİMİN GELECEĞE KALACAĞINI MÜZAYEDELER DEĞİL, ORTAYA KONULMUŞ OLAN SANAT DEĞERİ BELİRLER…

Türkiye’de hangi sanatçının geleceğe kalacağını müzayedeler değil, sanatçının ortaya koymuş olduğu sanat değeri belirler. Bunu anlamak o kadar da zor değildir. Önce sanatçının yaptığı eserler için nasıl çalıştığı, araştırmalar yaptığı ve bulunduğu coğrafyadan etkilenip etkilenmediği veya dünya görsel sanatlarına herhangi bir yenilik getirmek için uğraşı verip vermediği, dünya görsel sanatlarında herhangi bir ilki başarıp başarmadığı, şimdiye kadar girmiş olduğu literatürler, müzeler (Bugün dünya üzerinde bir çok müzeler  hediye eser kabul ederler ve hediye edilen eserleri sergilenmeyecek ibaresi ile alır depolarına koyarlar. Bugüne kadar bizim bildiğimiz sadece Burhan Doğançay’ın Gogenheim müzesinde  bir eserinin sergilenmiş olduğudur… Doğançay’ın Metropolitan müzesine hediye edilen baskılarının da sergilenmeyecek şekilde kabul edildiğini Metropolitan müzesi teyit etmişti.) sanatçının herhangi bir uluslar arası müzede etkinlik, sergi yapıp yapmadığı, yurt dışındaki bir galeride sergi Açıp açmadığı, hakkında yazılmış eserler bulunup bulunmadığı, tanınmış yabancı bir eleştirmenden eleştiri alıp almadığı, yaşı, eğitimi ve eserlerinin özgünlüğü ve daha başka bilgileri de  göz önüne alınarak değerlendirilmelidir…

Müzayedelerde yabancı sanatçılardan neredeyse kopya olan eserlerin yüksek fiyattan pazarlandığını gördükçe, sanat piyasasının ya olmadığını veya yanlış kurulmaya çalışıldığını görüyorsunuz…

GÖRSEL SANATÇILAR ODASI KURULMALIDIR…

Görsel sanatçıların haklarını korumak için öncelikler bir görsel sanatlar odası kurulmalı ve  ressam, heykeltıraş, yeni teknolojileri kullanabilen sanatçılar korunmalı ve düzgün, etik sanat piyasasının oluşturulması gerekmektedir… Şayet  görsel sanatçılar odası kurulursa, ülkemizdeki galerilerin de daha sistemli bir  duruma gelecekleri ve bugün müzayedeler yüzünden yok olmaya yüz tutmuş galerilerimizin korunmuş olacağı bilinmektedir…

Sanat eserleri üreterek ülkemizin sanat açısından yükselmesine katkıda bulunan görsel sanatçıların da bir meslek sahibi oldukları bilinmeli ve gerekli saygı, sevgi gösterilmelidir…

(BU YAZILARIMIZ DEVAM EDECEK BİZİ İZLEYİN…)

ÇAĞDAŞ SANATTA DEFORME PORTRE MODASI VE BATI’YA ÖYKÜNME.

Art4Critic

Çağdaş sanatta deforme portre modasına  ülkemiz sanatçılarının da ilgi gösterdiği görülüyor. Genellikle genç sanatçıların odaklandığı deforme portre çalışmalarının nedense yabancı sanatçıların yaptıklarından bir fark ortaya koymaması, acaba yabancıların yaptıkları gibi resim yapmanın önemimi ülkemiz sanatında ön plana çıktı diye kafaları karıştırmaktadır.

Yabancı sanatçılara özenircesine ortaya çıkan portre çalışmalarının, ülkemizde önemli sanat pazarlayıcıları tarafından sunulması ise ayrıca şaşırtıcı bir durum olarak gözüküyor.

Ryan Hwett deforme portre çalışmalarından iki örnek

 Şahin Demir çalışmalarından 3 örnek.

Türkiye binlerce yıllık medeniyetlere sahne olmuş bir ülkedir. Bizim ülkemiz sanatçıları için sınırsız kaynaklar bulunduğu halde yeni kuşak sanatçıların neden Batı’dan yola çıkarak sanat yaptıklar, bilge sanat tarihçileri de şaşırmaktadır.

Konuyla ilgili olarak bilgisine başvurduğumuz bazı sanat tarihçileri ve görsel sanatlar uzmanları, yeni kuşak sanatçıların daha çok satabilecekleri şekilde eserler ürettiklerine değiniyorlar. Ülkemizde yabancı sanatçıların yaptıklarının benzerlerini yapmanın, sanki önemli olduğunun bazı belleklere yerleştirildiğini belirten bazı bağımsız sanat adamları, “o zaman yeni bir şey üretmeye gerek yok ki. Aç Interneti örnekler al ve üzerinde çalış oldu sana sanat” diyerek, konunun acıklı durumunu vurguluyorlar.

Bir zamanlar Belçika’da Avrupa Birliği binasında açılan, ülkemizden çağdaş sanatlar sergisi, Avrupalı parlamenterlerin de oldukça ilgisini çekmişti. Hatta bir parlamenterin, “Türk sanatçılar bizler gibi resim yapabiliyorlar demek ki sanatta da ilerleme kaydedilmiş” gibi bir laf etmişti ve o parlamenterin söylediği bizim medyada övünç meselesi olarak ele alındı.

Andrian Ghenie deforme portre çalışmalarından bazı örnekler.

Erdoğan Zümrütoğlu deforme portre çalışmalarından bazı örnekler.

Görsel sanatlarda ülkemize prim yaptırmak için özellikle yurt dışına götüreceğimiz sanatımızı, bize özgü ve bizim coğrafyamızı vurgulayan sanatçılardan seçmemiz gerektiği konusunda hassas olmamız gerekmektedir. Batı’ya Batı’dan örnekler sunmaya kalktığımız zaman ilgi de görmeyiz, bir yere de varamayız . Şimdiye kadar zaten bu politika doğru olsaydı, ülkemizden de dünya sanat piyasasına özgün sanatçılar sunabilirdik. Sunabildik mi diye bir soru sorsak yanıtı elbette ki hayır olacaktır.

Antony Micallef çalışmalarından bazı örnekler.

mde

mde

dav

mde

mde

ÜLKEMİZDE GÖRSEL SANATLAR ESERLERİNİN DEĞERLENDİRMESİ ÇİFTE STANDART TAŞIYAN BİR OYUN GİBİ…

Maniplasyon borsada suç sayılırken, sanatçı üzerinden yapılanı ise, bugüne kadar dikkate alınmadı…

Görsel sanatlar üzerinden kurulmaya çalışılan fiyatlandırmalar, sanatın yatırımcısına bir tuzak olarak da adlandırılıyor…

Duygu Yaşam

Ülkemizde görsel sanatlar üzerinde al-sat kesimine yönelik sözde sanatsal değerlendirmenin tamamen  ticari amaca yönelik bir oyundan ibaret olduğu öteden beri söylenirdi… Bu doğrultuda sanatçının  emeğinin,  sanatçıya zarar verecek nitelikte algı operasyonuna çevrilmeye çalışıldığı dikkatleri çekmektedir… Şöyle ki, ekonomik krizden söz edilerek bazı isim yapmış sanatçıların şaibeli eserlerinin bile, yok fiyatına  satılmaya çalışıldığı, sanatçının haberi olmadan  sanatçı adına değerlendirmenin keyfi bir amaçla yapıldığı ve bu şekilde bazı sanatçıların hali hazırdaki piyasa değerlerine zarar verildiği görülmektedir… Ülkemiz görsel sanatlarının dünya piyasalarında önünün açılmasına bir risk olarak görülen bu uygulamaların, bazı müzayede firmaları tarafından da uygulanması, ülkemizde sözde adından bahsedilen görsel sanatlar piyasasının nasıl çarpık bir şekilde kurulmuş olduğunu ve nasıl ehliyetsiz, sorumsuzluklara yol açtığını gözler önüne taşımaktadır…

Müzayede şirketleri sanki sanatçının değerini müzayede belirler mantığı ile, sanatçının müzayede piyasasının oluşmasını,  önemli sanatçı olmaya yönelik bir araç gibi göstermeye çalışıyorlar… Bu yüzden de müzayedelerde sanat ile zanaatın bir arada karıştığı, kopya ile gerçeğin  ayırt edilmeden üstelik de dengesiz bir fiyatlandırma ile satılmaya çalışıldığı görülmektedir…

Sanat eserinin bir mal olarak görüldüğü çarpık yapılanmış sanat piyasasında, sanki ikinci el bir eşya muamelesi yapılan sanat eserlerinin, güncel değerleri ve sanatsal önemi göz önüne alınmadan üstelik reklam edilerek piyasaya sunulması karşısında, sanatçıların telif haklarına da tecavüz edildiği ileri sürülmektedir. Bir görsel sanatçı sanat eserini sattığı zaman, telif hakkını da satın alana vermemişse, o satın alanın eseri satarken herhangi bir şekilde kamu oyuna reklam etmesinin, izne bağlı olması gerekmektedir… Telif hakları kanununda bu reklam etmenin, müzayede şirketlerine bir ayrıcalık olarak tanınmasının, sanatçı haklarına  bir saygısızlık olduğu ve sanat eserinin her hangi bir ikinci el eşya muamelesine uğramasına yol açtığı görülmektedir…

Müzayede şirketi unvanına sahip olan bir kuruluş için ülkemizde herhangi bir kuralın uygulanmamasının da, görsel sanatlar piyasasının oluşmasını negatif açıdan etkilediği, müzayede şirketi kuracak olanların belli kurallara tabi olmasının gerektiği ileri sürülürken, bu konuda bir Fransa ve başka ülkelerin uygulamalarının da örnek olarak alınması gerektiğine değiniliyor…

Bir sanatçının  eserini elde etmiş olan bir kişi, o sanatçının eserini müzayede şirketine  verdiği zaman, şirketin fiyat değerlendirme yetkilileri yani exspertleri sanatçının sanatsal değerine ve piyasasının güncel durumuna bakarak bir değer tespit ederler ve müzayedeye o fiyat üzerinden alt ve üst değerler belirtilerek konular ve bu bütün dünyadaki müzayede şirketlerinin uyguladığı bir kuraldır… Bizdeki müzayede uygulamalarında sanki kelepir bir sanat eseri varmış algısı yaratılarak, sanatçının haberi bile yokken kendi kendilerine tespit ettikleri bir fiyatı koyarak, üstelik de sanat eserinin görselini, sanatçının adını da kullanarak reklam edenler, ne sanata ne de sanatçıya bir saygı gösterdiklerinin mesajını veremiyorlar… Sanatçı ve sanat eseri pazarlayıcısı arasında oluşan bu saygısızlığın da ülkemiz sanatına  zarar verdiği, sanatçıyı  psikolojik açıdan rahatsız ettiği ve bunun sonucunda da sanata olan güvenin sarsıldığı bilinmektedir…

Bir sanat eserini herhangi bir reklam şirketinin reklamlarında kullanma hakkı nasıl yok sa, bir müzayede şirketinin de para kazanma amacı ile sanatçının eserini reklam ederek ticari kazanç elde etmesine de hakkı olmamalıdır. Çünkü her iki örnek de aynı amacı  göstermektedir ve anayasada  emsal olan benzerliklerde ayırımcılık olmayacağı da açıkça görülmektedir……

Ayrıca  bir sanat eserinin ilk satıştan sonra  tekrar satılması halinde, sanatçıya  verilmesi gereken  yüzde miktarının da, kanunda gösterildiği halde, bugüne kadar hiçbir sanatçıya verilmemiş olmasının bu piyasanın ne derece ciddiyetten uzak çalıştığını da ortaya koymaktadır…

Ayrıca bu payın verilmemesi için de bazı taktiklerin kullanılması, sanatçının bilinerek mağdur edilmesi fikrini de doğurmaktadır…

GÖRSEL SANATLARDA MANİPLASYON…

Borsada maniplasyon yapmak suçtur…  Görsel sanatlar piyasasını da müzayedeler ile bir borsa şeklinde kullanmak ve bu piyasada maniplasyon yapmak nedense suça girmiyor… Satılmamış eseri satılmış gibi göstermek, eseri satışa koyanın yine kendisinin yükselterek satın alması ve böylelikle  görsel sanatlar eserlerini yatırım amaçlı olarak satın alanlara karşı bir suni fiyat algısı yaratılması, aynen borsada olduğu gibi  hisselerin değerlerinin suni şekilde yükseltilmesi ile eşdeğer değil midir… Sonuçta borsada para yatıranlar da yatırımcı, sanat müzayedesinde para yatıranlar da… Peki birinde suç olan algı operasyonu diğerinde neden suça girmiyor, belki de bugüne kadar dillendirilmemiş olmasından kaynaklanmasın…

Sanat piyasasında yatırımcıya karşı suni algı yaratmanın da suç sayılması için, sanatçıların odası sayılabilecek olan UPSD’nin devreye girmesi ve bu tür aksaklıkların düzeltilmesi için tüm üyeleri ile birlikte söz birliği etmesi gerekmektedir… Ayrıca müzayedelerde resmi bir denetçinin bulundurulması da bu tür aksaklıkların önüne geçilmesini sağlayabilir…

SANAT DÜNYASINDA ETİK SAYILMAYAN MANİPLASYON YATIRIMCIYA VE SANATÇIYA ZARAR VERİYOR…

Aslında dünya çapındaki sanat müzayedeleri ile sanat dünyasında bulunan  irili ufaklı müzayede şirketleri, galericilerin kendi sanatçılarına teklif vererek onların fiyatlarını yükseltme amacı taşımalarına göz yumarlar. Borsa da ahlaki olmayan bu durum nedense sanat piyasasında umursanmaz ve bu durum da, sanatı etik olarak tanımlayan galeriler ile, gerçek sanatçıların zarara uğramasına yol açar…

Ülkemizde ise, bu durum daha farklıdır; bizde sanatçının değerini yükseltmek için galerilerin maniplasyon yapabilmeleri  finansal açıdan pek mümkün olmadığı için bu konuyu bilinen birkaç galerinin  uyguladığı şaibesi dolaşmaktadır. Zaten bu şaibelere neden olan sanat piyasasındaki isimler ve galeriler de kolayca tahmin edilebilir… Çünkü yıllardır sanat piyasamızda belli bazı isimler dışında fiyatları yükselenler olmadığı için, uygulanan maniplasyonun belli bir kontrol altında yürütüldüğü de düşünülebilir…

 

DÜNYA SANAT PİYASASINDA  MANİPLASYON YAPILDIĞI EN BİLİNEN İSİM DAMIEN HIRST…

Bir sanat eserinin ve sanatçısının değer taşıyabilmesi için, sanatsal açıdan bir çok kriterleri geçmiş olması gerekmektedir… Fakat dünya sanat piyasasında da örneğin bir Damien Hirst gibi arkasında finans desteği olan bir çok ismin hak etmediği halde, sanat piyasasından yüksek oranlarda nemalandıkları bilinmektedir. Fakat bu tür sanatçıların gelecekte sanat tarihinde hiç de iyi anılmayacakları, sanat piyasalarındaki ahlak dışı kumara alet oldukları sürekli anılacaktır… Burada  aklımıza takılan soru şu olmalıdır; yabancı sanat piyasalarında bir çok sanatçıların değerleri maniplasyon yapılarak yükseltiliyor. Peki bizim sanat piyasamızda neden birkaç ismin dışında sanatçıların eserleri kelepir fiyatına sürekli düşürülerek pazarlanmaya çalışılıyor? Bunda amaç nedir diye düşündüğümüzde ise ortaya, organize bir çalışma yürütüldüğü iddiası çıkıyor… İşte bu iddianın üzerine giderek,  ahlaki, etik ve dürüst bir sanat piyasasının oluşabilmesi için, devletin, sanat ağırlıklı sivil toplum kuruluşlarının, sanatçıların ve  sanatta uygulanan maniplasyon yüzünden mağdur olan galerilerin  bu konuya karşı duyarlı olmaları ve gerekenin yapılması açısından adım atmaları gerekmektedir… Çünkü ülkemiz dışındaki ülkelerde  sanatçının değeri organize bir şekilde düşürülmeye çalışılmaz. Müzayedecilerin bu konuya karşı arz talep seçeneği ile yanıt verdiklerini düşündüğümüzde ise,  sanatçının galerilerde satılan eserlerinin fiyatlarının altında müzayedelerde satılmaya çalışılmasının, sanatçının piyasasının düşürülmesine yol açtığı ve galeri müessesesinin de aynı oranda zarara uğradığı görülmektedir… Bu konuda konuşpan bazı sanatçılar şunu söylemekteler, “ Galeride  eserimizin satış fiyatı bellidir. Müzayedeler eserlerin fiyatını neden kendi düşüncelerine göre koyauyorlar. Sonuçta müzayedeye eser verenler eseri daha önce ne kadara aldıklarını söylüyorlar fakat müzayedeler fiyatı biz koyarız ısrarı ile, sanatçının fiyatını kelepir düzeyine çekerek müzayedede öyle pazarlıyorlar. Bu durumda ise, sanatçının eserini daha önce  farklı fiyata almış olan yatırımcı, kendisini galerinin kazıklamış olduğu düşüncesine kapılabilir ki aslında bu doğru değildir. Kendisini  düşük değerde satmaya zorlayan müzayededir ve bu çarpık, etik olmayan duruma bir son verilmelidir.”

 

SANAT ESERİNİN VE SANATÇISININ GERÇEK DEĞERLENDİRİLMESİ…

Görsel sanatlar dünyasında milyonlarca sanatçı kendi üretimlerini paylaşırken, bazı sanatçıların aradan sıyrıldıklarını ve  sanat tarihine mal olacak çalışmalar içinde olduklarını görüyoruz. Bunu belirleyen nedenlerin başında, sanatçının kendine özgü bir dünya oluşturmuş olması ve görsel sanatlar dünyasına bir yenilik sunması olarak görülüyor… Sanatçı  yaptığı yeniliği sunarken, kendi felsefesini ve topluma vereceği veya vermek istedi mesajını veya mesajlarını da çalışmalarına  ekler ve gerektiğinde ise, yaptığı çalışmaların okumasını, yani neler ifade etmek istedğini yazılı olarak yapabilir… Öyle içimden geldiği gibi yaptım, tesadüfü yarattım veya mobilyanın rengine göre tasarladım demek başka, felsefesi ve mesajı ve de ortaya koyduğu imajı ile sunmak daha başkadır… İçinden geldiği gibi yapmak, tesadüfü yaratmak veya mobilyanın rengine göre tasarlamak da bir sanattır fakat bu sanat, dilimizde zanaat olarak söylenen bir  konumdadır ve gerçek sanatsal yaratıdan farklıdır… Yani duvar ustası düşünün, müthiş bir ustalıkla duvar örebilir fakat o usta,  o duvarın nasıl örülmesi gerektiğinin planını yapan mimarın belirlediği şekilde bir ustalık göstermektedir ve sadece ustadır… Görsel sanatlarda da, artık günümüzde fotoğrafın, videonun  teknolojik olarak uç boyutlara ulaşması ile sanat, felsefe ve mesajlarını da içine alarak sanatçıyı aynen bir mimar ve mühendis gibi  yeni bir olgu yaratmaya itmiştir.  Artık sanatçı fotoğraf gibi resim yapıyor diye sanatçı sayılmıyor… Sanatçı beynini, yeteneğini, kullanarak felsefesini kurabildiği ve toplum ile iletişimini sağlayabildiği mesajı veya mesajları ile bir bütün oluyor… Diğer, sadece fotoğraf gibi el, fırça veya kalem ustalığı ile resim yapanlar ise sanatın zanaatkar kısmını oluşturuyorlar ve onlar da kendi kulvarlarında sanat yapıyorlardır ve talepte görürler…

DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR…

Görsel sanatlar piyasasında bugüne kadar  yaptıkları uygulamalar ile sanat dünyasına sanatsal açıdan güven vermemiş olan sözde bazı sanat pazarlayıcıları ki bunlara bazı müzayede şirketleri de dahildir, bundan sonra bir sanatçı ve sanatı üzerinde değerlendirme yapacakları zaman daha dikkatli olmalıdırlar…

Örneğin eserini satacağı sanatçıyı tanımıyorsa ve sanatçı yaşıyorsa, sanatçıya ulaşarak bilgi almalıdır. Çünkü sanatçıya saygı göstermeden sanatçı üzerinde kazanç elde etmeye çalışanlar günün birinde, kendilerinin de zor durumda kalacağını bilmelidir…

Öncelikle  bir sanat müzayede şirketinin, sanatsal açıdan değerlendirme yapacağı bir kurulu olmalıdır ki, güven elde edebilsin… Örneğin sanatçı sanat dünyasında yer almış bir çok yabancı literatüre girmiş, dünya görsel sanatlarında ilkleri var ve 50 yıla yakındır sanat yapıyor ve siz bu sanatçının üstelik de şaibeli bazı eserlerini olmadık bir fiyat ile müzayedeye koyuyorsunuz… Bu durumda sizin ciddi bir sanat pazarlayıcısı olduğunuza kim inanır. Veya inanıyorlardıysa da bundan sonra ve bu tür yayınlardan sonra kim inanır… Yahu sanatçı yabancı bir ülkenin en önemli bir sanat müzesinde yer alabiliyor, hakkında bir çok yayın yapılmış fakat bizim ülkemizin çarpık sanat piyasasındaki  bazı sözde sanat satıcıları için bunun bir değeri yok… Çünkü sanatçının değerini tartışacak, gündeme getirecek bir kaygıları da yok çünkü sadece ceplerine atacakları paraya bakıyorlar… Bu durumda ülkenin görsel sanatlar dünyasında önü açılabilir mi? Ve bugüne kadar yapılan onlarca bienal ve sanat fuarları ile sanat dünyasına ülkemizden bir star sunamama nedeni de bu ilgisizlik ve kaygısızlıktır…

Sanatı pazarlamaya soyunmuş olanlar önce sanatçının değerine ve yaptıklarının dünya sanatında ne kadar değerli olduğuna odaklanmalıdırlar… Sanattan para kazanmaya soyunmuş olanlar sanatçıya gereken değeri verip saygıyı göstermeseler kurşunu kendi ayaklarına sıkmış olurlar ki bu da sanat piyasasının gelişmeden yok olmasına yol açar… Bugün sadece üç beş sanatçıyı pazarlayıp diğer sanatçıları uvertür olarak kullanma amacı güdenler şunu iyi bilmelidirler ki, ülkemizde bilinçli koleksiyonerlerin sayısı hiç de az değil ve onlar sanatçıya gereken değeri vererek koleksiyonlarını yarınlara hazırlıyorlar… Ortada sorun yaratanlar ve sanata saygının yitirilmesi için bilerek veya bilmeyerek alet olanlar ile gerçek koleksiyoncuların ilgisi yoktur, onlar sadece al-satçı kesim ile eskici pazarı gibi bir sanat piyasası yaratmışlardır ve bu piyasa da kendi kendini yok etmeye namzettir…

Sanatı pazarlayan bazıları önce kendilerine bir baksınlar sonra da üzerinden kazanç elde etmek için pazarlamaya çalıştıkları sanatçıya, o zaman göreceklerdir ki, sanat ta sanatçı da kullanılacak bir meta değil, özenilecek bir değerdir…

(Gelecek yazımızı bekleyin: TÜRKİYEDE Kİ SANAT MÜZELERİ GERÇEĞİ…)

 

Gülten İmamoğlu’nun akışkan eserlerindeki renkçi felsefesi…

Duygu Yaşam

Gülten İmamoğlu bir akademisyen fakat onun akademik kariyerinden çok beni sanatı ilgilendiriyor. Renkçi bir felsefeye sahip olan İmamoğlu, aslında resim yaparken, bulunduğumuz coğrafyanın geçmişinden bugüne kadar olan dönemini, renkleriyle oluşturduğu mısralarıyla adeta şiire çeviriyor. Onun resimlerine bakarken renkler size bir çok şey çağrıştırabilir… Bu coğrafyanın çok kültürlü, tarihsel ve de mistik katmanlarını sanatçının bilinçli olarak üst üste bindirdiği renk katmanları arasında sezinleyebiliyorsunuz.

Renklerin dansıdır Gülten’in çalışmaları. Coşkunun çığlığıdır, bazen de duygunun renklerle yüklenmiş halidir ki, bu duyguyla onun resimlerini izlediğinizde, umut mesajı alır ruhsal olarak da arınırsınız…

Zamanı ve varoluşu iç içe geçiştirerek sorgulayan sanatçı son derece akışkan kullandığı boyama tekniği ile belki de bu coğrafyanın surekli katmanlaşarak degişen cok kültürlü yapısına gönderme yapmaktadır. Sanatcı’nın kendine has tekniğinde boyanın akışkanlığı ile zamanın zapt edilemez akışkanlığını örtüştürdüğü bilinmektedir. Son derece ustalıklı bir şekilde boyanın gerçekliğine hükmederek tuval yüzeyinde kontrol altına almaya çalışması sanatçının zamana hükmetme hissiyatını düşündürmektedir . Bir tür zamanın efendisi olma çabasına giren Imamoğlu yarattığı soyut heykelsi formlar ile de bir ressam değil heykel traş ustalığı ile karşımıza çıkmaktadır. Bir çok soyut sanatçının aksine onun renkleri yüzeyde eriyip kaybolmaz gizli figürsel yapı kendini gösterir. Bu tekniği ile belleğinde canlandırdığı biçimleri akışkan renkleri ile buluşturarak, rengarenk bir coşkunun selini de yaratan İmamoğlu, geleneksel bir renk anlayışının çağdaş sentezine ulaşarak kendisine has üslubunu ortaya koyuyor…

Renklerin dengesi bazen de dengesizlik içinde denge arayışı onun resimlerindeki gizemi hissetmemizi sağlayarak, renk armonisinin içinde kendimizi aramamıza yol açabiliyor…  Onun renkçi  yüzeylerinde hayal dünyamızı kullanabiliyor, bazen bir Robinson yalnızlığında doğayla yaşamımızı kurmaya çalışırken, bazen de renkli bir karnavalda kendimizi bulabiliyoruz; aslında sanatçının bizlere vermek istediği de budur: sanatın düş dünyasına yolculuğu…

Nişantaşı Maji galerideki sergisinde İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu da ağırlayan sanatçı, Fox TV’nin ünlü sunucusu İsmail Küçükkaya’ya ve bir çok ünlü isme  sanatıyla ilgili önemli bilgiler verdi.

 

Maji Galerinin sahibesi ünlü iş kadını Gaye Donay, Gülten İmamoğlu’nun  uluslar arası başarılarıyla ülkemizin sanat imajını yükselttiğine ve ülkemizde desteklenmesi gereken sanatçılardan biri olduğuna değindi..

Dünyanın önemli galerilerinde sergiler açan İmamoğlu’nun iki eseri Las Vegas South Nevada Fine Art Museum’un daimi koleksiyonunda yer alıyor. Bir eseri de Almanya Haggen Osthaus Musseum’da sergilenmekte. Sanatsal ve akademik başarılarından ötürü Amerikan Biyografi Center tarafından “2011 Yılın Kadını” ödülünü alan İmamoğlu, uluslararası alanda çok sayıda onursal ödüle sahip. Eserleri, ünlü moda tasarımcısı Juan Carlos’a ilham erdi ve Carlos İmamoğlu’nun eserlerinden yola çıkarak özel bir koleksiyon da hazırladı.

 

Gülten İmamoğlu’nun ‘’Estetik Kehanet’’ adlı sergisi Kasım sonuna kadar izlenebilecek

Yücel Dönmez

Kavramsal sanat her ne kadar estetiğe karşı bir duruş olarak ortaya çıksa da, bugün kavramsal olarak sanat yapan sanatçıların çoğunluğu, kapitalizmin sponsorluğunda sanat yapmak durumundadırlar. Hal böyle olunca da, kavramsal sanatın iddia edilen düzene karşı çıkma amacı da bir nevi rafa kaldırılmış oluyor. Yani kapitalizm istediğinde kapsamlı bir kavramsal sanat projesi hayata geçebiliyor. Onun dışında ortaya konulanlar hem mesaj bakımından hem de içerik olarak zayıf kalabiliyor…

Bu kavramsal sanat eserlerinin mesajı ne olabilir? Bana göre burada önemli bir fikir değil de, görsel açıdan bir popülist duruş var… Konu hayvan hakları ile ilgiliyse, zaten o konuda daha çarpıcı mesajlar sosyal medyadan bile çok geniş kitlelere açık bir şekilde yapılabiliyor…

Örneğin bir kavramsal sanat projesi ortaya koyalım ve konu, bankaların faiz sömürüsü ile ilgili olsun… Bu durumda  o sanat projesine  sponsor kolay bulunur mu?  Bulunmaz çünkü kapitalist kendisini eleştiren bir projeye neden destek olsun ki…

ERİYEN GÜLÜMSEMELER. Yücel Dönmez, Gülsen Zengin ve ekip çalışmasına katılanlar; Çerkes karadaş, Murat havan, Berrin İlhan, Ekin İlhan, Türker Metingül. bağımsız bir sanat projesi olarak yaptığımız bu çalışmada, ülkemizde insanların gülümsemelerine gönderme yaparak, umutların nasıl eridiğine vurgu yapılmıştır…

Kavramsal sanat ile  kolay anlaşılacak şekilde mesajlar da verilemiyor. Genelde kavramsal sanatçılar, sansasyon yaratabilecek görüntüler içeren çalışmalar ortaya koyarken, mesaj olarak da bir yerlere gönderme yapıyorlar ki, çözebilene aşk olsun J Önemli olan estetiği yıkarak, fikri ön plana çıkarmaksa, o zaman kavramsal mesaj vermek isteyenler bugün yaptıkları gibi yazarak mesajlarını iletebilirler ki, zaten neon ışıklarla kısa mesajlar verebiliyorlar ve bu mesajlar da bizdeki kamyon arkası yazılarından daha fazla espri de taşımıyor…

Çok önceleri yazmıştım. Sanatta mesaj önemliyse bunu Hollywood  prodüksiyonları fazlasıyla yapabiliyor ve iyi veya kötü mesajlarını bir anda milyonlarca insana aktararak, heyecan yaratabiliyor…

Bu durumda bana göre  sadece kavramsallık ön plana alınarak yapılan görsel sanatların, kavramsal açıdan önemli fonksiyonu olamaz. Birincisi anlaşılması zor mesajlar, ikincisi de ulaşabildiği kitle oranı ve de bunları aşabilse de o zaman sponsor bulma sorunu ortaya çıkıyor…

Burada kavramsal sanata karşı olduğum da anlaşılmasın. Kavramsal mesajlar estetik ile desteklendiği zaman bence daha kolay anlaşılır hale gelebileceği gibi, sanatsal açıdan kalıcılığı da olur… Aynı zamanda kavramsal sanat yapan sanatçının bağımsız sanat yapması da önemlidir. Eğer bunu başarabiliyorsa…

Kavramsal sanatın tuval resmini bitireceği iddiası öteden beri vardır fakat, tuval resmi bir türlü bitmek bilmiyor ve bugün 80 doğumluların bile tuval işlerinin, büyük paralara alıcı bulduğu gerçeği ile karşı karşıyayız…

Tuvalin yanı sıra yüzeysel sanat daha farklı malzemeler ile de kullanılarak, tuval geleneğinin sürmesini sağlıyor.

Kavramsal sanat hakkında bugüne kadar yazılanlara bakıyorum da, pek kapitalizmin ve emperyalist güçlerin kontrolünden bahsedilmiyor… Oysa yukarıda da belirttiğim gibi, kavramsal sanat genel olarak nerede yapılırsa yapılsın, kapitalizme karşı bir hareket sergileyemiyor aksine, kapitalizmin  şemsiyesi altında  yumuşak mesajlar ile sanatsal işlevini gerçekleştiriyor…

Bu yazıda  fazla detaya inmek istemiyorum. Ta ki bir takım sorular gelene kadar. O zaman gelecek sorulara göre, konuyu daha da açarak, tartışabiliriz…

_____________________________________________________________________

Kavramsal sanat konusunda bazı kaynaklardan elde ettiğimiz bilgiler:

Sanat Akımı: Kavramsal Sanat

Açma Kavramsal sanat, diğer sanat akımları kadar kolay değildir. Sözcüğün kullanıldığı farklı şekillerle karıştırılmak kolaydır. En yaygın olarak ABD’de ortaya çıkan 1960’lar ve 1970’ler arasındaki sanat hareketini ifade etse de, bunu anlamanın başka yolları da var. Bu kelime tam olarak neyi ifade ediyor? Kavramsallık ne zaman bir sanat hareketi idi ve hala var mı? Kapsamlı Kavramsal Sanat adlı kitabında, sanat tarihçisi Paul Wood, terimin kullanıldığı farklı yolları birbirinden ayırıyor:

Kavramsalcılık, insanların, kavramın etrafında dönen çağdaş sanattan hoşlanmadıkları şeyleri olumsuz bir terim olarak kullanır.

Kavramsalcılık, 1960’larda ve 1970’lerde ortaya çıkan Anglo-Amerikan sanat hareketini ifade eder. Eserin fikri, planlama ve üretim süreci fiili sonuçtan daha önemli görülüyordu.

Daha geniş bir Kavramsallık kavramı, emperyalizmden kişisel kimliğe kadar değişen temalarda 1950’lerden bu yana dünyanın her köşesindeki kadın ve erkeklerin kavramsal olarak çalıştığını göstermektedir. Bu anlamda, Kavramsallık Küresel Kavramsallık haline gelir.

Bu makale hem Anglo-Amerikan’ı hem de küresel Kavramsal sanat hareketini inceleyecek.

Kavramsal Sanat Nedir?

Kavramsal sanat, 1960’larda, daha önce iktidardaki modernist hareketi ve estetiğe odaklanmasını eleştiren bir sanat hareketi olarak ortaya çıktı. Terim, genellikle 1960’ların ortasından 1970’lerin ortasına kadar sanatı ifade etmek için kullanılır. Kavramsalcılıkta, sanat eserinin arkasındaki fikir ya da kavram, gerçek teknik beceri ya da estetikten daha önemli hale geldi. Kavramsal sanatçılar fikirlerini anlatmak için en uygun materyal ve formları kullandılar. Bu, performanstan yazmaya ve günlük nesnelere kadar hemen hemen her şeye benzeyebilecek çok farklı sanat eserleriyle sonuçlandı. Sanatçılar, düşünce için dilbilimsel, matematiksel ve süreç odaklı boyutlarının yanı sıra sanatı için görünmez sistemler, yapılar ve süreçler kullanarak fikir-sanat ve bilgi-sanat olanaklarını keşfetti.

Kavramsal Sanatın Kökenleri

Kavramsal sanatın kökenlerinin, 1917 ve Marcel Duchamp’a kadar uzandığı söylenebilir. Sanatçı ünlü bir tesisatçı dükkanından pisuar aldı ve New York’taki seçim komitesinde bulunduğu bir açık heykel sergisinde bir heykel olarak sundu. Jüri, ahlaka aykırı olarak gördüğü işleri reddetti ve sanat olarak kabul etmeyi reddetti. Duchamp’ın, sanatın sınırlarının nerede durduğu sorusu ve sanat kurumu eleştirisi, Kavramsal sanatın önünü açmıştır. Fluxus 1960’ların başlarında, “konsept sanat” terimi zaten Henry Flynt gibi Fluxus hareketinin üyeleri tarafından kullanılıyordu. Fluxus, Asya, Avrupa ve ABD’den sanatçıları kucaklayan bir gruptu. Hareket, modernizmin münhasırlığından çok uzak, sanata açık bir tutum yaratmaktı. Fluxus sanatçıları, bir nesneden bir sese veya bir eyleme, estetiğin referans aralığını bir şeye genişletmekle ilgileniyorlardı. Ünlü Fluxus sanatçıları arasında hem New York’ta hem de yerli Japonya’da çok çeşitli Fluxus aktivitelerinde aktif olan Yoko Ono ve Almanya’da Joseph Beuys bulunuyor. Her zaman tam olarak Kavramsal sanat hareketinin bir parçası olarak görülmese de, Fluxus kuşkusuz etkilerinden biridir. Kavramsallaştırma ile aynı dalga boyunda önemli bir eğilimdi ve sanatçıları genellikle Kavramsal sanatçı olarak kabul edilir.Frank Stella’nın “Siyah Resimleri”1950’lerin sonlarında ve 1960’ların başlarında, Frank Stella, Modernizm ve Counter-Modernist uygulamalar arasında çok önemli bir kırılma noktasına işaret eden “Black Paintings” dizisini yarattı. Bu seri, Minimalist ve Kavramsal sanatın ortaya çıkmasına yol açacaktır. Bu çalışmaların amacı, tuvalin şeklini kelimenin tam anlamıyla vurgulamak ve yankılamak, işi duvardan ve üç boyutlu uzaya çıkarmaktı. Bu, tamamen anti-form olan bir şeye yol açan Modernizm’e yapılan bir saldırıydı. Sanat eseri eylemler ve fikirlerle ilgili oldu ve bu noktadan itibaren taşkınlar açılmış ve sanatçılar tamamen yeni bir bölgeye taşınmış gibi görünüyordu. Modernizm gerçekten sona ermişti.

Sol LeWitt’in “Kavramsal Sanat Üzerine Paragrafları” Sol LeWitt’in Artforum’daki 1967 tarihli “Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar” makalesi, Kavramsallaştırma konusundaki en önemli yazılardan biriydi. Makale kavramsal sanatın yeni öncü hareketi olarak sunuldu. Aslında, “Kavramsal sanat” terimi bu makalede ilk defa ortaya çıkmıştır. LeWitt’in makalesinin açılması, Kavramsal yaklaşımın genel bir ifadesini oluşturmuştur: Concept Kavramsal sanatta fikir veya kavram, işin en önemli yönüdür. Bir sanatçı, sanatta Kavramsal bir form kullandığında, tüm planlama ve kararların önceden alındığı ve uygulamanın temelsiz bir mesele olduğu anlamına gelir. Fikir, sanatı yapan bir makine haline gelir. ‘

Kavramsal Sanatın Zirvesi 

Net bir hareket olarak kavramsal sanat 1960’ların sonunda ortaya çıkmaya başladı. 1967’de Joseph Kosuth, Kosuth’un ve Christine Kozlov’un çalışmalarının yer aldığı New York’taki Antropomorfik Sanat ve Normal Sanat sergilerini düzenledi. Sergiye eşlik eden notlarında Kosuth şunları yazdı: “Asıl sanat eserleri fikirler.” Aynı yıl başlıklı dizisini sergiledi (Fikir Olarak Fikir Olarak Sanat). Bu çalışma dizisi, görsel imgeden değil, modern sanatın statüsünü çevreleyen tartışmanın merkezinde yer alan sözcüklerden oluşuyordu – “anlam”, “nesne”, “temsil” ve “teori”. Sanat ve Dil Grubu Bu arada, İngiltere’de Sanat ve Dil Grubu, daha karmaşık nesnelerin sanat eseri olarak önerilmesiyle ilgili sonuçları araştırıyordu (örnekler bir hava sütunu, Oxfordshire ve Fransız Ordusu içerir). Sanat ve Dil Grubunun ilk nesli, 1966-67’de Terry Atkinson, Michael Baldwin, David Bainbridge ve Harold Hurrell tarafından kuruldu. Daha sonra, grup ABD’ye genişledi. 1972’de, Documenta V için Art & Language Index 01’i ürettiler. Bu, Art-Language dergisinden 87 metin içeren 8 dosya dolabından oluşan bir gruptu.

Lucy Lippard’ın Altı Yılı Kavramsal sanat akımının ilk yıllarını (1966-1972) kapsayan Lucy Lippard’ın Altı Yıllık kitabı 1973’te çıktı. Kavramsal sanatın kafa karıştırıcı ve karmaşık doğasına uygun olarak, Amerikalı sanatçı Mel Bochner, kafa karıştırıcı ve keyfi olarak hesabını kınadı . Yıllar sonra, Lippard, Kavramsal Sanat hesaplarının çoğunun hatalı olduğunu ve Kavramsal sanatın gelişimi ile ilgili gerçek olaylara dair hiç kimsenin, sanatçıların bile güvenemeyeceğini savunuyordu.

Küresel Kavramsal Sanat 

Avrupa

Daha önce de belirtildiği gibi, Kavramsallık yalnızca ABD ve İngiltere’de önemli değildi, aynı zamanda işin çoğunlukla daha fazla siyasallaştırıldığı dünyanın diğer bölgelerinde de geniş çapta araştırıldı ve geliştirildi. Fransa’da, 1968’deki öğrenci ayaklanmaları sırasında, Daniel Buren kurumu sorgulamak ve eleştirmek için sanat yaratıyordu. Amacı, resimlerin kendisine değil, içinde bulundukları sanat bağlamının yarattığı beklentilere dikkat çekmek oldu. İtalya’da, Arte Povera, 1967’de ortaya çıktı, geleneksel pratikler ve materyallerin kısıtlamaları olmadan sanat yapmayı hedefledi. Latin AmerikaLatin Amerika’da sanatçılar, çalışmalarında Kuzey Amerika ve Batı Avrupa’daki kavramsal sanatçılardan daha doğrudan politik tepkiler seçtiler. Brezilyalı sanatçı Cildo Meireles, ekleriyle birlikte hazırlıkları İdeolojik Devreler serisine (1969) tekrar sundu. Banknotlar ve Coca-Cola şişeleri gibi dolaşım sistemindeki nesnelere, üzerlerine politik mesajlar basıp bu şekilde sisteme geri döndürerek müdahale ederdi. Sovyetler BirliğiSovyetler Birliği’nde sanat eleştirmeni Boris Groys, 1970’lerde “Moskova Kavramsalları” nda aktif olan bir grup Rus sanatçıyı etiketledi. Sovyet Sosyalist Gerçekçiliğini Amerikan Pop ve Batı Kavramsalcılığı ile karıştırdılar.

Çağdaş Kavramsal Sanat

Çağdaş pratikte kavramsallaştırma, genellikle Çağdaş kavramsallaştırma olarak adlandırılır. Çağdaş Kavramsal sanat eserleri, genellikle disiplinlerarası yaklaşımlar ve izleyici katılımı kullanır ve kurumları, siyasi sistemleri ve yapıları ve hiyerarşileri eleştirir. Kavramsal sanatla ilgili çeşitli teknik ve stratejileri açıkça kullanan sanatçılar arasında Jenny Holzer ve dil kullanımı, Sherrie Levine ve özgünlük fotoğraf eleştirisi, Cindy Sherman ve kimliğe sahip oyun ve Barbara Kruger’ın metin ve fotoğraf kullanımı bulunuyor. Kavramsal sanatın karmaşık ve kapsamlı tarihini ve bugününü keşfettiğimizde, aklıma birçok şey geliyor. En güçlü yönlerinden biri, sanatın ve kurumların yapısını gerçekten araştırmak için sorumluluk almaktı. Bazen, egemen düzene karşı bir direniş sanatıydı. Diğer zamanlarda, sanat dünyasına tutulan alaycı bir ayna ya da derin bir felsefi girişim oldu. Birçok sanatçı, herhangi bir kutuya konulduğunu düşündüğü gibi, Kavramsal sanat kutusuna konulmasından nefret eder. Yine de, bir süre benzer bir yörüngede dolanan ve Kavramsallık şemsiyesi altında daha iyi anlaşılabilecek çeşitli sanatçılar, olaylar ve düşünce sistemleri arasında belirli çizgiler çizmeye çalıştık.

CONTEMPORARY İSTANBUL 2018 BAŞLARKEN

Art4Critic

Contemporary İstanbul 2018 bu yıl 13 defa perdesini açıyor. Acaba bu defa ülkemizden bir sanat starı çıkarabilir mi, bekleyip göreceğiz.

Türkiye gibi resim sanatına çok geç başlamış bir ülke olarak yapacağımız, kendi öz sanat değerlerimizi bulup ortaya çıkarmak ve dünyaya tanıtmak olmalıdır. Oysa şimdiye kadar gerek bu tür fuarlar ile gerekse, galeriler bazında sergiler veya sanat kurumları tarafından yapılan etkinlikler ile hep, işin ticari yanını ön plana çıkardık. Konu salt para olunca, sanat bir tarafa itildi ve parayı veren düdüğü çaldı misali, insanların gezerek rutin sanat görebileceği etkinliklerin dışına çıkamadık.

Elbette  yapılan sanatsal etkinlikler, fuarlar, sergiler insanların görmesi için planlanır. Fakat  nedense  şimdiye kadar bu etkinliklerden bir star çıkaramadık. Star denilince akla sineme yıldızı gibi bir star getirmek istemiyoruz. Görsel sanatlarda starlar örneğin, Richter, Picasso, Anselm Kiefer ve ortaya koydukları eserleri ile yeniyi başarmış, görsel sanatlar dünyasına bir vizyon getirmiş olanlardır. Peki bir ülkeden görsel sanatlarda nasıl starlar çıkarılabilir diye düşündüğümüzde, o ülkenin sanat piyasasının oturmuş olması, sanat adamlarının etik anlayış içerisinde ülkenin sanatını irdelemiş ve  nelerin yapılmış olduğu ve yapılmakta olduğu ile ilgili bir senteze varmış olmaları gerekmektedir. Hal böyle olunca iş o sentezleri değerlendirecek kurumlara düşmektedir. Bu kurumlar sanat piyasasının içinde bulunan, hem ülke sanatına katkı sağlayan hem de sanatçıya yol gösteren kurumlar olmalıdır. Bu kurumların başında devlet sanat kurumları, ülkenin varsa sanat müzeleri, sanat akademileri, galerileri ve sanat merkezleri gelmektedir.

Bu açıdan ülkemizi ele aldığımızda, bizim sanat piyasamızın sanat starları  çıkarmak için bir amaçları olmadığını görüyoruz. Çünkü sanat piyasamızın içinde birbirlerini seven, hürmet eden, kadir kıymet bilen ve  sanatçının kişisel popületisine değil de yaptığı sanatına değer veren kesimin azınlıkta olduğunu görüyoruz. Azınlıkta çünkü, böyle olmasaydı bugüne kadar mutlaka  sanat satarları çıkarabilir, ülkemizin adını  sanat neonlarına yazdırabilirdik.

Bu işi hangi ülkeler başardı biliyor musunuz?  Komşumuz İran. İranlı Zenginler, İran dışında sergiler açan sanatçılarını İsviçre’deki hesaplarından destekleyerek, İran’lı sanatçılar için uluslar arası sanat piyasalarında bir  rant sağlamış oluyorlar. Bizde ise yurt dışına taşmak, ülkemiz çağdaş sanatının önünü açabilmek için çaba harcayan sanatçılar, destekten yoksun olarak etkinliklerini sürdürmektedirler. Oysa bir market değeri yaratılan sanatçıların, dünya sanat platformunda  iyi yerlere gelebilecekleri olasılığı vatken bu şanstan mahrum kalmak, ülkemiz sanatının dış dünyaya getrektiği gibi açılabilmesinin önünü kesmektedir.

Şu anda Contemporaray İstanbul için heyecanlanan sanat piyasamız,  ekonomik krizin vurduğu ülkemizde, fuardan ne sinyal alabileceğinin bilmecesini yaşıyor.

Son zamanlarda  Türkiye dışındaki yabancı sanatçıların eserlerine odaklanan sanat yatırımcılarımız, yabancı sanatçılara  milyon dolarlar saçabilirken, ülkemizde  hak eden sanatçılar için ne yapıyorlar, kendilerini sorgulamalıdırlar. Sanatçımız atölyesinin kirasını vermekte zorlanırken, döviz  artışı karşısında çoğu yabancı kökenli olan sanat malzemelerine para yetiştirebilmek için de zorlanıyor. Ülkemde  bir elin parmakları kadar sanatçıya yönelmiş olan sanat piyasasında, müzayede firmaları, nedense yeni sanatçılar piyasaya sürmekte acemilik yaşıyorlar. Bunda da ülkemizde sanatın değerinden çok, kulaktan dolma bilgiler ile sanat piyasasına yönelmenin rol oynadığını düşünüyorum.

Ülkemizin önemli bir müzayede firmasının sitesinde Türk sanatçılarını dış dünyaya tanıtabilmek için çaba harcadıklarını okumuştum. Doğrudur, belli birkaç ismi yüksek fiyatlar ile gündeme getirdikleri için, dış dünyada da Türkiye’de sanatın para ettiği imajı yayılmakta fakat, o müzayedelerde dönen fiyatları, yurt dışına pazarladığımızda bulabileceğimizi hiç zannetmiyorum.

Contemporary İstanbul yeni medya ile ilgili bir bölüm oluşturmuş fakat, ülkemizde  yeni medya sanatı ile ilgili nelerin yapıldığından habersiz bu konuya daldıkları için, sınıfta kalacakları da şimdiden belli oluyor. Şu bilinmeli ki, sadece göstermelik olarak sunulanlar, ülkemiz sanatına bir katkı sağlamaz. Önce çok ca araştırılmalı, sonra yenilik insanlara sunulmalı. Geçen yıl da izlediğimiz yeni medya ile ilgili bölüm, fuarda fazla göz doldurmadı. Bı yıl ne olacak merak ediyoruz.

Bu yıl bazı sanatçıların fuara alınmadıkları kulağımıza geldi. Neden alınmadıklarını  araştırdığımızda, fuarın jürisinin kararı olduğunu öğrendik ve aklımıza acaba jüri yeterli bir jüri mi diye de geldi. Birkaç yıl Contemporaray İstanbul fuarlarına girmiş olan sanatçıların bu yıl fuara kabul edilmemelerinin nedenini Contemporaray İstanbul 2018  yönetiminin açıklaması gerektiğine inanıyoruz ki fuara, şaibe düşmesin… Seçici kuruldakilerin sanat kariyerleri hakkında fuar yönetiminin bir açıklamasını da bekliyoruz…

Temennimiz her yıl sanatın, sanatçılarımızın biraz daha mesafe kaydetmesinden yanadır. Fakat, eleştiriler de olmalı ki, mesafe kaydetmenin hızı artsın.

 

SANAT SOHBETLERİ 1

NOT: 1980’li yıllarda Ekonomik Bülten gazetesinde yazdığım Sanat Sohbetleri köşeme, bu platformda yer vermeye çalışacağım…

Yücel Dönmez    

Sanat insanın içinden geleni görsel bir mesaja çevirme yöntemi olarak doğdu ve yüz yıllar sonrasına,  kaya, mağara resimleri olarak geldi.

Çağlar boyu görsel sanatlar çeşitli kavimlerde yöreye, insanlara, doğaya göre şekillendi ve bugün de değişen dünya ile birlikte yerini koruyarak şekil değiştirdi.

Artık sanat mesajını görsel olarak izlenen fakat fikir olarak dikkate alınabilen bir şekilde vermeye başladı.

Günümüzde her şey sanat ve herkes sanatçı kavramı doğruluğunu koruyor fakat, görsel sanatları satın alınabilen bir mal gibi görmek ne kadar doğrudur düşünmek gerekir. Görsel sanatlar görecelidir ve bu iyi bu kötü diye bir yorum yapılması, seçime gidilmesi de saçmadır. Eğer ki sanata soyunan insan içinden geleni, beyninden ürettiği fikrini bir şekilde ortaya koyuyorsa ona saygı duymak gerekir, ta ki yaptığı sanat kendine özgüyse.

Sanata olan yeteneklerini yaptıklarıyla ortaya koyanlar,  çağlar boyunca ilgi görmüşlerdir ve sanatın yayılmış olduğu toplumlarda, daha bir disiplin ve daha iyi ekonomik veriler saptanmıştır. Bugün sanatın kuşaklar boyunca yayılmış olduğu toplumlarda, ekonominin çok daha iyi olduğunu görüyoruz.

Görsel sanatların paraya endekslenmiş olması ile, sanat eski samimiyetini yitirerek, sanatı ceplerindeki para gibi gören insanların odak noktası haline geldi.

Bu yüzdendir ki, günümüz de kendi köşelerinde sadece sanat yapmaya odaklanmış olan sanatçılar, reklamlar ile bir yere gelmek için çaba harcayan ve sadece isim olarak bir popülerlik sergileyen sanatçı kesimi ile ayrıcalık taşımaktadırlar.

Ne yazık ki, gerçekten sanatta yenilikler ortaya koyabilmek için çaba harcayan yetenekler, arkalarında para desteği olmadığı için, sanat piyasası denilen suni oluşumun dışında kalıyorlar. Örneğin, Londra’da Sotheby’s müzayede şirketine müracaat eden bir sanatçıya,  “müzayede geçmişin yok daha küçük müzayedelerde boy göster oralardan bir piyasa yarat ve tekrar bize gel” diyebiliyorlar. Bu demek oluyor ki, sanatçının yaptığına değil, isminin bilinirliğine önem veriliyor. Fakat müzayedelerde piyasa oluşturmak için satışa koydukları eserlerini satın alarak, piyasa yaratmaya çalışan bir kesim, sanatın değil, sanatta oyunların daha geçerli olduğu gerçeğini de vurgulamış oluyorlar.

Sanat piyasasına para yatıranlar eğer sanatı gerçekten seviyor ve görsel sanatların dünyamızdaki değişimler ile birlikte yol almasını istiyorlar ise, çeşitli oyunlar ile sanat piyasasını etkilemeye çalışanlara değil, gerçekten sanatı sanat adına yapmaya çalışanlara yönelmelidirler ki, görsel sanatlar gerçek yerinden sapmasın.

Kapitalizmin paraya endeksli yüzü ile, sanatı kendi zincirine bağlamış olması yüzünden, artık sanat değil, satın alınabilen ve borsa gibi işlem gören bir platform yaratıldı.

Borsada suç sayılan maniplasyonların serbestçe uygulandığı bir sanat piyasasında sanatçı gerçek değerini nasıl bulabilir ki?

Artık günümüzde sanatçı seçimini de, sanat tarihçilerin yerine, örneğin iş adamıyken hadi biraz da sanata bulaşayım diyerek galericiliğe soyunmuş olanlar da yapıyor.

Bu durumda oyunları bozma görevi, sanata yatırım yapan gerçek sanat severlere düşüyor.

SANAT YATIRIMCISINA TAVSİYELER;

1-Araştırmacı olun. Şişirme haberler ile önünüze sürülenin, yarın sizi hayal kırıklığına uğratabileceğini de göz önüne alın ki, ülke sanatının önünü global dünyaya açabilesiniz.

2-Bulunduğunuz ülkede, bölgenizde bulunan sanat atölyelerini fırsat buldukça ziyaret edin. Bir liste oluşturun ve ilginizi çeken sanatçıları izlemeye alın.

3- Sanat tarihçilerin söylediklerine kulak verin ve hatta onları da kafanıza takılan konular ile ilgili olarak sorgulayın çünkü, bugün sanat eseri gibi, sanata yön verebilen bazı tipler de satın alınabiliyor.

4- Geçtiğimiz on-on beş yıl öncesini araştırım ve o zamanlarda ön planda olan isimleri gözleyin ve bugün nerede olduklarına, o gün ile bugün arasında nasıl bir gelişim ortaya koyabildiklerine bakın.

5- İzlemeye aldığınız sanatçıların, nerelere girebilmiş olduklarını, haklarında nelerin yazılmış olduğuna önem verin. Şunu bilmelisiniz ki, taşıma suyla döndürülen değirmenden çıkacak unu üflediğinizde elinizde bir şey kalmaz…

6- İzlediğiniz sanatçıların dünya sanat tarihindeki yerlerini ve bulunduğunuz ülkedeki yerlerini araştırın.  Görsel sanatlarda dünya sanat platformuna neler katmış olabileceğini veya bulunduğu ülkede sanata ve sanat tarihine neler katmış olabileceğini araştırın.