İstanbul Modern kişiye özel bir müze mi?

Kutlu Nişancı
Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın duyarlılığı ile gündeme gelen ve Avrupa Birliği yolunda önemli bir adım olan İstanbul Modern müzesi, ne yazık ki aldığı devlet desteğine karşın, hala kişiye özel bir kuruluş gibi yönetilmeye devam etmektedir.
Şimdiye kadar yığınla eleştiriyle karşılaşan müzenin, ülkemiz sanatına ve sanatçılarına karşı güttüğü ayırımcılık, kabul edilir gibi değil…

varnay-jones

varnay-jones

Bizden olanlar ve bizden olmayanlar anlayışı ile kuruluşunu gerçekleştiren müzenin elbette ki bu sorumsuzluğu Sayın Bülent Eczacıbaşı’na fatura edilemez. Sonuçta Eczacbaşı ailesi bu konuya öncülük ederek kuruluşu gerçekleştirdi. Devlet de binayı tahsis ederek, AB yolunda kültür açısından önemli bir adım atmış oldu…
Buraya kadar güzel fakat, ülkemizde ilk kez açılan çağdaş bir müzenin açılışında, bir çok sanatçının göz ardı edilmesi ve Batı‘dan kopya veya ağır özentili işlerin Türk sanatı adına müzeye konulması, eleştirişleri de beraberinde getirdi.

TOM FRIEDMAN

TOM FRIEDMAN

Müzenin açılışında müzeye kabul edilecek olan sanatçıları, Gazi Üniversitesinden sanat tarihi eğitimi almış olan Levent Çalıkoğlu, İstanbul Teknik Üniversitesinde mimarlık eğitimi almış olan Haşim Nur Gürel ve sosyoloğ Ali Akay’ın seçtiği ve seçimde kapsamlı bir araştırmanın da göz ardı edildiği, ülkemizin çok ünlü bir galeristi tarafından da dile getirildi.
Bu üç isim kendilerini müzeyle birlikte sanat uzmanı ve küratör ilan ederek, sanki görsel sanatlar alanında onların dışında bu işi bilen yokmuş gibi hava yarattılar. Bu balon gibi şişirilmiş hava ne yazık ki ülkemizin sosyetik sanat çevresi tarafından da desteklendi. O sosyetik çevre ki, bir zamanlar da Fransız hayranlığını ülkemizde gündeme taşımış ve görsel sanatlarımızın hala bir yere oturmamasında rol oynamışlardı…

JASON SALAVON

JASON SALAVON

Araştırmadan yoksun bir müze…
Kendi çevrelerinden ve kendi koleksiyonlarından eserler ile kamuya mal olan bir müze için, Türkiye’nin çağdaş sanatlar müzesi denilebilir mi?
Müze Avrupa’dan kalite ödülü almış…
Sultanahmet köftecisi de Avrupa’dan kalite ödülü alabilir, çünkü her yıl on binlerce Avrupalıyı doyuruyor…
McDonald’s dünyadan ödüllüdür çünkü belli bir stili fast food alanına taşımıştır…
İstanbul Modern’de devletimizin himmetiyle süper bir binaya sahip olmuş ve Avrupalı da bu anlamda ödül vermiştir…
Aslında o ödülü Sayın başbakanımıza vermeliydiler…

Puntar

Puntar

Yıllardır ülkemizde bienal ve çeşitli etkinliklere ev sahipliği yapıyor, milyonlarca dolar harcanıyor ve sanatçıların önünü kesen, sözde uzmanlar(!) yüzünden, bugüne kadar dünya çapında ses getirecek bir görsel sanatçı çıkaramadık…
Oysa spor alanında çeşitli şampiyonalara ev sahipliği yapan ülkeler, dünya çapında sporcuların çıkması için etik kurallarla çalışıyor ve önemli sporcular çıkarabiliyorlar. Antrenörler güçlü sporcuların yanında yer alırken, bizde sözde sanat uzmanlarımız, güçlü sanatçıları görmemezlikten gelebilmek için adeta yarış içindeler…
Gerçek sanatçı yok olmuyor. Bugün ülkemizden çıkan ve dünya sanat platformunda yarışan sanatçılarımız da var ve bu sanatçılarımız ülkemizde göz ardı edilseler bile, yok edilemezler ki.Sanata çıkarcı politikaları yüzünden zarar verenler yarın o sanatçıların karşısında, yüzlerine bakabilecekler mi…

RICHARD HAMILTON

RICHARD HAMILTON

Sıra bazı diğer sanat kuruluşlarına da gelecek. Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak, öncelikle devlet desteği almış olan İstanbul Modern dosyasının açılımını yapmaya çalışıyoruz ve nedense bir sessizlik ile, yeni yanlışlara imza atılıyor. Oysa tartışarak doğrunun bulunması gerekiyor, bunu da müze yetkilisi veya yetkilileri pek istemiyor anlaşılan…
Müzede neler yapılıyor?

Mike-Nemire-Frequency

Mike-Nemire-Frequency

Çocuklara, öğrencilere kurslar veriliyor.
Ülkemizde bu konuda yurt dışı deneyimli, ödüllü sanatçılarımız da var fakat nedense bunlara ilgi gösterilmiyor, yardım alınmıyor…
Müze üzerinden görsel sanatlarda spekülasyon yapılıyor. Milliyet Sanat Dergisinin Haziran sayısında müzenin tek adamı ilan edilmiş olan ve aynı zamanda dergide yazılarına yer verilen isim, bazı isimleri öne sürerek, spekülasyon yapıyor…
Kendisine sormak gerek, sanatta uzmanlığı nereden geliyor? Ülkemizin yetiştirdiği dünya çapında bir sanat felsefecimiz var. Müze bugüne kadar Prof. İsmail Tunalı’dan da yararlanma yoluna gitmedi ve göz ardı etti…
Ülkemizde iyi kötü görsel sanatlara hizmeti geçmiş ve hala hizmet etmekte kusur etmeyen bazı isimler var ki onları da müzenin çevresinde göremiyoruz. Nerede spekülasyona yatkınlık var ise müzenin orada mı olması gerekir?

bourgeois

bourgeois

Borsada spekülasyon suç sayılıyor da, sanatta yapılan spekülasyon neden suç sayılmıyor? Sonuçta görsel sanatlar alanında da paralar dönüyor ve milyonlarca dolarlık bir pasta var…
Türkiye’nin aylık Bosphorus Sanat gazetesi, spekülasyon ile ilgili bir dosyayı sanat gündemine taşıdı ve Milliyet Sanat Dergisini eleştirdi. Kapsamlı bir araştırma yapılmadan bir, iki kişinin yönlendirmesiyle nasıl oluyor da birileri ön plana çıkarılmak isteniyor? O ön plana çıkarılmak istenen isimler sanat alanında dünyada bir ilki mi başardılar ki bu derece iddialı bir manşet ile gündeme getişriliyorlar. Gençlere her zaman sevgimiz var fakat ülkemde kimin özgün, kimin özgün olmadığını iyice anlamadan bazı isimleri gündeme getirenler önce, dünya sanatında neler yapılıyor onu iyice araştırmak durumundadırlar…
Batı’da yapılanların benzerlerini yapmak görsel sanatlarda hir olmaya yetmez…
Özgün olmayanı, bir yeniyi ortaya koymamış olanı şişirilmiş balon gibi öne sürerek spekülasyon yapmak, sanatçının geleceğine zarar verir, ülkenin sanatı da yıpratılmış olur… Yarın şişirilen balon patladığı zaman da, sanat çevresinin eleştirileri çok ağır olur…
Geçmişte bunları yaşadık ve nedense hep aynı şeyler tekrarlanıyor ve sonunda aynı noktaya geri dönmüş oluyoruz…
bridget-riley

bridget-riley

Türkiye’de Görsel Sanatlar olarak biz Milliyet Sanat yöneticilerini eleştirmek istemiyoruz çünkü, onlar da henüz plastik sanatlarda nelerin döndüğünden habersiz ve sadece kendi bulundukları yerden görebiliyorlar bu konuyu… Biraz sanatçılara açılabilseler, atölyeleri gezebilseler ve eleştirenler ile bir araya gelerek onları dinleyebilseler gerçekleri daha şeffaf olarak görebileceklerdir…
Yıllardır görsel sanatlar alanımızda bir çarpıklık var ve bu çarpıklık diyalog kurulamamasından ileri geliyor…
Bazı sanatçılar harıl harıl çalışarak önemli işler ortaya koyarlarken, sanatın sosyetesini yaşayanlar ne yazık ki bulundukları köşelerden onları göremiyorlar. Ve bahsettiğimiz sanatçılar kendilerine ulaşmak istedikleri zaman ise, kesinlikle ulaşamıyorlar…
Al gülüm ver gülüm hesabı görsel sanatlarımızda yığınla sanatçı kendi yağlarıyla kavrularak, gözden, dizden uzak olmak zorunda kalıyorlar…

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Neslihan- Öner-2008-kolaj

Sanat adına önemli yazılar döktüren eleştirmenlerimiz, sanat yazarlarımız var onlar da sanatın yeni versiyon sosyetesinden uzak tutuluyorlar.
Medya gücünün yanında köşeleri tutmuş olanlar var… Sessizce götürülüyor işler.
Bakalım İstanbul Modern sanatçılara karşı yaptığı son ayırımcılıktan yüzünün akıyla çıkabilecek mi…
Sanatçılara soruyoruz müzeye 190 yeni iş alınmış: kimsenin haberi yok. Kimsenin atölyesine uğranıldığını, sergisine gidildiğini duymadık… Demek ki yine kendi çevrelerini incelemişler, müzeye yeni işler koymak, yeni isimler seçmek için…
Sayın Bülent Eczacıbaşı önemli bir kuruluşu gerçekleştirdiniz fakat, sizin de olanlardan haberinizin bulunduğunu sanmıyoruz…
Ülkemin sanatçılarına yazık ediliyor yazık!

Adalet Cingöz yazıyor 20 Mart Sabah Gazetesi

Sanat terbiyesinde, birinci plan eleman sanat müzeleridir. Türkiye’de daha yeni yeni kuruluyor. Bana kalırsa, eski/ yeni sanat ustalarının halka sunulamaması, onu, iyi örnekler seyrinden alıkoyar. Yıllarca da bu böyle sürüp gitti. Müzesiz bir toplumun sanat terbiyesine erişmesi imkansızdı. Lakin iyi şeyler oluyor. Bu seneki enginarlar da fevkalade lezzetli. Duyduğuma göre Kasım 2006’da kapılarını açmaya hazırlanan Santral İstanbul müzesinin tertip ettiği konferanslar serisi devam ediyormuş. Beynelmilel kültür sanat dünyası isimleri bu sayede geldi… Guggenheim Müzesi, La Friche la Belle de Mai Projesi ve Tate Modern’den. Bu ayın misafiri ise Centre Pompidou Gençlik Programları Bölümü Başkanı Patrice Chazottes. Fransız Kültür Merkezi’nin desteğiyle, 28 Haziran Çarşamba 18.30’da Bilgi Dolapdere Kampüsü’nde, “Müze ve Genç Ziyaretçiler” başlıklı bir konferans tertip edilmiş. Bu sıralar Rodin’i ağırlayan Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi de bir seri faaliyet içinde. Dünyanın dört bir yanından gelen danışma kurulu üyeleri, yıllık uluslararası danışma kurulu toplantısı için 18 Haziran Pazar günü müzede toplanacaklarmış. Yılda bir kez düzenlenen toplantıda; müzenin gayesi ele alınacakmış. Ama toplantıya maalesef SSM Uluslararası Danışma Kurulu üyelerinden New York Modern Sanatlar Müzesi (MoMA) Müdürü Glenn D. Lowry, New York Metropolitan Müzesi Sergiler Koordinatörü Mahroukh Tarapor, Londra Kraliyet Sanat Akademisi Sergiler Koordinatörü Norman Rosenthal ile meşhur mimar Prof. Zaha Hadid katılamıyormuş. Oysa Zaha Hadid’e ellerimle baklalı enginar yapıp yedirmeyi arzu ediyordum…

Mizah gibi bir müzayede: Sotheby Türk Çağdaş Sanatı Müzatedesi…

Duygu Yaşam
Sanata gözlüğün tersiyle bakmak sanki ülkemize mahsus…
Popüler olmak belli kulüplere belli kişilere yakın olmaktan geçiyor…
Sanatçım ülke sanat tarihine damgasını vuracak çalışmalar yapmış kimin umurunda ki…
Sanat adına Nişantaşı’nda at koşturuyor ve metro seksüel görüntün ile belli kokteylleri kovalıyorsan geçerlisin… Mutlaka kuracağın ilişkiler seni gaz ile şişirilmiş balon gibi göklere çıkaracaktır…
Havayla sanatta isim yapmak, nedense ülkemde gerçek sanat ile isim yapmaktan daha kolay…
Bilmem hangi yazar bir gün futbol değil de sanat yazıp sizden bahsederse büyük isim olabiliyorsunuz…
Ve biri de çıkıp sormuyor, “kardeşim senin sanat deneyimin, bilgin var mı? Sanatta uzman mısın?”diye…
Dünyanın en önemli müzayede firmalarından biri olan Sotheby İstanbul’da gizlice ofis açıyor ve 4 Mart tarihinde yaptığı müzayedesine sanatçılardan müzayede için işler seçiyor: sadece 3-5 galeri ile görüşerek ve sadece birkaç kişinin önerdikleriyle…
Seçtikleri işlere bakıyorsunuz aralarında sanat dünyasında bir yeniyi çağrıştıran işler yok denecek kadar az…
Seçilenler arasında, Amerika’da, Avrupa’da veya dünyanın başka yerlerinde ün yapmış sanatçıların işlerini anımsatan eserler var…
Veya seçilenler arasında, şimdiye kadar aynı şekilde belki de yüzlerce sanatçı tarafından işlenmiş olan benzer işler var…
Ve Türk görsel sanatları Sotheby müzayedesi ile sözde dünya sanat platformuna açıldı…
20 esere alıcı çıkmamış…
Satılanların çoğunu Türk koleksiyoncuların aldığı rapor edildi…
Acaba “coğu” denilen satılan eserlerin yüzde kaçını ülkemiz insanları satın aldı?
O kadar göklere çıkarılarak yapılan müzayedede acaba hangi işleri hangi fiyatlardan yabancılar aldı? Bunu da bilmek hakkımız…
Kimin aldığı önemli değil, hangi ülke kökenli koleksiyoncular bu işleri satın aldı…
Müzayedenin perde arkasında neler vardı?
Neden bu konuşulmuyor da, medyamız hava atarcasına, 1 milyon 300 bin sterlin satış yapıldığını haber veriyor…
Son yıllarda Güncel Sanat alanında ülkemde hummalı bir faaliyet var…
Sanat fakültelerinde artık resim dersine değil, video çekimine abuk sabuk Enstalasyon çalışmalarına önem veriliyor…
Sotheby müzayedesinde ise, Enstalasyon işler pek ilgi görmemiş…
Dünya sanat platformunda önem kazanabilecek Enstalasyonlar satışa sunulabilseydi mutlaka yabancılar tarafından satın alınırdı…
Alıcılar Türkiye’den olunca, Enstalasyonlar da Sotheby’nin elinde patladı…
Sotheby isteseydi, İstanbul’daki sanatçı atölyelerini tek tek inceler ve seçecekleri işlerin de hepsini, hem de yabancılara satabilirdi…
Birilerinin danışmanlıklarına güvendiler ve zaten amaçları satmaktı, kim almış Sotheby için önemli değildi ve öyle de oldu: ülkemden koleksiyoncular müzayedede eserleri satın aldılar…
Sanıyorum ki ülkemize bu müzayededen döviz getiremedik üstüne de, komisyon ve vergi ödedik…
Sotheby müzayedesi ile ilgili olarak 3-4 ay önce piyasada şöyle bir şaibe dolaşıyordu, “Sotheby Türk çağdaş sanatı müzayedesi düzenleyecek ve bu müzayedede birkaç genç isim ve birileri öne çıkarılarak piyasası yükseltilecek”…
Şaibe bir bakıma doğru çıktı…
Sanki dünya sanat platformuna Türkiye’den Picasso’lar ithal ediyormuşuz gibi konunun üzerine gidildi, şişirildi ve sonuçta balon elde patla: eserler ülkemize dönüyor…
Taner Ceylan adındaki sanatçının resmi, müzayede katalogunun kapağına taşındı ve müzayede boyunca dev ekran ile alıcı adaylarının gözü önünde tutuldu…
Neydi önemli olan bu sanatçının tablosunda, bunu iyice irdelemek gerekir… Kerametinin ne olduğu bilinirse, belki diğer genç ressamlarımıza da bir mesaj verilmiş olur. Genç sanatçılarımız da belki aynı yolu izleyerek, kendilerini Sotheby gibi şirketlerin müzayede kataloglarına kapak yaptırabilirler…
Sotheby uzmanlarına göre fotoğraftan farkı yokmuş resmin. Doğrudur. Çünkü sanatçı hakkında daha önceleri Türkiye’de yayınlanan haberlerde, resimlerini antiskop ile tuvale yansıtarak yaptığı belirtiliyordu…
Yani antiskop ile aile tabloları yapan, fotoğrafı karelere bölerek işleyen piyasa ressamları gibi…
İyi de dünyada bu şekilde çalışan ve fotoğraftan daha fotoğraf resim yapan ressamları saymaya kalksak ömrümüz yetmez… Ülkemizde de bu tür el becerisi ve sabrı olan, fotoğraftan daha fotoğraf yapan ressamlarımızın sayıları hiç de küçümsenecek gibi değil…
Amerika’da, Avrupa’da, Japonya’da ve dünyanın bir çok ülkesinde onlarca yıldan beri, realistik resimler yapılır ve bu resimler foto realistik olarak anılır… Peki Taner Ceylan’ın yaptığının farkı neydi ki, bir anda 80 bin sterline yakın bir paraya satıldı?
Bu resim ile ilgli Sotheby bir başka ilginç konuyu da öne sürüyor: sanatçı kişisel tercihi nedeniyle çok haksızlıklara uğramış ve ülkemizde onun yaptığı resimleri yapmak da bir cesaret işiymiş… Resimdeki ağzı burnu , elleri kan içindeki boksör de sanatçının kendisiymiş ve bu bir göndermeymiş…
Sanatçıyı araştırıyoruz gerçekten yaptığı resimleri ülkemizde sergileyebilmek için büyük bir cesaret ve kişisel tercih gerekiyor… Çünkü, 18 yaşındakilerin görmesinin yasak olduğu resimler…
Müzayedeyi tümüyle negatif eleştirmek haddimize değil: Badri Baykam’ın eserleri bence hak ettiği fiyatı bulmuş. Çünkü, ülkemizde çok bilinen 3 boyutlu bir kartpostal tekniğini büyük boyutlara dökerek resimlerini çalışmış… Diğer bir çok bilinen isimler ülkemizde sanatın gelişmesine katkıda bulunmuş, dünya sanat platformunda yabancıların ilgisini çekememiş de olsalar, ülkemiz için bir değerdirler ve elbette koleksiyoncularımız ülkemiz sanatının duayenleri olarak bilinen isimleri desteklemelidirler. Fakat gönül isterdi ki, müzayede de, yabancı koleksiyoncular da bizim koleksiyoncularımızın gösterdiği duyarlılığı gösterselerdi…
Ülkemde Sotheby’nin farkında olamadığı ne sanatçılarımız var ve keşke Sotheby birilerinin tavsiyelerini değil de iyi bir araştırma ile kendilerinin onaylayabildiklerini seçebilselerdi…
Mutlaka bulabildikleri örnekler arasından bir tercih yapmak durumunda kaldılar…
Bu arada aklımıza şu soru da geliyor: acaba Sotheby’den birileri ülkemize bir mesaj vermek açısından mı seçim yaptılar…
Acaba bu müzayedede en önemli mesaj neydi? Bunu iyi düşünmek gerekiyor…
Veya bir mesaj mı vardı?
Mesela bir inek resmi ve üzerinde yanılmıyorsam Yavuz Sultan Selim profili…
Vajina resimleri adıyla sunulan ve bir çok yabancı ressamın eserlerini çağrıştıran imajlar. Üstelik resimlerin Türkçe adını, Türkiye’de ne sergi afişine ne de kataloğuna koyamazsınız. Veya koyarsanız mutlaka 18+ ibaresini de koymak gerekir…
Yani sanat adına sanatçım pantolonunu cadde ortasında indirse Enstalasyon mu olacak? Ve mesajı ne olur ki… Sadece sansasyon yaratılır o kadar…
Dünya artık seksüel resimlere “baydık” diyor… Milyonlarca örnek var…
Geçmişten beri dış ülkelerde ödül alan filmlerimize bakıyoruz ve mutlaka ülkemizi yeren filmlere ödüllerin verildiğini görüyoruz. Bu durum son yıllarda biraz değişti ve film sanayinde yetişen yetenekli yönetmenler sayesinde filmciliğimiz daha bir prestij kazandı…
Görsel sanatlarımızda da aynı durumu yaşıyoruz diyebiliriz. İlk kez Türk çağdaş sanatı uluslar arası bir müzayede de görücüye çıktı fakat gelin pek düğüne hazır değildi…
ünya sanat platformu ile nikah kıyamadık…
Kına gecesinde biz çaldık biz oynadık. Misafirlerimiz müziği pek anlayamadıkları için de, göbek atamadılar…
Bu arada vajina resimleri satılmamış… Yazık olmuş…
Almayanlar haklı galiba, sen düğün günü gelinin ayıbını açarsan olur mu…
Jason Salavon, Damon Hildreth, Andy Mercer, Mores Rabenstern, De Kooning ilk aklıma gelenler… Bu isimleri Internet’te araştırdığınızda, kimlerin bu sanatçılardan etkilendiklerini veya çok farklı olmadıklarını göreceksiniz…
BU sadece 5 dakikalık bir araştırmada bulduklarımız. Internet’te 3-4 saatinizi verirseniz, ak ile kara yüzün ne olduğunu da iyice göreceksiniz…
Ülkem görsel sanatlarda ilk kez uluslar arası bir müzayede de görücüye çıkıyor, bugüne kadar dünyanın her tarafında çokça görülmüş işlerle…
Demek ki bu sanat dalında bir başkasını takip etmek, kopya etmek veya yaptıklarını başkalarının yaptıklarına benzetmek önemli değil… Kimler piyasasını iyi kuruyor, ilişkilerini, kişisel tercihlerini iyi kullanabiliyorsa, o isimler önemli oluyor…
Veya müzayedelerde çokça yapılan rant arttırma oyunlarıyla, birileri ön plana çıkarılmak isteniyor ve çıkarılıyor da…
Sanat tarihi tüm bunları affeder mi zaman gösterecektir…
Gerçekten özgün olan, yeniyi ortaya koyanlar, Van Gogh gibi önceleri dışlanmış,sonradan da baş tacı edilmişlerdir…
Sotheby müzayedesi bize çok önemli bir ders olmuştur… Bundan sonra genç sanatçılarımız korkmadan yabancı sanat dergilerini karıştırarak onlar gibi resim yapmaya devam etsinler, mutlaka günün birinde ilgi göreceklerdir…
Gerçek sanatçım! sen hiç yorulma ve inancını yitirme, nasıl olsa balonlar şişirenlerin elinde patlayacak ve sen o zaman ki tavrınla, zaten bugün bize ders verdiklerini sananlara gereken dersi vereceksin…

Aşagıdaki 3 resim müzayededen  3 ayrı sanatçının işlerini hatırlatacaktır… Katmanlardan oluşan kent  çalışması Chicago’lu ünlü sanatçı Salovan’a aişt ve Salovan bu eserlerini 200-300 bin dolara yıllardır satıyor ve dünya sanat tarihinde biliniyor… Müzayedeye eserleri konulan ve satılan ressamımızın resimleri ise katmanlardan oluşan yeni çalışmalar olarak Sotheby tarafından duyuruldu. Demek ki Sotheby fazla araştırmadan seçim yapmış…

Çarmıha gerili insan fotoğrafı ne ilk nede son bir çok sanatçı bu konuyu işlemiştir. Yalnız müzayedeye konulan sanatçımızın aynı fikri yansıtan fotoğrafının da hakkını yememek gerek. Samimi olarak söylüyorum o sanatçımız daha iyi kullanmış bu fikri…

İneklerin üzerinde imajlar kullanmak yeni değil ve bu anlamda aysız eser bulabilirsinin bugünekadar yapılmış olan. Acaba sanatçımız inek üzerinde Yavuz Sultan Selim’in ünlü bir ressam tarafından yapılmış resmini photoshop grafiği olarak inek üzerine koyması neyi anlatıyor… Bz çözemedik çözen varsa bize yazabilir…Örneğin inek resmi üğzerinde inek imajını da bir başka sanatçı kullanmış fakat ülkesinin bir değerini inek üzerine aplike etmek herhalde bir ilk olsa gerek… Neyse öyle gösteriyor ki, Batı ilkleri yapacak ve bizim sanatçılarımız da Batı’yı eserlerne taşıdıkça önemli kılınacaklar. Yani Batı’dahn görsel sanatlar anlamında kopamayacakmıyız? Batı’ya gönderme yapan özgün sanatçılarımız yok mu? Elbette az da olsa vardır fakat ne Sotheby nede ülkemizdeki sözde sanat uzmanları onları pek anlayamadıkları için bldikleri Batı kriterlerinden ayrılamıyorlar, hayırlı olsun!

NOT: Aslında müzayededen daha çok örnekler sunabiliriz fakat yanlış anlaşılmasın Sotheby müzayedesini destekliyoruz ülkemiz sanatı için olumlu fakat, şimdiye kadar ülkemiz görsel sanatlar dünyasında meydana gelmiş olan çarpıklıkları Sotheby gibi firmalarla da yaşamak istemiyoruz. Daha samimi, dürüst ve dikkatli olmaları gerekir…
the_loopjason-salavon

Onlar  ilkini yapıyor biz fikri alıp uyguluyoruz. Hangisi özgün acaba...
Onlar ilkini yapıyor biz fikri alıp uyguluyoruz. Hangisi özgün acaba…

İnek ve üzerinde imaj...
İnek ve üzerinde imaj…